Yazıya; başlıktan mülhem altının Türkiye’deki dağılım haritasının çarpıcı verileriyle girizgâh yapacağız. Finalde çağımızın gizli tekno-ideolojisi "Dataizm" ile de tanışıp birlikte bir senteze erişeceğiz...
Malum, altın hiç eskimeyen bir ekonomik değerdir. Bütün zamanların, zamana en dirençli emtiasıdır. Para da dâhil her emtianın gücü, zaman karşısında ekonomik değerini muhafaza etmesiyle ölçülür. Enflasyon dediğimiz ekonomik enfeksiyon, paranın zaman karşısındaki mukavemet gücünün azalmasından başka bir şey değildir.
İmdi… İşin data kısmına yine altını esas alarak geçeceğiz. Açık, ama altın değerinde bir datayla… Türkiye’de dolaşımdaki altın verisi… Hangi ilde ne kadar olduğuna dek… Önce 2024 verileriyle başlayalım, sonra bu yıla geçelim.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu datalarına göre 2024’te altın mevduatlarının yüzde 50’si üç büyük şehirde toplandı.
Bir başka deyişle Türkiye genelindeki altın mevduatlarının yarısı üç büyük şehirde. Elbette birinci sırada İstanbul var. İstanbul’da altın mevduatı 439,79 milyar TL, Ankara’da 149 milyar TL ve İzmir’de de 78,98 milyar TL.
Sıra 2026 verilerine geldi. Günümüzün altın mevduatı dağılımına bakmadan önce iki yıllık süreçte altının fiyatının ikiye katlandığını hatırlatalım. Ekim 2024’te altının gramı 3 bin 100 TL idi. Bugün 6 bin 420 TL. İki yılda neredeyse 2,2K yapmış.
Üstelik 40 gün süren 28 Şubat 2026 ABD/İsrail-İran Savaşı’ndan bu yana devam eden yaklaşık yedi aylık durgunluğa rağmen… Altının fiyatının yükselişi ile paralel olarak Türkiye’nin altın mevduat hesapları da 2026 yılında yüzde 21,5 oranında artmış.
EMTİA, PİYASADAN MEVDUATA KAYDI
Bu sene de altın mevduatı hacminde; nüfusu ve ekonomik gelişmişliği ile paralel olarak üç büyük il başı çekiyor. İstanbul toplam 1 trilyon 467,2 milyar lira ile yurt içi altın mevduatının yüzde 35,5’ine sahip. Yine büyük bölümü gerçek kişilere ait olmak üzere Ankara; 475,4 milyar, İzmir ise 245,7 milyar liralık altın hesabına sahip görünüyor. Üç büyük ildeki hacim, toplam yurt içi altın mevduatının yüzde 52,9’unu oluşturuyor. Yani son iki yılda altının büyükşehirlere göçü de neredeyse +3 puan seviyesinde gerçekleşmiş. Ama daha büyük resimde şu var: Altın başta olmak üzere emtia, piyasadan mevduata kaymış.
Şimdi buradan da veri/data denilen şeyin, ulusal ve küresel ekonomik sistem için ne kadar önemli olduğu ve bu data sisteminin güvenliğinin neden kritik bir mesele olduğu ana fikrine doğru yaklaşabiliriz. Yukarıda altınla ilgili aktardığım bütün resmî datalar, tüm dünya kamuoyuna açık. Bunda bir beis de yok. Hatta bizdeki yastıkaltı altın miktarının tam tespitinin güçlüğü de ülkenin gayriresmî birikimi konusunda bir sırra yol açtığı için ‘gizli data’ gücü sağlayabilir. Gerçi Türkiye’deki yastıkaltı altın miktarının yaklaşık değerinin 500 milyar dolar olduğu geçen sene dile getirilmişti. Yine de bu konuda net bir dataya erişmek kabil değil.
Küresel veri sistemine girmeyen başka bilgiler de var ve bunlar da güç. Mesela Çin’in gayriresmî altın stoku gibi… Aslında ülkelerin dünya ekonomilerinde hangi sırada olduğundan tutun da altın rezervlerine kadar bütün veriler sistemde. Ancak yalnızca ilgili ülkenin dijital kasalarında erişilebilecek kozmik veriler de var.
"DATAİZM" İDEOLOJİSİNİN GİZLİ BARONLARI
Bilginin, datanın altın değerinde olduğu dünyada gizli bir teknolojik ideoloji uç veriyor. Ortaya çıktı ve sessiz sedasız biçimde yayılıyor. Tarihçi yazar Yoval Noah Harari, datanın merkezde olduğu bu ideolojiyi tarif etmek için ‘Dataizm’ kavramını yaygınlaştırdı.
Yaygınlaştırdı diyorum, çünkü bu kavramı ilk ortaya atan o değil. Bu terimi, ilk kez gazeteci/yazar David Brooks, 5 Şubat 2013’te The New York Times gazetesinde ‘The Philosophy of Data’ (Datanın Felsefesi) başlıklı köşe yazısında kullandı. 1809-1849 yılları arasında yaşamış büyük Amerikan yazarı ve şairi Edgar Allan Poe’nun o meşhur ‘The Philosophy of Composition’ (Yazmanın Felsefesi) başlıklı o meşhur denemesini hatırlatan bu yazının yazıldığı 13 yıl önce bile 'Dataizm’in, teknolojik gelişim hızı sayesinde küresel bir ideolojiye dönüşeceği tahmin edilebilirdi.
Ancak artık iş; o aşamayı da geçti. Dataizm; evrenin ve tüm varoluşun bir data akışından ibaret olduğunu, insan da dâhil her türlü varlığın bu akışın yalnızca vasıtası olduğunu savunan bir noktaya evrildi. Tekno-felsefe olarak tasnif edilip göz ardı edilecek kadar masum da değil. İnsanı, data aktaran Yapay Zekâ ile eşitleyen bir garabet bu. Bir tür küresel tekno, sahte din dayatması. Bu sahte din dayatmasına da yukarıdan bakıldığında Dataizm, Kapitalizm’in ileri aşaması olan bir küresel ekonomik ideoloji olarak tasnif edilebilir. Ve baronları da belli: Tekno-oligarklar…
Datayı kontrol eden, ekonomik ve giderek siyasal sistemi kontrol eder. Çünkü misal dünyanın bütün altınlarına da sahip olsanız sistemin yazılımına yönelik dijital bir müdahale ile tüm hesaplar sıfırlanabilir. Bu yüzden datanın altın çağında devletler, bilgiyi küresel sermayenin tekeline bırakmayacaktır.

