Kaydet
|

Yirminci yüzyıl; cephede milyonlarca askerin ve ayrıca sivilin öldüğü bir ‘siper savaşı’ yüzyılı idi. I. ve II. Dünya Savaşı, ‘siper savaşı’nın bir daha tekrarını görmek istemediğimiz müşahhas örnekleridir.

21. yüzyılın başından itibaren ise, siper savaşından siber savaşa uzanan çok yönlü muharebeler zinciri ile karşılaştık. Siper savaşından siber savaşa temasını, aynı başlıkla bundan dört ay önce, 24 Haziran 2026’da bu köşede incelemiştik. Serinin devamı olan bu yazıda, güncel Türkiye-Çin Twitter savaşı bağlamındaki tezahürlerini göz önüne alarak siber savaşların hangi aşamaya geldiğini araştıracağız. İşe, siber savaş kavramını milatlar üzerinden kavramakla başlayalım:

Bir terör eylemi olsa da siber savaşların atası, prototipi; 11 Eylül 2001 New York İkiz Kuleler saldırılarıdır. Çünkü ABD’nin kendi topraklarında yaşadığı ‘çaresizlik’, medya vasıtasıyla gözler önüne serilmiştir.

Aslında bu da CNN başta olmak üzere ABD medyasının yanı sıra İngiliz ve Kıta Avrupası medyasının desteğiyle yürütülen 1990 I. Körfez Savaşı’nın bir tarihsel karması idi. On bir yıl sonra, yaklaşık 3 bin kişinin hayatına mal olan İkiz Kuleler terör saldırılarının canlı yayınlanmasıyla ABD’nin, Pearl Harbor’dan (1941) sonra ilk kez kendi topraklarında saldırıya uğradığı medya üzerinden ilan edilmiş oldu.

Siper savaşından siber savaşa geçişin olgunlaşmış örneklerini ise zamanın şimdiki evrelerinde görüyoruz. Kırk gün süren 28 Şubat 2026 ABD/İsrail-İran Savaşı, bunun müşahhas bir örneğidir. Tıpkı 12 gün süren 13 Haziran 2025 Savaşı’nda olduğu gibi kimin kazandığının notu, görüntüler üzerinden veriliyor. Mesela dünya kamuoyunun yüzde 90’ı İran’ın Tel Aviv’e fırlattığı füzeleri izleyerek bir kanaate erişmişti.

Peki, Çin bu meselenin neresinde? Siber savaşlar bağlamında bakarsak bir teknoloji üretimi merkezi olduğu için zaten meselenin odak noktalarından birinde. ABD/İsrail-İran Savaşı bağlamında bakarsak İran’a askerî teknoloji desteği sağlamış bir arka plan gücü olarak yine devrede. ABD ile yürüttüğü yapay zekâ savaşları ile zaten devrede, vesaire vesaire…

TÜRKİYE-ÇİN TWITTER SAVAŞININ SEBEBİ

Bir diğer soru şu: Biz bu meselelerin neresindeyiz de, ne oldu da Türk Twitter ya da X kullanıcıları ile Çinli kullanıcılar arasında kavga çıktı? Kıvılcım, 25 civarı takipçisi olan bir hesabın kedinin kafasına Çin şapkası geçirdiği bir gönderi ile ateşlenmiş. Sonrası seviyenin çoğu yerde epey düştüğü bir sanal muharebe… Çinliler, eğitimleriyle ve tarihten bu yana göç etmemiş bir kavim olarak bugünlerde eriştikleri ekonomik/teknolojik aşamayla övünüp duruyorlar. Bizimkiler de millet olarak 16 devlet kurmuş olmaktan hareketle ve Çin Seddi’nin Türk boylarından duyulan korku ile inşa edildiği ana fikriyle cevap saydırıyorlar. Sonuçta bir kısır döngü…

Madem siber de olsa sanal da olsa Çinlilerle kavga ediyoruz. O yüzden onları biraz yakından tanımakta fayda var. Çinliler, en çok neyle övünüyorlar? Ekonomik ve teknolojik seviyeleri ile… Boşuna bir böbürlenme de değil bu. Çin ekonomisi, satın alma gücü paritesi (kurlar arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldıran oran) bakımından en büyük ve nominal (kayıt altına alınmış) olarak ikinci büyük dünya ekonomisi.

Öyleyse ekonomide Çin modeli neydi ve nasıl başarılı oldu? Bu soruların cevabına bakalım: Üç döneme ayrılıyor Çin modeli. 1978-1996 arasındaki ‘sosyalist piyasa ekonomisine geçiş’, 1997-2002 yıllarındaki ‘durgunluk’ ve 2003’te başlayan ‘büyüme stratejisi’ dönemleri...

MESELE, ŞEHİR-KIRSAL UÇURUMUNDA DÜĞÜMLENİYOR

Bu noktada önemli bir nüans da şu: Çin’in ekonomik büyüme modeli, bu köşede çeşitli vesilelerle dile getirdiğim kırsala dönüş ekonomi modeliyle örtüşüyor. Orada 1978’den itibaren bu, uygulanmış. Çin’deki ‘Sözleşmeli Aile Sorumluluk Sistemi’ adlı sistem, kırsal kesimdeki üretimin artmasının en önemli nedenlerinden biriydi. 1984 yılındaki ekonomi sistemi reformu ile de kalkınmanın yönü kırsaldan kentlere yöneldi. Dolayısıyla kırsal kalkınmayla birlikte şehirleşme, sanayileşme ve teknolojik atılımlar da arttı.

Peki; bizde öyle mi oldu? Hayır. Bizde 1978’de köyden kente göç trendi yeni yeni başlarken Türkiye’nin kır nüfusu yüzde 58, kent nüfusu yüzde 42 idi. 1975 sayımında oran böyleydi. Elli iki sene bir insan ömrü içinde uzun bir süre olsa da tarihsel süreç açısından çok kısa. Bu evrede nüfusumuz yüzde 93,6 kent ve yüzde 6,4 kırsal dağılım şeklinde değişti. Dehşet bir dengesizlik ile…

Yazıyı toparlarken Çin modelinin mimarını da tanıyalım. Çin’deki ekonomik büyümeyi başlatan kişi, Deng Xiaoping’dir. Xiaoping, stratejisini şu cümleyle özetliyordu: “Bazı kişiler ve bölgeler önce zenginleşsin, sonunda toplumun tümü zenginleşecektir.”

Bu strateji orada başarılı oldu. Çin, teknolojik atılımda da benzer bir strateji izliyor. Başta yapay zekâ olmak üzere üretimde ABD’yi geçen Çin, YZ ‘start-up’ şirketlerinin yarısından fazlasının sahibi. Çok uluslu teknoloji şirketi AliBaba ve değerli yapay zekâ ‘start-up’ı SenseTime Çin menşeli.

Bize düşen ise Çinlilerle Twitter savaşları yürütmekle vakit kaybetmektense askerî teknolojide yaptığımız gibi sivil teknolojide de bir büyük markayı üretip dünyaya sunmak. Gerisi, zaten Türkiye modeli ile gelecektir.

Ferhat Ünlü'nün önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.