BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İslam’da Sapkınlık MODERN İSLAMCILIK ve doğuşunu hazırlayan gelişmeler

Dr. C. Ahmet Akışık
Facebook
İslâm’da Sapkınlığın, 72 Fırka, Bâtınlîk-İslâm’da Felsefe, İbn Teymiyyecilik ve Oryantalizm’den sonra Modern İslamcılık olduğu söylenebilir.
Modern İslamcılık, diğer bir adıyla İslam’da Modernizm, 18. yüzyılın son yarısında başgösterip 19. yüzyılda genelde Arabistan, Mısır, Hindistan, Avrupa ve Osmanlı Türkiye’sinde yaygınlaşan, dinde yeniliği, değişimi ve reformu öngören bir harekettir. Dini anlayış ve uygulamada mevcut dini zihniyete ve geleneksel İslam’a bir tepki olarak doğmuştur.
Modernistler, şu gerekçeleri ileri sürmüşlerdir:
Tefsir, Hadis, Akaid, Fıkıh, Siyer ve Tasavvuf gibi dinî ilim temsilcisi âlimler, 1200-1300 senelik İslam mirasını koruyamamış, anlayamamış, gereksiz ve asılsız ilâvelerle onu tanınmaz hâle getirmişlerdir. Bu durumda yapılacak iş, değiştirilen, özünden uzaklaştırılan İslam’ı aslına döndürmek ve ilk asra, “selef”e götürmektir. Hiçbir âlime ve mezhebe bağlanmadan Kur’ân, vahiy, nübüvvet, melek ve ahiret kavramlarını yeniden yorumlamaktır. İslam’ın kaynağı olarak yalnız Kur’ân’ı esas almak, Hadisleri ve mezhep imamlarını devreden çıkararak Kur’ân merkezli bir din anlayışını inşa etmektir.
Bu ve benzeri iddialarla yola çıkan, “vahiy” ve “nübüvvet/peygamberlik” temelli İslam’ı daha çok “aklî” ölçüler çerçevesinde sorgulayan ve yorumlayan Modernistler, acaba Tarih’te hangi gelişmelerin etkisinde kalarak bu sapkın fikirlere sahip oldular? Bunlar, kısaca şu başlıklar altında ele alınabilir:
 
Avrupa’da Reform Hareketi
 
Reform, 16. yüzyılda Katolikliğe (Roma Kilisesine) karşı yapılan ve bütün Avrupa’yı etkileyen dinî bir harekettir. Bu hareketin önderi Cermen kökenli teolog ve filozof Martin Luther’dir. Luther, 1517’de Wittenberg Kalesi Kilisesi’nin kapısına 95 maddelik bir Protesto bildirisi asmıştır. Bu bildiride özetle şunlar dile getirilmiştir:
  • Papalığın çıkardığı, piskopos ve papazların para karşılığında sattıkları endüljans (günah çıkarma belgeleri), insanları yanıltmaktadır.
  • Her hakiki tevbekâr Hıristiyan, endüljans almadan da cezadan ve suçtan tamamıyla bağışlanma hakkına sahiptir.
  • Hıristiyanlara “bağışlanma belgeleri” satın almanın, bir Tanrı emri olmadığı öğretilmelidir.
Martin Luther’in bu protesto eylemi, Hıristiyanlıkta mevcut Katolik ve Ortodoks mezheplerine bir 3’üncüsü olan Protestanlık mezhebinin eklenmesine sebep olmuştur. Protestanlık Avrupa’da değişik isimler altında süratle yayılmıştır. M. Luther'e tâbi olanlara Lüteryen, J. Calvin'e uyanlara Kalvinist ve İngiltere’dekilere de Anglikan denilmiştir.
Protestanlar, şu gerekçeleri ileri sürerek Papalığın icraatına karşı çıkmışlardır:
1. Ruhban sınıfına (kardinaller, piskoposlar ve papazlara/rahiplere) ihtiyaç duyulmadan İncil okunmalıdır. İncil, Hıristiyanlar için dinî hayatta tek kaynak kabul edilmelidir. İncil’i her Hıristiyan kendi dili/lisanıyla okuyabilmelidir. (Katolikler ve Ortodokslar, İncil’i Yunanca ve Lâtince okumak zorundadırlar.)
2. Azizlerin (Hıristiyanlarca 'ermiş' kabul edilen kişilerin) kutsallığı yoktur.
3. Dua ve ayinler, her milletin kendi diliyle yapılmalıdır.
4. Rahipler, evlenebilirler.
M. Luther ve J. Calvin, Papalığın yanlış ve sapkın eylemlerine karşı çıkarken esas temeli, özü görememişlerdir. O da 1. Konsil (İznik, M. 325) toplantısında tevhid’i (tek ilâh inancını) savunan Arius’çü piskoposlara karşı İmparator Konstantinos’un da içinde bulunduğu grubun “teslis” akidesi kabul edilerek İsa Mesih’in Tanrı’nın oğlu olduğunun kabul edilmesidir. Bu batıl inanış, İncil’in tamamen değiştirilmesini ve beşerîleştirilmesini ifade etmektedir.
Diğer önemli temel bir konu da Hazret-i İsa’ya inen tek ilâhi İncil’in sonradan Havariler tarafından yazılarak, değiştirilerek ve çoğaltılarak 4 adede çıkarılmasıdır.
Protestan mezhebinin ilkelerini açıklayan din adamları, bu “teslis” ve 4 ayrı İncil üzerinde hiç durmadan Hıristiyanlık ağacının dalları ve yapraklarına musallat olan haşerata (Papalığın yönetici kadrosuna) tepki göstermişlerdir. Elbette bu eleştirilerinde haklıydılar. Fakat esasta, temelde bozukluğu görememişlerdir.
Avrupa’da Hıristiyan toplumunda dinde meydana gelen bu kökten, radikal değişim, İslâm ülkelerinde dinî algının büyük ölçüde değişmesine sebep olmuştur. Özellikle Batı ile teması olanlar, Batı’da doktora yapanlar, Oryantalistlerin kitaplarına göre eğitim alanlar ve bilhassa menfaatlerini bu değişimde gören Akademisyenler, kendi dinî miraslarına ihanet uğruna bu cereyana kapılmışlardır. Prorestan ilkelerinin bire bir aynısı olan:
  • “Hıristiyanlıkta tek kaynak İncil olmalıdır” karşılığında Kur’ân Müslümanlığı/Kur’ân bize yeter,
  • “Bir din adamına bağlılık şart değildir” karşılığında Mezhepsizlik,
  • “Her millet İncil’i kendi dilinde okumalıdır” karşılığında Mealcilik,
  • “Azizlerin kutsallığı yoktur” karşılığında da Tasavvuf karşıtlığı,
akımları doğmuştur.
İslâm’da Modernizm ideolojisinde 1300-1400 seneden beri gelen İslâmî miras, Tefsir, Hadis, Akaid, Fıkıh, Siyer gibi alanlarda yetişen Müctehid âlimler, Modernizm ilkelerine ve Batı’nın seküler din anlayışına/lâikliğe ters düştüğü için devre dışı bırakılmıştır.
Ülkemizde ve diğer İslam ülkelerinde görülen bu Moderleşme, aslında gerçek “yenilik” değil, red ve inkârı neticelendiren bir “gerilik” olmuştur. Çünkü her devirde hakikat, ileriyi, red ve inkâr da geriliği temsil eder. Avrupa, hakiki olan Kitab-ı Mukaddes’i tahrife/bozmaya, yenilik/Reform adını vermiştir. Bu şekilde hiçbir zaman “hakikate/gerçek olana” varamamış, bilâkis inkâr, küfür ve irtidad içinde kalmıştır.
İslâm ülkelerinde modernist İslâmcıların “fakat” kullanmadan iştiyakla savundukları, hatta bazılarının imanlarını feda etme pahasına Modernizm’i yöntem olarak değil, muhteva olarak kabullendikleri bir gerçektir. Bu gerçeğin bir ayağı, Reform hareketine, diğeri de “Aydınlanma çağı”nın ilkelerine dayanmaktadır.
 
Aydınlanma Çağı
 
Orta Çağ (yaklaşık M. 5.-15. yüzyılları arası) Avrupa’sında Papalık ve kiliseler, dinî konulardan bilimsel çalışmalara, hatta yönetime varıncaya kadar her şeye karışıyor, müdahale edebiliyorlardı. Karşı gelenlere “aforoz” ve “engizisyon” mekanizmalarını kullanıyorlardı. Engizisyon mahkemeleri, 6 asır sürmüş ve milyonlarca insan, bu mahkemelerde ölüm cezasına çaptırılmıştır. Hele (Katolik ve Protestanlar arasında olan) din savaşlarında ölenlerin sayısı, 6-19 milyon civarındadır. Onun için Orta Çağ, Avrupa için karanlık bir çağ olmuştur.
Ancak İslâm coğrafyası için durum böyle değildir. Fizik, Kimya, Biyoloji, Tıb, Coğrafya ve Astronomi gibi bilim dallarında yapılan keşifler, belli şehir merkezlerinde kurulan Üniversite seviyesindeki Medreseler ve Bilim Araştırma Merkezleri, İslam dünyasını hem Askerî, hem de ilmî yönden hâkim duruma getirmiştir. İlmî gelişmeler, çeşitli dillerde yazılan kitaplarla dünyaya duyurulmuştur. Bu konuda yazılan eserler arasında Taşköprizâde’nin (ö.1561) Miftâh kitabının tecümesi Mevdûâtû’l-ulûm ve Kâtip Çelebi’nin (ö.1656) Keşfu’z-zunûn’u bulunmaktadır. Ancak bu konuda en kapsamlı çalışma Prof. Dr. Fuat Sezgin’e (ö.2018) aittir. 13 ciltten oluşan bu çalışma (GAS), İslâm Bilim, Kültür ve Medeniyeti Tarihi’ni bütün devirleri itibarıyla ele almaktadır.
Orta Çağ, Müslümanlar için Aydınlık bir çağ olmuştur. İlim adamları, pozitif bilimlerin her dalında serbestçe, özgürce çalışma yapabilmişlerdir. Beytü’l-hikme adı verilen Araştırma Merkezleri ile Selçuklu, Osmanlı ve Endülüs dönemlerinde kurulan Üniversiteler bunun kanıtıdır.
Literatürde Aydınlanma çağı, 17. ve 18. yüzyıllarda gelişen, akılcı düşünceyi esas alan, ön yargı ve ideolojileri reddeden, geleneksel düşünceye değil, özgürce yeni bilgiye yönelen bir dönemi tanımlar.
“Aydınlanma”ya yol açan başlıca fikrî gelişmeler, Rönesans ve Reform hareketleridir. 15. ve 16. yüzyıllarda bilim ve teknoloji alanındaki yenilikler, Kilisenin akıl almaz şekilde insanlara tahakkümü ve engizisyonlar vasıtasıyla yüz binlerce insanın haksız yere öldürülmesi, Rönesans ve Reform hareketlerinin doğmasına sebep olmuştur. Her iki hareket de Kiliseye ve Ruhban sınıfına, dolayısıyla Hıristiyanlığa karşı bir tepki ve isyan olarak ortaya çıkmıştır.
“Aydınlanma”nın ilk temsilcileri genellikle R. Descartes ve G.W. Leibniz kabul edilir. Almanya'da J. G. Herder, I. Kant, Christian Wolff; Fransa'da D. Diderot, Baron d'Holbach, Montesquieu, Jean Jacques RousseauVoltaire; Büyük Britanya'da David Hume, John Locke, F. Bacon ve Thomas Paine; Hollanda’da B. Spinoza Aydınlanma Çağı'nın en önemli temsilcileridir.
“Aydınlanma”nın ilkeleri şöyle özetlenebilir:
Avrupa’da din merkezli bir toplum yapısı, yerini akıl, deney ve insan odaklı bir topluma bırakmıştır. Orta Çağ'da hüküm süren dünya görüşü değişmiş ve yeni bir dünya görüşü “sekülerizm/lâisizm” topluma hâkim olmuştur. Bu değişim, şu kavramları beraberinde getirmiştir:
  • Rasyonalizm/Akılcılık,
  • Amprizm/Deneycilik,
  • Hümanizm/İnsancılık,
  • Sekülerizm/Lâiklik,
  • Pozitivizm/Materyalizm.
Avrupa’da Kilise, her bakımdan halka zulüm ve baskı uyguladığı, pozitif bilim çalışmalarına bile müdahale ettiği, hatta cezalandırdığı için (Galileo’da olduğu gibi) haklı olarak din ve bilim adamlarının cesur tepkisiyle karşılaşmıştır. Kant’ın Kilise ve Ruhban sınıfına karşı “Aklını kullanma konusunda cesaret göster” sözü, Aydınlanma’nın anahtar cümlesi olmuştur.
Bu durumda Ruhban sınıfı, yaptıklarının cezası olarak Kilise’ye hapsedilmiş ve din de tamamen toplum dışında bırakılmıştır.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
606598 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/dr-c-ahmet-akisik/606598.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT