Murat ÖZTEKİN

Ahmet Kabaklı’nın kültür dünyasına kazandırdığı Türk Edebiyatı Vakfı, geçtiğimiz günlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülü’nün sahibi oldu... 43 sene evvel kurulan Türk Edebiyatı Vakfının daha evvel yayın hayatına başlayan dergisi Türk Edebiyatı ise 50. yaşına basıyor... Türk âlemindeki edebiyat dünyasına yarım asırdır yön veren dergi, birçok usta yazara da mektep oldu. Biz de Türk Edebiyatı Vakfının hikâyesini Başkanı Serhat Kabaklı ve Türk Edebiyatı Dergisi Genel Yayın Yönetmeni İmdat Avşar’dan dinledik…

"DEVE DİŞİ GİBİ ADAMLAR"LA KURULDU

Aynı zamanda Ahmet Kabaklı’nın yeğeni olan Serhat Kabaklı, Türk Edebiyatı Vakfının kurulduğu günlerde oldukça heyecanlı olduklarını söyleyerek “Ahmet Kabaklı Hoca, tabiri caizse deve dişi gibi adamlarla önce Türk Edebiyatı Cemiyetini kurdu. Mehmet Kaplan, Ergun Göze ve Mustafa Miyasoğlu o isimlerdendi. Ardından Defne dergisini alıp, adını değiştirerek Türk Edebiyatı dergisini çıkardılar. Çok güçlü bir yazar kadrosuyla yayın hayatına başladı. Sonra Türk Edebiyatı Vakfı adıyla yola devam ettik” şeklinde konuşuyor.

“O zamanlar dergi çıkarmak hiç kolay değildi” diyen Kabaklı sözlerine şöyle devam ediyor: "Ancak idealist insanlar için dergi çıkarmak bir mecburiyetti. Bunun için Kabaklı Hoca’nın neler çektiğini çok iyi bilirim. Kendisi annesine, kardeşlerine para gönderir ve artan parayla dergi çıkarırdı. Öğretmen maaşlarından bahsediyoruz. Ve o dergi yılını doldurup günümüze kadar geldi. Sevinç Çokum gibi yazarlar buradan yetişti…"

KOMÜNİZM YILLARI...

“Türk Edebiyatı Vakfı sadece Türkiye’yle alakalı bir vakıf değildi” diyen Kabaklı, o yıllarda Sovyet baskısı altında Türk dünyasında yaşayan yazarların makalelerini neşretmek için binbir zorluk çektiklerini de anlatıyor: "Bahtiyar Vahabzade, Sovyet yıllarında yazılarını Azerbaycan’dan direkt olarak Türkiye’ye gönderemiyordu. Doğu Almanya üzerinden bir Türkoloğa gizlice iletir, o da bize gönderirdi. O mektupları ben açıp takdim ediyordum. Ne günlerdi…"

Vakfın Sultanahmet’teki binası

"EDEB"İ ORTAYA ÇIKARDI

Serhat Kabaklı “Derginin kuruluş felsefesi neydi?” soruma ise şu cevabı veriyor: "Türkiye’de o yıllarda farklı kesimler edebiyata sahip çıkıyordu. Ama aralarında “edeb”le alakası olmayan kişiler vardı. Ahmet Kabaklı ise edebiyatın özünde yatan edep kavramıyla bir dergi çıkarmaya hayatını adadı. Bir gün burada yaşadığı zorlukları anlatırken 'Ben bu dergiyi öğrencilerime ve yeğenlerime emanet ediyorum' dediğini ve birlikte ağladığımızı bilirim."

NECİP FAZIL: SEN KİM OLUYORSUN!

Bir şair olan Serhat Kabaklı, Türk Edebiyatı Vakfında Necip Fazıl’la yaşadığı bir hadiseyi ise şu sözlerle anlatıyor: "Bunu kendime pay çıkarmak için anlatmıyorum... 18-19 yaşındayken dergide ‘Mermer ve İnsan’ diye bir şiirim yayınlandı. O sırada Edirnekapı Yurdunda kalıyordum. Bir cuma akşamı amcam beni aradı “Hemen cemiyete gel” dedi. Oraya vardığımda Necip Fazıl’ı görüp titremeye başladım. Necip Fazıl bana dönüp “Sen kim oluyorsun ulan!” dedi. Hemen ağladım. Sonra “Benim önümüzdeki sene yazacağım şiiri, senin bu sene yazmaya ne hakkın var!” dedi. Bu benim hayatımın övgüsüydü.

“ÇARŞAMBALAR” DOLAR TAŞARDI

Türk Edebiyatı Vakfının meşhur “Çarşamba Sohbetleri”nin sıcak atmosferlerini de anlatan Kabaklı “O sohbetlerde küçük gemici sandalyelerine oturarak yazarları dinlerdik. Celal Bayar ve Osman Yüksel Serdengeçti gibi siyasilerden tutun da Necip Fazıl ve Arif Nihat Asya gibi edebiyatçılara kadar birçok yazar, buradaki kürsüden geçti. Format şuydu: Bir saatlik bir sohbet olur. Kabaklı Hoca nezaketle herkesi dinler, sonra katılıp katılmadığı yönleri de söylerdi. Çarşamba Sohbetleri üniversite gençleri için bir okul olmuştu. Burası ağzına kadar dolar, herkes soru sorabilirdi” ifadelerini kullanıyor. 


Türk Edebiyatı Dergisi Genel Yayın Yönetmeni İmdat Avşar 

MİLLİ BİR AYDIN KİTLESİ MEYDANA GETİRDİ

Türk Edebiyatı Dergisi Genel Yayın Yönetmeni İmdat Avşar “Türk Edebiyatı dergisi, Ahmet Kabaklı’nın fikir çilesinden doğmuş bir dergi… Elli senedir devam ediyor. Derginin çıktığı yıllarda modernleşme hareketleriyle birlikte Türk dili ve gelenekler üzerine bir baskı kuruldu. 1970’li yıllarda ‘Arı Türkçe’ denilen ucube bir yaklaşım Türk edebiyatını kendi medeniyet köklerinden koparma girişimi olarak cereyan etti. Bu baskılar kendi millî edebiyatımızı yok sayan bir edebiyat üretmeye çalıştı. Ahmet Kabaklı ise etrafında millî bir aydın kitle meydana getirdi. Türk Edebiyatı dergisi de, Türk Edebiyatı Vakfının yayın organı olarak hep bu misyonla yayın yaptı” diyor.

Türkiye’de yıl bir sayı üç kapanan çok sayıda dergi olduğunu hatırlatan Avşar “Aylık bir edebi yayını elli sene devam ettirmek önemli. Ama Türkiye’de artık basılı edebiyat dergilerini ayakta tutmak giderek güçleşiyor. İnternet çağında bir edebiyat dergisini mürekkep kokusuyla okuyuculara sunmak zor. Bunun için kaliteden taviz vermemek önemli. Ama dergi okumanın ve dergi çıkarmanın özel yanları var.” şeklinde konuşuyor.

Mütefekkir ve yazar Seyyid Ahmet Arvasi'yi oğlu anlattı: Gece 2’de kapımız çalınırdı Mütefekkir ve yazar Seyyid Ahmet Arvasi'yi oğlu anlattı: Gece 2’de kapımız çalınırdı Vefatının 33. yıl dönümünde Seyyid Ahmet Arvasi’yi gazetemize anlatan oğlu Mehmet Murat Arvasi, "Rahmetli babamın sevenleriyle konuşmaktan bitap düştüğü zamanlar olurdu. O hâlinde bile ‘Aman, gelene gidene mâni olmayın’ diyordu" dedi. Türk İslam ülküsünün mimarı merhum yazarımız Arvasi'nin bilinmeyen yazıları ise tek kitapta toplanacak.

Ressam Fevzi Karakoç'un atları sergide: At murattır Ressam Fevzi Karakoç'un atları sergide: At murattır At resimleriyle tanınan ressam Fevzi Karakoç “At, benim için hep ulaşılamayan bir ideal oldu. Şimdi o idealin dışa vurumunu yapıyorum” diyor.