Kaydet
|

Elli iki yıllık hayatım boyunca 3 şehir, 13 ev ve 4 iş yeri değiştirdim. İlk 18 yılım, doğduğum memleket olan Adana’da geçti. 27 Ağustos 1993 tarihinde İstanbul’a üniversiteye kaydolduğum gün geldim. Geliş o geliş… Tabii 1997’deki 8 aylık Ankara ve 2002’deki 9 aylık küçük Londra parantezlerini saymazsak…

Burada, kelimenin hakiki anlamıyla büyük, belki de bir devlet gibi olan bu şehirde 33 yılım geçti. Otuz dördüncü yıla girmek üzereyim. Bu dönemin son 12 senesi de hafta içi İstanbul’un hem Avrupa hem de Anadolu Yakası’nı vuran sel afetinden en çok etkilenen ilçe olan Kâğıthane’de geçti. Mazide, 20. yüzyılın ilk yarısında bile bir nehir olan Kâğıthane Deresi’nin böylesine bir debiyle, âdeta yatağından taşarcasına aktığını 12 yıldır hiç görmemiştim. İstanbul’da da çok değişik yağmurlar -Üsküdar’da Boğaz’la karanın birleştiği türden- gördüm. Ama böylesine hiç şahit olmamıştım.

Ekim 2026 İstanbul sel afetinde megakentte beş, Kocaeli’de bir kişi olmak üzere toplam 6 can kaybımız var. Üç kişi de aranıyor. Yüce Allah, hayatını kaybeden afetzedelere rahmet eylesin, yakınlarına sabırlar versin.

MAZİYE BAKMAK YETSE BUGÜNÜ YAŞAMAZDIK

Böylesi afetlerden bundan böyle korunabilmek için mazideki afetlere bakmak yetmiyor elbette. Ders çıkarabilsek yetecek, ama çıkarmıyoruz maalesef. Yine de hatırlamakta, hatırlatmakta fayda var. İstanbul’daki sel afetlerinden bazıları şunlar:

Mayıs 1974’te Kâğıthane Deresi’nin taşması sonucu binden fazla ev su altında kaldı. O zamanlar buralar büyük ve küçükbaş hayvanların da otladığı/yayıldığı meralardı. Evler de vardı tabii. Bu sel, üç vefat ile sonuçlandı.

Daha yakın bir tarihe gelelim. Temmuz 1995’te Ayamama, Küçüksu, Turşucu ve Kurbağalıdere taştı. 1.284 ev ve iş yeri sular altında kaldı, bir vatandaş boğuldu. 2009’da yine Ayamama Deresi taştı, o da bir ekim değil, eylül yağmuruydu. Çok sayıda ev ve iş yerini su bastı, İstanbul’da 24 can kaybı oldu.

İstanbul’un sel tarihinin yakın zamanlarından derlediğim bu afetlerin hepsinde derelerin taştığını görüyoruz. Bu da bizi TGRT Haber Hafta Sonu Ana Haber’de pandemi sonrası altı yıldır sık sık dile işlediğim ‘aşırı şehirleşme’ meselesine götürüyor. Onun da kökenine şöyle bakalım:

1970’li yıllar İstanbul’a ilk büyük göç dalgasının olduğu yıllardı. Ardından 80’ler, 90’lar ve sonra ilk çeyreğini bitirdiğimiz 21. yüzyılın enternasyonel göç dalgaları yaşandı. Ardı sıra şunlar geldi: araç trafiğinin amansız artışı, zamanla artan ekonomik problemler ve şehrin, taşı toprağı altın İstanbul’un artık bu devasa nüfusa hakkıyla rızık veremiyor olması…

Hâlbuki İstanbul, bir ‘ekonomik fetih’ şehri olarak görülürdü. Bu, bir ölçüye kadar doğruydu; ama artık denge değişti. İstanbul’a gelişin psiko-sosyal kökenlerine baktığımızda özünde hep bir fetih motivasyonu görürüz. Belki her bireye uyarlanamaz, ama aile veya sülale bazında, dost çevresinde illa görmüşüzdür ki İstanbul’u rızık konusunda fethedilmesi gereken şehir olarak görenlerin sayısı az değildir.

Bu başlangıç algısı, atalarımızın dehasıyla alıp adaletiyle bugünlere getirdiği emanet şehirle ruhsal ilişkimizin doğasını bozan bir anlayışa sürüklüyor insanları. Özellikle de gençleri... Çünkü motivasyonda bir yanlışlık var. Bu bakış, İstanbul’a gelişte gayrimeşru da dâhil her tür kazancın peşine düşmeyi meşrulaştırıyor. Hayır! Burası fethedilecek bir şehir değildir, burası yaşarken idrakine varılacak bir yuvadır.

‘UĞURLA BİZİ İSTANBUL…’

Ama artık bu cömert özelliğini de yitirmeye başlamıştır. Ülkemizin yüzde 93,6’sı şehirlerde yaşıyor, yüzde 6,4’ü ise kırsalda. Resmî verilere göre İstanbul’un nüfusu yaklaşık 16 milyon. Artık şehirden köye dönme zamanı. Toprağa yöneliş ekonomik sebeplerle beslenen bir gereklilik. Ekonomik sebeplerin başında ‘büyükşehir enflasyonu’ geliyor.

Şehirler mevcut nüfusu taşımıyor, devasa beton ve metal ormanları hâline geldiler. Bu açıdan toprağa yönelişin yalnızca ekonomik değil, ekolojik ve manevi sebepleri de var. 20. yüzyılın özellikle ikinci yarısında trend köyden kente göçtü. Şimdi kentten köye göç eğilimi arttı, ama bunu yapabilenlerin sayısı sınırlı.

Kırsala yönelim, pandemiden sonra fikren/hayalen başladı. Ama henüz çoğul ölçekli, genele teşmil edebileceğimiz bir sürece evrilmedi. Çünkü önünde engeller var. Peki, İstanbul’dan gidişin önünde ne tür engeller var, ona da bakalım:

Gene ekonomik engeller ağırlıkta. Memleketinde evi, arazisi olan dönebilir; dönüyor da. Ama olmayanın gitmesi kolay değil. Hâlen burada çalışmak zorunda olan emekli, ona devlet tarafından yer verilse gider. Elbette ‘torunlarını bırakamayanlar’ da olacaktır; ama gidişler artar. Ayrıca gençler, evlenmek isteyen gençler; ev, arazi, hayvancılık, maaş ve çocuk teşviki gibi orta-uzun vadeli ekonomi politikalarıyla kırsala yönlendirilebilir.

Tarih hiçbir zaman geriye gitmez, hayat kentleşti ve dijitalleşti, ancak denge bozuldu. Yeniden sağlamalıyız. Bunun için de 1994’ün o meşhur türküsünden ilhamla “Bekle Bizi İstanbul” yerine “Uğurla Bizi İstanbul…” demeli, diyebilmeliyiz.

Ferhat Ünlü'nün önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.