BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İslam’a Karşı Her Konuda Batı Patentli İlahiyatçı Saldırılar Devam Ediyor

Dr. C. Ahmet Akışık
Facebook

Bir İslam ülkesinde din okulları, İlahiyat ve İslamî İlimler Fakültelerinin faaliyette olması, o ülkede İslam, aslî hüviyetiyle öğretiliyor anlamına gelmez. Önemli olan ecdadımız Selçuklu ve Osmanlıda olduğu gibi, İslam’ın temel kaynakları olan Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas-ı Fukaha çerçevesinde programlar yapılması ve buna göre bilgiler verilmesidir. Semavî kaynaklı dinin esası, vahye dayanır. Akıl, vahyi anlamada bir vasıta/araçtır. Aklı araç olmaktan çıkarıp vahyin yerine koymaya kalkmak, kelimenin tam anlamıyla dehşet verici bir sapkınlıktır. Tarihin bazı dönemlerinde görüldüğü gibi, İslam’ı, aklı esas alan Filozofların görüşleriyle ifade etmek ile bugün İslam ülkelerinde görülen, İslam’ı, aklın ürünü olan Seküler/Lâik inanç ve yaklaşımla açıklamaya kalkmak, aynı türdendir ve büyük bir ihanettir.

Bu konu şu başlıklar altında ele alınabilir:
 
 1. Dinî Çoğulculuk
 
İddia: Yeryüzündeki dinlerin hepsinde semavî olsun olmasın, kutsallık, inanç ve kulluk vardır. Bağlılarının hepsi, inançlarının hak ve doğru olduğuna inanmaktadırlar. Onun için bir din mensubunun diğerine karşı hak-batıl, hidayet-dalâlet, doğru-yanlış, son-önce gibi bir ayırımda bulunmamalı, başka dinleri dışlayıcı tarzda bir ifade kullanmamalı ve dinler arasında tolerans ve “diyalog”a dayalı bir davranış sergilemelidir. Toplumlar arası barışın tesisi için dışlayıcılığın kaldırılması gerekir.
Savunanlar: W. Cantwell Smith, John Hick, Paul F. Knitter gibi Oryantalistlere ilâve olarak Mahmut Aydın, Ali Bardakoğlu ve Fazlurrahman bağımlıları.
Cevap: Bu ifadeler, Kur’an’a, hadislere, kısaca İslam Şeriatı’na tamamen aykırıdır. Çünkü:
1) Son ilâhî din, İslam’dır (Âl-i İmrân, 19),
2) İslam, Yahûdilik ve Hristiyanlık da dahil bütün inanç sistemlerinin bâtıl olduğunu açıklamıştır (İsrâ, 81),
3) İslam’a, Kur’an’a ve Hazret-i Muhammed’in peygamberliğine -şartsız ve fakatsız- iman eden kişi, Mü’min ve Müslüman’dır (Müslim, İman 1),
4) Toplum barışının sağlanması, kâfirlerin inançlarını toleransla karşılamaya ve kabul etmeye bağlı değildir. Osmanlı toplumunda gayr-i müslimler’in huzur içinde yaşadıkları tarihî bir gerçektir,
5) Toplumda ticarî ve beşeri ilişkiler ile iman ve Müslüman kimliğinin birbirinden farklı olduğunu bilmek, dini doğru anlama bakımından önemlidir.
 
2. Cennette kâfirler de olacak
 
İddia: “Biz, bir Peygamber göndermedikçe (bir kavme) azap etmeyiz (İsra,15)” âyeti kapsamında ele alınan fetret ehli; putperest, müşrik, (ehl-i kitap) hatta ateist bile olsa, dinî bir yükümlülük altında bulunmadığından âhirette kurtuluşa erecek ve cennete gireceklerdir (DİA “Fetret” maddesi yazarı:  Metin Yurdagür).
Cevap: Dört Mezhep müfessirleri başta olmak üzere belli başlı müfessirler, konu ile ilgili şu açıklamayı yapmışlardır:
1) Abdürrazzak (ö.211H) “Tefsir”inde,
2) İmam Taberî (ö.310) “Tefsir”inde,
3) İmam Matüridî (ö.333H) “Te’vilat”ında,
4) Ebu’l-Ferec İbn el-Cevzî, Hanbelî (ö.597H) “Tefsir”inde,
5) İmam Kurtubî, Malikî (ö.671H) “Tefsir”inde,
6) Kâdî Beydâvî, Şafiî (ö.685H) “Tefsir”inde,
7) İmam Nesefî, Hanefî (ö.710H) “Medârik”de,
8) İbn Hayyân, Ebu Mervân Hayyân, Malikî (ö.469H) “Bahru’l-Muhît”de,
9) Fahreddin Razî, Şafiî (ö.606H) “Mefâtihu’l-Gayb”de,
10) İmam Suyûtî, Şafiî (ö.911H). “ed-Dürru’l-Mensûr”de,
11) Ebu’s-Suûd Efendi, Hanefî (ö.982H) “Tefsir”inde,
12) Şevkânî, Ebû Abdillâh M. İbn Alî (ö.1834M) “Fethu’l-Kadîr”de,
13) Âlûsî, Ş. Mahmud (ö.1854M) ”Rûhu’l-Meânî”de,
14) M. Hamdi Yazır Elmalılı, Hanefî (ö.1942M) “Hak Dini Kur’an Dili’nde,
Bu eserlerin hiçbirinde “fetret ehli, cennettedir” ifadesi bulunmamaktadır.
Bu değerlendirmeye şunlar ilâve edilebilir:
1) Fetret ehli için “necat/azaptan kurtulma” vardır. Ancak bu necat, dünyada mı, yoksa âhiret’te mi, olacaktır? Ahiret’teki necat/kurtuluş ile “cennet” mi, ifade edilmektedir? Bunu anlayabilmek için -konu âyet-i kerime olduğu için- tefsir kitaplarına müracaat etmek gerekir.
2) “Biz peygamber göndermeden bir kavme azap etmeyiz (İsra,15)” âyeti, dört mezhebi temsil eden alimlerin tamamına yakını tarafından “biz onları dünyada helâk etmeyiz” şeklinde tefsir edilmiştir.
3) Bu durumda “Fetret ehli”nin Ahiret’te kurtuluşa erip cennete gireceği” görüşü, temelsiz kalmaktadır.
4) Hiçbir İslam alimi, “Ehl-i Fetret, cennette olacaktır” şeklinde bir hadis nakletmemiştir.
5) İmam-ı Rabbanî Ahmed Farukî hazretleri, Fetret ehlinin Ahiret’te hesap görüldükten sonra hayvanlar gibi toprak olacağını beyan etmiştir (Mektubât, I/259, III/44. Mek.).
 
3. Cehennem ebedî değil
 
İddia: “Kâfirin Cehennemde ebedî olarak kalması, Cenâb-ı Hakk’ın merhamet ve şefkatine nasıl sığabilir?” sorusuna, Bediu’z-zamân şu cevabı vermiştir:
“Kâfirlerin dünyada yaptıkları âmal-i hayriyelerine (iyi işlerine) mükâfeten şu merhamet-i ilâhiye’ye mazhar olduklarına dair işârât-ı hadisiyye (hadis-i şeriflerin işareti) vardır.” (İşârâtü'l-İcâz, s. 90)
Cevap: İfade yanlıştır ve mesnetten yoksundur. Çünkü:
1) Bu konuda bir tek hadis yoktur. Kendisi de gösterememiştir. Hak teâlâ, Mü’min’e cenneti, kâfire de cehennemi hazırlamıştır. Her ikisinin de sonsuz olduğunu beyan buyurmuştur (Tevbe, 68; Nisâ, 57). Ahiret’te rahmet, sadece Mü’minleredir (Taberî, Fatiha 1-3).
İddia: “Allahü teâlâ -Ehl-i kitap gibi- müşrik olmayan inkârcıları bağışlayabilecektir” (Hayrettin Karaman, M. Çağrıcı, İ.K. Dönmez ve S. Gümüş; Diyanet tefsiri, Nisa, 48. âyetin tefsiri).
2) Bu iddia, hiçbir âyet ve hadise dayanmadan Allah hakkında hüküm vermektir ki, tamamen bâtıldır ve imanî yönden de son derece tehlikelidir.
İddia: “Cehennem hayatı sonsuz değildir. Kafirler, Cehennem’de sonsuz kalmayacaklardır.” (Oryantalist mukallidi Musa Carullah)
3) Kur’an-ı Kerim’de kâfirlerin cehennem’de “hâlidîne-ebeden/sonsuz” kalacaklarına dair birçok âyet bulunmaktadır (Nahl, 29; Nisâ, 169; Tevbe, 68). Küfür bir iddiadır.
 
4. Cehennem’e giren
 
İddia: Cehennem’e giren bir daha oradan çıkamaz (Mehmet Okuyan).
Cevap: Bu ifade, İslam dini’nin temel kaynaklarından biri olan hadis-i şeriflere aykırıdır. Ahiret halleri, gayb ile ilgili konulardandır. Gaybı da ancak yüce Allah bilir. Peygamberlerin gayb hakkındaki bilgileri, tamamen vahy ve ilhama dayanmaktadır.
Hadis-i şeriflerde şöyle buyrulur:
Ümmetimden bir grup benim şefaatimle Cehennem’den çıkarılacaktır (Buhârî, Rıkak 17; İbn Mâce, Zühd 27)
Tevhid inancına sahip (Mü’min/Mü’mine) fakat günahkâr olanlar, Cehennem’de azap görecekler ve kömür gibi olacaklardır. Sonra kendilerine rahmet ulaşacak ve Cehennem’den çıkarılacaklardır (Tirmizî, Cehennem’in Özellikleri 10).
 
5. Kur’an’a saldırı
 
İddia: İslam anlayışında tartışmasız tek kutsal, uluhiyettir. Ancak Kur'an'ın Allah kelamı mı, yoksa Allah kelamının yansıması mı olduğu, son derece tartışmalı olduğundan Kur'an'ı kutsal kitap olarak nitelendirmek daima sorunludur (Ömer Özsoy, Frankfurt, Haziran Sempozyum, 2008).
Cevap: Müslümanların şu anda ellerinde bulunan Kur’an-ı Hakim hakkında zerre kadar şüpheleri yoktur. Yüce Allah’ın kelâm’ı olduğuna hulûs-i kalp ile iman ederler. Kâfirler zaten, Kur’an ve Peygamber’i kabul etmezler. Oryantalist Misyonerler ise, İslam’a ve onun hiçbir rüknüne inanmazlar.
İddia: Kur'an vahyi, hayatın hiçbir alanında güne uymuyor. Kur'an, ne güncel kavramlarla konuşmakta, ne de güncel sorunları irdelemekte yetersiz. Bu nedenle Kur'an'ın vahyi ile güncel dış dünya arasında birebir bağlantı bulunmamaktadır (Ömer Özsoy, Frankfurt, Haziran Sempozyum, 2008).
Cevap: Kur’an-ı Hakim, elbette ne Mekkeli kâfirlerin arzularına göre, ne de hakiki Tevrat ve İncil’i tahrif eden Yahûdi ve Hristiyanların bozuk inanç ve beklentilerini karşılayacak şekilde inmiştir (inmemiştir). O, seküler/lâik bir kitap değildir, O, Allah kelâmıdır. Yüce Allah’a İslam’ın öngördüğü şekilde iman eden, onu bağrına basar, ona hürmet eder, onu başının tâcı yapar.
İddia: Kur’an’ı Kerim bir metin değil, hitaptır; hitab-ı ilahidir. Meselâ beklentilerimiz Kur’an-ı Kerim’in diğer insan ürünü metinlere en kapsamlı bir metin, diğer düşünce manifestolarına ve kanunlarına karşı en ikna edici inanç ve kanunlar kitabı olması yönünde olabilir; ama öyle değildir (Kur’an, diğer düşünce ürünü inanç ve kanunlara karşı ikna edici özellikte olan bir Kitap değildir). (Ali Bardakoğlu, M. Yüzleşme, KURAMER, 2016, s.61)
Cevap: Hayır, Kur’an-ı Kerim, bu tanımlama ve özelliklerden münezzehtir. Tarihselcilerin bu tanımı; Mekkeli kâfirlerin, Oryantalistlerin, Misyonerlerin ve Müsteşriklerin elinde ve kucağında büyüyen Fazlurrahman ve tâbilerine âittir. Müslümanların iman ettiği Kur’an-ı Hakim; Cibril-i Emin’in Muhammed aleyhisselâm’a indirdiği kıssaları gerçek; iman, ibadet ve sosyal hayata âit bütün hükümleri evrensel ve Kıyamet’e kadar geçerli; tabiat, insan ve evrenle ilgili verdiği bilgilerin tamamı doğru; mübarek, mukaddes, yüce Allah’ın kelâmıdır. Beşerin onu aşmaya ve değiştirmeye gücü yetmez.
“Kur’an’da Tarihsellik” terminolojisinde metin, “kitap” karşılığında kullanılmaktadır. Birçok âyet-i kerime’de “kitap” sarahaten geçtiği için, geniş halk kitlelerinin itirazına uğramamak için, Tarihselciler, genelde kitap yerine “metin” kelimesini tercih ederler. Ama açıkça “Kur’an’ın kitap olmadığı”nı telâffuz edenler de vardır. Hitap/söylem ise, söylendiği zaman, şartlar ve toplulukla ilgili bir kavram olarak kullanılır.
 
6. Hadislerle Mücadele
 
İddia: Fiten/Fitnelerle ilgili hadisler, sorunludur. Çünkü bunlar, zayıf, sıhhatten yoksun veya uydurmadır. Bunlarla itikad olunmaz (Mehmet Görmez ve Hadis Münkirleri).
Cevap: Bu bir iddiadır. İlmî değildir ve delili yoktur. Hadis Külliyatına bakıldığında   Buhari’de, Müslim’de, Tirmizi’de, Ebu Davud’da ve İbn Mace’de, “fiten” konusunda özel kitablar/bölümler bulunmaktadır. Hatta Fiten konuları içinde zikredilen bazı konu ve olaylar, âyet-i kerimelerle açıklanmıştır.
İddia: Hadislere güvenip de onlardan hüküm çıkaramayız (Prof. Dr. Halis Aydemir, DİYK Üyesi, Videosu internette mevcut).
Cevap: Bu ifadenin doğru tarafı şudur: Elbette hadislerden hüküm istinbatı, Müctehidlerin işidir. Ancak Hazret-i Peygamber’in nübüvvetine inanmayan ve İslam’ı reddeden Misyoner Oryantalistler ile onların iddialarını savunan kişiler, hadislerden hüküm çıkarabilmek için önce nübüvvete inanmaları, sonra Eshâb-ı Kiram’ın ve cumhur ulemanın temsil ettiği cemaate “ehl-i sünnet”e girmeleri, sonra da Mutlak Müctehid âlimlerden birinin talebesi olmaları gerekir. Bu son şart, geçekleşemeyeceğine göre, o kişi, ya bir Müctehide bağlı kalarak çalışır veya münkir olarak ifsadatına devam eder. Üçüncü bir alternatif mevcut değildir.
Halis Aydemir, “Ayet bile olsa, aklıma uymuyorsa, reddederiz” diyen kişidir.
İddia: Mi’raç, uydurma bir hadisedir (Materyalist İlahiyatçılar).
Cevap: Müslümanlar, İsrâ ve Mi’rac’a şeksiz şüphesiz inanırlar. Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, ruh ve beden birlikte bu mübarek yolculuğu yapmıştır. Rüyada veya sadece ruhen olmamıştır. İsrâ, âyet (İsrâ suresi, 1) ile Mi’rac da hadis ile (Buhârî, Salât 1) ve Necm suresinin ilk âyetleriyle işareten sabittir. Ayette geçen Sidre-i Münteha (Necm,14) semadadır.
Mi’racı inkâr edenler arasında İsrafil Balcı, Mustafa İslamoğlu, Mikail Bayram, H. Atay, Mehmet Okuyan ve Ehl-i Sünnet karşıtı bütün Modernistler bulunmaktadır.
İsrafil Balcı ve Mustafa İslamoğlu’nun Mi’raç konusundaki reaksiyonlarının çok şiddetli oldukları görülmektedir. Bu münkirler, Mi’raç hadisini ele alıp -videoda- alaya alıyor, fakat kimin tarafından yazıldığı belli olmayan Zerdüştîliğin/Ateşe tapanların kutsal kitabı Avesta’yı (MÖ.VII) övüyor ve okunmasını tavsiye ediyorlar.
Diğer tarafta Hristiyan Alfred Guillaume’nin bâtıl görüşlerine kapılan Süleyman Ateş, Mikail Bayram ve Mehmet Azimli, Mescid-i Aksa’nın Mekke’nin yakınında bir yerde -Ci’râne’de- olduğuna inanıyorlar.
Muhammed Hamidullah ise, Mescid-i Aksa’nın göklerde olduğunu ve Mi’rac’ın da ruhen yapıldığını iddia ediyor.
 
SONUÇ
 
İslam dininin tezyif, tahkir ve tebdiline yönelik bu iddialar ile şunlar yapılmak isteniyor:
1. İslam dininin rükünleri olan başta Kur’an ve Sünnet/Hadisler yıpratılmalı,
2. İslam Şeriatı’nın vücut bulmasını sağlayan Müctehid imamların ortaya koydukları itikad, fıkıh ve eserler, eleştirilmeli, gerektiğinde yok edilmeli,
3. Müslümanların birlik ve beraberliğini sağlayan Ehl-i Sünnet vel cemâat kalesi kuşatılarak hayat damarları kesilmeli,
4. Dört mezhep âlimleri devreden çıkarılarak, Oryantalistlerin/Müsteşriklerin hazırladıkları İslam(‘ı değiştirme plan ve projeleri) esas alınmalı.
Ancak Modernistler ve önderleri Oryantalistler, şu ilâhî ikazı görmezden geliyorlar:
Onlar (kâfirler,) ağızlarıyla Allah'ın nurunu (İslam dinini) söndürmek (geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacak (Kıyamet’e kadar İslâm’ı koruyacak)tır (Saff, 8).
İşte onlar, o kimselerdir ki, hidâyete (îmana, yakîne ve ilme) karşılık dalâleti (küfrü, şüpheyi ve bilgisizliği) satın almışlardır. (Bu durumda) onların ticareti kâr sağlamamış ve doğru yolu da bulamamışlardır (Bakara, 16).
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
624957 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/dr-c-ahmet-akisik/624957.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT