BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Batı Güdümünde Kriptocu İlahiyatçıların Uydurdukları Din: Kur’an Müslümanlığı

Dr. C. Ahmet Akışık
Facebook
Dr. C. Ahmet Akışık
 
 Yüzyıllar boyunca Müslümanların sahip olduğu İslam’a yönelik çeşitli inançlardan düşmanları olmuştur. Ancak son asrın ikinci yarısından sonra global boyutta düşmanlarının stratejileri önemli ölçüde değişmiştir. Yaklaşık 50 yıl önce İslam ülkelerinde ortaya atılan İslam Sosyalizm’i, Arap Sosyalizm’i, Kaddafi’de görülen Yeşil Kitap neşri, hatta komünizm ideolojisinde yer alan “Dinlerin inkârı” gibi projeler, istenen neticeyi vermemiştir. Yalnız bu projelerde gizli hedefleri tamamen gerçekleşmese de İslam’ı tahrif ve tahripte kullanılacak olan öncü birlikler için militan ve dâîlerin yetişmesi sağlanmıştır.
Batı’nın İslam dinine kurduğu sinsi tuzaklara düşenler, Hazret-i Peygamber’in vahyettiği, dünya ve ahiret saadeti sunan, temiz ve berrak İslam’ı bir türlü içlerine sindirememişlerdir. Hak ile batılı, şifa ile zehri, nûr ile zulmeti birbirine karıştırarak, sonu ebedî ateş olan yolu tercih etmişlerdir. Melek yerine şeytanı, ruh yerine nefsi, Peygamberin tebliğ ettiği din yerine Batı’ın öngördüğü dini kabullenmişlerdir.
Kripto Materyalist İlahiyatçılar, Kur’an Müslümanlığı’nı ileri sürerlerken kendilerine referans aldıkları, fakat takıyye gereği açıklamadıkları “Batı argümanları”nı, şu başlıklar altında ele alabiliriz:
 
            KUR’AN MÜSLÜMANLIĞI’NIN TEMEL KÖKENLERİ
 
Hristiyanlıkta Reform
 
 Reform, 16. yüzyılda Katolikliğe (Roma Kilisesine) karşı yapılan ve bütün Avrupa’yı etkileyen dinî bir harekettir. Bu hareketin önderi Martin Luther’dir. Luther, 1517’de 95 maddelik bir Protesto bildirisi hazırlamıştır. Bu bildiride aşağıdaki maddeler, dikkat çekmektedir:
  •  Ruhban sınıfına (kardinallere, piskoposlara ve papazlara/rahiplere) ihtiyaç duyulmadan İncil okunmalıdır. İncil, Hristiyanlar için dini hayatta tek kaynak kabul edilmelidir. İncil’i her Hristiyan kendi dili/lisanıyla okuyabilmelidir. (Katolikler ve Ortodokslar, İncil’i Yunanca ve Lâtince okumak zorundadırlar.)
  •  Azizlerin (Hristiyanlarca ermiş kabul edilen kişilerin) kutsallığı yoktur.
  •  Dua ve âyinler, her milletin kendi diliyle yapılmalıdır.
Protestanlık, Avrupa’da değişik isimler altında süratle yayılmıştır. M. Luther'e tâbi olanlara Lüteryen, J. Calvin'e uyanlara Kalvinist ve İngiltere’dekilere de Anglikan denilmiştir.
Değerlendirme: Ülkemizde ve bütün İslam ülkelerinde Materyalist İlahiyatçılar, Kur’an Müslümanlığı tezlerinde Protestan Hristiyanlar’ın “tek kaynak İncil olmalıdır” dedikleri gibi, Hadisler, Sahâbe, Tâbiîn ve Müctehidler devre dışı bırakılarak “tek kaynak Kur’an olmalıdır” inançlarını benimsemişlerdir.
Protestan Hristiyanlıkta ermiş kabul edilen Azizler’in kutsallığı reddedilirken, Kur’an Müslümanlığı’nda da şiddetle Şer’î Tarikat’a, Tasavvuf’a ve Kur’an’da geçen Evliya âyetlerine karşı çıkılmıştır.
Aynı şekilde Protestanlıkta “dua ve ayinler, her milletin kendi diliyle yapılmalıdır” ilkesine paralel olarak, Kur’an Müslümanlığı’nda Kur’an ve Ezan başta olmak üzere, ibadetlerin Türkçe olması savunulmuştur. Buna dayanılarak Mealcilik ve Mekâsid-i Tefsir, herkesin anlayışına bırakılarak bir akım, hatta dinî bir reaksiyon olarak yaygınlaştırılmıştır.
 
“Aydınlanma” Çağı
 
 “Aydınlanma”ya yol açan başlıca fikrî  gelişmeler, Rönesans ve Reform hareketleridir. 15. ve 16. yüzyıllarda bilim ve teknoloji alanındaki yenilikler, Kilisenin akıl almaz şekilde insanlara tahakkümü ve engizisyonlar vasıtasıyla yüz binlerce insanın haksız yere öldürülmesi, Rönesans ve Reform hareketlerinin doğmasına sebep olmuştur. Her iki hareket de Kiliseye ve Ruhban sınıfına, dolayısıyla Hristiyanlığa karşı bir tepki ve isyan olarak ortaya çıkmıştır.
“Aydınlanma”nın ilkeleri şöyle özetlenebilir:
Avrupa’da din merkezli bir toplum yapısı, yerini akıl, deney ve insan odaklı bir topluma bırakmıştır. Orta Çağ’da (yaklaşık M. 5.-15. yüzyılları arası) hüküm süren dünya görüşü değişmiş ve yeni bir dünya görüşü “sekülerizm/lâisizm” topluma hâkim olmuştur. Bu değişim, şu kavramları beraberinde getirmiştir: Rasyonalizm/Akılcılık, Amprizm/Deneycilik, Hümanizm/İnsancılık, Sekülerizm/Lâiklik ve Pozitivizm/Materyalizm.
Değerlendirme: Kur’an Müslümanlığı’nda çağdaşlık, akıl ve sekülerizm/lâiklik esas alınarak mütevatir ve meşhur Hadisler dâhil hepsi inkâr edilmiştir. Hatta imanla ilgili Akâid konuları, vahiy, kader, İsrâ ve Mi’rac, Hazret-i Mehdi’nin geleceği, Hazret-i İsa’nın inişi ve Fiten/Kıyamet alâmetleri ile ilgili bütün hadisler, reddedilmiştir. Sadece Kur’an Müslümanlığı’nda değil, Oryantalist ve Hristiyan bağlantılı bütün Modernist İslamî akımlarda bu inanç ve iddia görülmektedir.
 
Oryantalizm
 
Oryantalizm, 18. yüzyılın sonlarında bir teşkilat olarak ortaya çıktı. İlk defa 1779’da İngiltere’de, 1799’da da Fransa’da kullanılmaya başladı.
İslâm’ın Doğu’da ve Batı’da hızlı bir şekilde yayılması, Yahûdi ve Hristiyan din adamlarını endişeye sevk etti. Bunun üzerine iki din sâlikleri anlaşarak bir sistem kurdular. Bu sistemin kökeninde Misyonerlik bulunuyordu. Buna göre İslâm Toplumu çeşitli yönleriyle yakından izlenecekti. Başta Kur’ân olmak üzere Tefsir, Hadis, Kelam, Fıkıh, Siyer, Tasavvuf, Dil, Folklor gibi alanlar araştırılacak, kendilerine göre zayıf ve ihtilaflı gördükleri konular belirlenerek, Müslümanların ve Müslüman araştırmacıların önlerine konulacaktı. “İşte sizin dininiz bu!” denilecekti.
Değerlendirme: Oryantalistler, özellikler 72 dalâlet fırkasının inanç ve görüşlerinden hareket ederek Sünnî İslam’a karşı bir taarruz stratejisi hazırlamışlardır. Bu strateji doğrultusunda, ajan, militan ve dâî yetiştirerek İslam ülkelerine göndermişlerdir. Ülkemizdeki Materyalist İlahiyatçılar, Kur’an Müslümanlığı diyerek en büyük ihaneti Mukaddes Kur’an’a yapanlar ve Sünnî İslam karşıtı bütün İslamcılar, bu imha ve ihanet stratejisini bire bir uygulamaktadırlar.
Genel karakteristikleri tanıtılacak olursa, şunlar söylenebilir:
İslâm’ın din ve son din olduğuna inanmazlar. Kur’ân’ı ilâhî bir kitap kabul etmezler. Hazret-i Muhammed’i -haşa- sahtekâr, fakat maharetli ve zeki bir kişi olarak görürler. Kur’ân’ı, Tevrat ve İncil’den aldığı bilgilerle oluşturduğuna inanırlar. Müslümanların temel kaynak olarak kabul ettikleri hadislerin tümünü hedef alırlar. Hadislerin birçoğunun asılsız ve uydurma olduğunu söylerler.
 
Vatikan Projeleri
 
İslam ülkelerinde, özellikle Ülkemizde İslam Düşmanlığı, İslam Karşıtlığı, Vehhâbîlik/Selefîlik, Siyasal İslamcılık, İslam’da Güncelleme, Modern İslamcılık, Diyalog, Mason ve Ehl-i Salip Sevdalığı gibi inanç, akım ve teşebbüslerin temelinde ya da bunların bizzat bünyesinde Hristiyanî fikir ve unsurlar vardır.
Değerlendirme: Ülkemizde bu fikrî ve itikadî cereyanlara şunlar örnek verilebilir:
Cumhuriyet’in ilk yıllarında bazı camilerin kapatılması ve depo yapılması, Kur’an’ın yasaklanması, İslam öğretimine ve aslî Ezan’a son verilmesi, Kur’an’a ve ibadetlere müdahale edilmesi.
Yakın zamanda cami, havra ve kilise üçlüsünün aynı mekânda toplanma görüşü, Abant Toplantıları’nda alenen Hristiyanlığın bugünkü hâli ile -haşa- İslam’ın ikiz kardeşi ilân edilircesine “diyalog”a devam edilmesi ve Hristiyanlıkta olduğu gibi “konsil” ismi altında toplantılar yapılmasının teklif edilmesi.
Aynı toplantılarda ve KURAMER’in Sempozyumlarında Sünnî İslam, tezyif, tahkir ve tahrif edilerek, âdete çarmıha gerilmesi.
Zamanın Diyanet İşleri başkanının “gerçek”le ve Müslüman halkımızın hafızasıyla alay edercesine 40 yıl FETÖ’yü tanıyamadık derken, acaba ne derece samimi idi. Oysa F. Gülen, arandığı günler ve aylarda Ankara camilerinde serbestçe, vaaz ve ifsadatına devam ediyor, bir türlü bulunamıyor ve yakalanamıyordu (!).
Bütün bunlar, ecdadımız Selçuklu ve Osmanlı’nın temsil ettiği Ehl-i Sünnet Müslümanlığı’na kurulan imha tuzaklarından ancak bir kaçıdır.
 
                      KUR’AN MÜSLÜMANLIĞI’NDA İDDİALAR
 
“Kur’an Bize Yeter” diyenler ile Kur’an Müslümanlığı’nı savunanlar, Protestan Hristiyanlıktaki prensiplere paralel, şu ilkeler çerçevesinde inanç ve fikirlerini açıklamaktadırlar: (Uydurulan Din ve Kur’an’daki Din, Kur’an Araştırmaları Grubu, İstanbul Yayınevi, 2016)
İddia 1. Hadisler, dinde kesinlikle kaynak olarak kullanılamaz. Dinde tek kaynak, Kur’an’dır (s.60).
Cevap: İlke, tamamen yanlış olup Hristiyanlıktan alınmıştır. Peygamber aleyhisselam, yüce Allah’ın Resûlü olarak tebliğ ve beyan ile görevlendirilmiştir: Ayet-i kerimeler, çok açıktır:
Ey Resül! Rabbinden sana indirileni tebliğ et (Mâide,67).
(Yüce Allah buyuruyor: Peygamberleri) apaçık delil (mu’cize)ler ve kitaplarla gönderdik. (Resûlüm,) insanlara, onlara indirileni “açıklama” yapman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur'ân'ı indirdik (Nahl,44).
Salih Müslüman, gönülden tereddütsüz inanır ki, Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem, bu açıklamayı, hadis-i şeriflerle yapmıştır. Çünkü o, Allah’ın vahyi ve ilhamı ile hareket etmekte ve konuşmaktadır. Necm sûresinde bu açıkça beyan edilmiştir:
O (Peygamber) hevadan (kendi nefsinden Dine/Şeriat’e aykırı bir şey) söylemez. O, ancak kendisine bildirilen bir vahiydir (Necm,4-5).
Peygamber aleyhisselam, peygamberliğinin yanında elbette bir insandır. Eğer bir hata/zelle işlerse, İslam Şeriatı’na/Akâidi’ne göre, bu hata devam etmez, hemen vahiy ile düzeltilir. Çünkü bütün peygamberlerde ismet sıfatı vardır.
Hadis-i şerifler, Kur’an’ın tefsiri ve İslam dininin bütün rukünlarıyla açıklanmasıdır. İslam’ın ikinci kaynağı, Sünnet’tir/Hadislerdir.
Peygamber açıklama yapamaz demek, bu âyetleri ve görevini inkâr olur.
İddia 2. Peygamber, dinde hüküm koyucu değildir. Hüküm, Allah’a aittir (s.29).
Cevap: Hazret-i Peygamber, beyan görevi gereği, hüküm koyucudur. Onun bütün söz ve davranışları, Allah tarafından denetlenmektedir (Fecr,14).
Hüküm, Allah’a aittir” (Yûsuf,40) âyetine yanlış mana vermektedirler. Âyetin başı ve sonunu dikkate almadan, bâtıl bir yargıya varıyorlar. Bu âyette putlara tapmakta ısrar eden kâfirlere, Hazret-i Yûsuf: “Bu atalarınızın yoludur. Siz doğru zannediyorsunuz. Üstelik elinizde sağlam bir delil de yok. Bir şeyin ibadet olup olmamasında ‘hüküm, Allah’a aittir’, siz putlara tapmayı bırakın, Allah’a ibadet edin”, diyor. Yûsuf peygamberin böyle dediğini, yüce Allah, Kur’an’da bize bildiriyor.
Peygamber aleyhisselam, namaz, oruç, hac ve zekât gibi farzların nasıl yapılacağını; içki, kumar, kul hakları gibi haramlardan nasıl sakınılacağını, bize açıklamaktadır.
İddia 3. Tefsir, Hadis, Fıkıh ve İlmihal kitapları, dinde bilgileri çoğalttıklarından ve karışıklığa sebep olduklarından dolayı müracaat ve referans olamaz. Dolayısıyla eğitim ve öğretimde de kullanılamaz (s.156-394).
Cevap: Bu iddiaya çocuklar bile güler. İslam ilimleri konusunda hiçbir çalışma yapılmayacak, okul ve medrese açılmayacak, öğretmen ve âlim yetiştirilmeyecek, herkesin eline bir Kur’an verilerek buna göre dininizi öğrenin ve ona göre yaşayın denilecek.
Eğer böyle yapılırsa, Hristiyanlıkta olduğu gibi, ortada din diye bir şey kalmaz, her mahallede namazsız, oruçsuz, zekâtsız din adamları peyda olur ve bunlar, nikâhsız beraberliğe ve LGBT’ye fetva verirler.  
İddia 4. Tarikatların, Şeyhlerin ve Tasavvuf erbabının dinde yeri yoktur (s.175).
Cevap: Hristiyanlığa bakarak, böyle bir ilke ortaya atmışlardır. İslam dininde esas olan Şeriatın hükümleridir. Farz ve vacipleri yapmak, Haram ve müfsidlerden uzak durmaktır. Diğer bir ifadeyle dinin emirlerini yapmak, yasaklarından kaçınmaktır. Bunlara ilâve olarak bir Müslüman sünnet ve müstahapları dikkate alır, mekruhlardan da kaçınırsa, “İman kalesi”ni muhafaza altına almış olur. Hele buna gaflet perdelerini yırtan ve şeytanın tuzaklarını ber-heva eden “zikr”i ilâve ederse, o kaleyi tam tahkim etmiş olur.
Şer’î Tasavvuf erbabı, “Allah’ın düşmanı nefs”in terbiye ve tezkiyesini gösteren Ahlâk imamlarıdır. Şeriat dairesinden çıkan, menfaat devşiren ve şöhret peşinde koşanlar, değil tarikatçı ve şeyh olmaları, salih Müslüman bile olamazlar. Hidayet, Allahü teâlâdandır.
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617584 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/dr-c-ahmet-akisik/617584.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT