DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, fon krizinin sermaye piyasalarının genelinde zarara yol açtığını, halka açık şirketlerin değer kaybının 150 milyar dolar olduğunu söylemiş.
Rakam doğru mudur bilmem, yanlışsa ilgilileri cevap verir… Ancak eski Ekonomi Bakanı olduğu için dikkate değer buldum. Bu kriz şayet böyle bir kayba yol açmış ise 2023 seçimlerine üç ay kala yaşadığımız 6 Şubat deprem felaketlerinin zararına eş değer demektir.
Böylece, Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu tarafa firari FETÖ’cülerin ve o dönem CHP’yi ele geçiren “Ekosistem” şebekesinin “Erdoğan 2026’da erken seçime gitmek zorunda kalacak” demelerinin sırrını da anlamış bulunuyoruz.
Ağababalar paralarını yurt dışına taşıdıktan ve fon patlama sürecine girdikten sonra tuzağa çekilen Fatma Betül Sayan Kaya gibi AK Partili tamahkârların “Ekosistem” aparatlarınca kamuoyuna servis edilmesi de ‘ekonomik darbeden siyasi sonuç üretme’ noktasında mantıklı bir noktaya oturuyor.
***
Bütün parçaları birleştirdiğimizde, fon krizinin planlı bir ekonomik darbe girişimi olduğuna yönelik şüpheler kuvvetlenmekle birlikte, bu operasyonun yurt dışı ayağı, en az içerideki uzantıları kadar kritik bir mesele.
Hoş, olan olduktan sonra neye yarar ama, nasıl bir operasyon yediğimizi bilmek ve bundan sonra tekrar aynı tuzağa düşmemek için burayı çözmemiz elzem.
Çünkü, İBB davasında da, iki Alman iş adamının şikâyetiyle patlak veren Sarıgül soruşturmasında da milyar milyar dolarların, avroların Almanya, İngiltere, İsviçre gibi ülkelere taşındığını görüyoruz.
Yazık günah… Bu ülke insanının dişiyle-tırnağıyla kazandığı yüz milyarlar, hırsızların eliyle Avrupa’ya taşınıyor.
Fon vurgunu da öyle…
Tek fark, onlar, “Ekosistem”ciler gibi rüşvet toplayarak, ihale vurgunu yaparak doğrudan suç teşkil eden, dolayısıyla açığa çıkarılması daha kolay olan yöntemlerle değil; izi tespit edilemeyecek, yakalansalar bile “Ne var bunda? Borsada hisse alım satımı yapmak suç mu?” diyecek yöntemlerle ilerlemişler.
Şu tesadüfe bakın ki, bugün tasfiye edilen fonlardaki anormalliklere de, Özgür Özel gibi ‘Ekosistem’cilerin “Erdoğan 2026’da seçime gitmek zorunda kalacak” dediği 2024’te başlamışlar.
Bunun izi, vurgunun yurt dışı ayağında ismi geçen Norveç Varlık Fonunda da görülüyor.
***
Norges Bank Investment Management (NBIM), Norveç Varlık Fonunu yöneten kurum.
Yaklaşık 2,3 trilyon dolarlık varlığıyla dünyanın en büyük devlet fonu.
Norveç’in petrol ve doğalgaz gelirleri bu fonda toplanıyor, dünya borsalarına yatırılıyor.
Bu fonun geçtiğimiz haziran ayındaki bildirimine göre, Türkiye’deki hisse yatırımları 2,2 milyar dolar.
Bloomberg, 30 Eylül’de bu rakamın 208 milyon dolarının, soruşturmada adı geçen fonlardaki hisselerde olduğunu yazmıştı.
Türkiye’deki fon vurgununa karıştıkları suçlamasına cevap veren Norveç fonunun CEO yardımcısı Trond Grande “Burada fail olmaktan çok, mağduruz” iddiasında bulundu.
Bir de üstü kapalı tehdit etti, Türkiye’deki hisseleri ve fon parasını yöneten dış şirketleri değerlendirmeye aldıklarını söyledi.
ABD merkezli TRG Management'ın da Norveç fonu adına Türkiye'deki hisselerini yönettiği biliniyordu.
Peki, Norveç fonu Türkiye’de gerçekten mağdur mu oldu?
İşi bilenlerin yaptıkları değerlendirmelere bakınca aslında durum şu;
“Mağduruz” dedikleri hisseleri 2024’ten sonra almaya başlamışlar…
O yıla kadar portföyündeki 2,2 milyar dolarlık hisselerden zarar görmeyen ve sağlam yatırımlarda para kazanan Norveç Varlık Fonu gibi ciddi bir kurum, ne olmuş da 7’de 7 riskli fonlara yönelmiş?
2024’ten başlayıp, çoğunlukla 2025 ve 2026’nın ilk aylarında hisse alımı yaptığı bilinen NBIM’ın “Mağdur” açıklamasının yalan olduğunu, bunun fersah fersah ötesinde fahiş kârlar elde ettiğini söylüyor analistler.
Dikkat çeken örneklere de satır açıyorlar…
Mesela 50 lira düzeyinde yaklaşık 14 milyon dolarlık hisse alıp, bunun bir kısmını 2026 Mayıs ayında 300 liradan ciddi kârla satmışlar. Yani bugün bahsettikleri aslında kârdan zarar, ama onu söylemiyorlar.
Kalem kalem birçok hisseden akılalmaz paralar kazanmışlar ama, savcılık harekete geçince, daha fazla vurgun için içeride tuttukları 208 milyon doları Türk yatırımcıya satamadıkları için şimdi sözde mağdur olmuşlar!
Fon tezgâhı patlamasa bu 208 milyon dolarla en az 2,2 milyar dolar kadar parayı daha ceplerine koyacaklardı.
***
Bloomberg’e göre fon, düzenleyici kurumların 2025'te manipülasyon tespit ettiği üç hissesini elinde tuttu. Yani uyarı vardı, fon yine de satmadı.
Peki neden? Bazı analistlerin iddiasına göre “Çıkmayın” talimatı İsrail’den, çünkü bu zaten onların parasıydı ve ekonomik darbe girişimi için kullanılmaktaydı.
Norveç Varlık Fonunun yanı sıra ABD merkezli Citibank’ın da vurgunun merkezindeki Tera aracılığıyla 80 milyon dolarlık manipülatif hisse aldığı biliniyor.
İşin vurgun tarafı bir yana, bu operasyonun merkezinde hangi aklın olduğu!
Taşeron örgüt FETÖ’nün bu işin altından çıkması sürpriz olmaz; asıl 2026’da, önümüzdeki salı günü kritik bir seçime hazırlanan İsrail, ekonomik tetikçiliği en iyi bilen siyonist-İngiliz sermayesi, Türkiye’ye yönelik ekonomik darbe girişiminin neresinde; hangi hisselerde ne kadar payları var, Türkiye’den yatırımcıyı soyarak ne kadar para çıkardılar, bunlar soruşturma ilerledikçe anlaşılacak.
Bunlara vurgu yaptım diye zannetmeyin ki AK Parti içindeki isimleri, hükûmetin içindeki bazı bürokratları aklamaya çalışıyorum; tam aksine onların bilerek veya bilmeyerek kimlerle iş birliği yaptığını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a nasıl ihanet ettiklerini anlatmaya uğraşıyorum.
Fon operasyonu ile eş zamanlı olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kardeş ülkeler üzerinden bile sıkıştırmaya çalışan İsrail ve müttefiklerinin, Erdoğan’ı en yakınından vurma planlarını daha önce 17/25 Aralık 2013’te görmüştük…
Şimdi filmin tekrarını, bütün ekonomiyi etkileyecek bir darbe senaryosuyla yeniden izliyoruz.
***
Fon krizinin patladığı eylül ayında, sosyal medya ve internet siteleri üzerinden yüksek kazanç vadederek 3 milyar dolarlık vurgun yapan İsrail bağlantılı bir şebekenin çökertildiğini; 9’u İsrail vatandaşı 45 yabancı uyruklu kişinin gözaltına alındığını hatırlatmak isterim.
Bu ülkede hiçbir şey tesadüflerle olmuyor.
Tıpkı FETÖ’cülerin ve ‘Ekosistem’cilerin daha üç yıl evvelinden “Erdoğan 2026’da erken seçime gitmek zorunda kalacak” demeleri gibi.
“El mi yaman, bey mi” göreceğiz.

