BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

On beş gazete bir karton poşet!

Türkiye dış politikada destan yazıyor.

Dünyanın gözü Ankara'da.

Avrupalılar düne kadar demediğini bırakmadığı Erdoğan'a övgüler düzüyor.

Hollanda basını, Cumhurbaşkanı'na Nobel Barış Ödülü verilebileceğini söylüyor.

Rusya, Türkiye'yi bölgesel güç ilan ediyor.

Ne var ki yurt içindeki tablo; büyük, itibarlı, söz sahibi Türkiye'yi fazlasıyla gölgeliyor.

Çarşıya, pazara gidilmiyor, marketlere girilmiyor. Pahalılık durdurulamıyor.

Bugün iktidarın tek rakibi var, o da pahalılık.

Geçen bizim semtte cadde üzerinde bir mağazaya yolum düştü. Mağaza dediğim, ne ararsan bulunan ıvır zıvırcı.

Reyonlar arasında gözüm karton bir çanta poşete ilişti. Etiketinde 32,5 lira yazıyordu.

Ne özelliği vardı poşetin? Hiçbir şey!

Bildiğiniz iki A4 büyüklüğünde boş karton kutu...

           ***

Sonra gazeteye geldim.

Masada üst üste yığılmış günlük gazeteler okunmayı bekliyordu. Bir tomar.

Toplasan 350-400 sayfa eder.

Üzerlerinde şu fiyatlar yazıyordu: Türkiye 2 TL, Sabah 2 TL, Hürriyet 2 TL, Akşam 1,5 TL, Yenişafak 1,5 TL, Sözcü 2,5 TL, Cumhuriyet 3 TL, Milliyet 2 TL, Akit 2,5 TL, Aydınlık 3 TL, Posta 1,5 TL, Karar 1,5 TL, Takvim 1,5 TL, Türkgün 2,5 TL, Yeniçağ 1,5 TL...

Hepsini topladım 30,5 TL...

15 gazetenin toplam fiyatı, ıvır zıvırcıdaki bir karton poşet kadar tutmamıştı.

Ömrümüzü veriyor, yazıyor, çiziyor, manşetlerde memleket kurtarıyoruz, çıkan ürünün hepsinin maddi değeri bir karton poşet etmiyor!

Gazeteler mi ucuz, karton çanta mı pahalı? Elbette her ikisi de...

Ancak ölçü fazlasıyla kaçmış durumda.

 

 

'Medeniyet' öğrenin biraz

 

Enerjide Rus gazına göbekten bağlı olan Avrupa ülkeleri zorda.

* Hollanda'da hükûmet vatandaşa "kombiyi gece en fazla 15 derece açın, duşta fazla kalmayın" diye çağrı yaptı. Ülkede devlet dairelerindeki kaloriferlerin ısısının iki derece düşürülmesi kararı alındı. Resmî kurumlar bu yaz klimayı daha az açacak.

* Almanya Ekonomi Bakanı "1 kilovatsaatlik kesinti bile önemli" diyerek tasarruf çağrısında bulundu. Almanlar o gün karşılık verdi. Isı pompaları siparişleri rekor kırdı. Vatandaş tasarruflu ampullere geçti. Şirketler, masaüstü yerine dizüstü bilgisayar kullanmaya başladı.

* AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, Avrupa halklarından enerjiyi tasarruflu tüketmelerini istedi.

Peki aynı çağrılar bizde yapılsaydı!

Ortalığı yıkmazlar mıydı?

Nitekim Enerji Bakanı Fatih Dönmez, kasım ayında "Evlerimizde 1 derecelik sıcaklık değişikliği, yani 23 yerine 22 derecede evinizi ısıtmanın aylık faturanıza etkisi yüzde 7 olur" diye bir öneride bulunacak oldu, pişman ettiler.

"Bakan enerjide fahiş fiyat krizini çözdü: Az yakın! Akıl vereceğinize para verin" diye dokuz sütuna manşet attılar.

Ne diyelim... Umarız ağızları açılınca Batı medeniyetinden söz edenler yurttaşlık bilincinde Avrupa'yı örnek alırlar.

 

 

Yamyamlık!..

 

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bir vakitler 3Y ile formüle ettiği bir söylemi vardı.

"Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele ediyoruz" denilirdi.

CHP borazanı arkaik bir yazar, dün buna "yobazlık"ı da eklemiş. Yobazlıktan kastı ne, tahmin edebiliyorsunuz.

Ne var ki bütün yolsuzluk operasyonları pek ilerici gördükleri CHP'nin belediyelerinde yaşanıyor.

Yalova, Bilecik, Menemen (İzmir), Ceyhan (Adana), Urla (İzmir), Erdek (Balıkesir), Gömeç (Balıkesir)...

İki il, dört ilçe belediyesinin başkanı, yolsuzluklar sebebiyle görevden alındı. Bunların hepsi de CHP'liydi.

Sonuncu operasyon iki gün evvel yapıldı. Avcılar'ın CHP'li eski belediye başkanı ihaleye fesat karıştırmaktan gözaltına alındı.

Ama bütün bunlar bir kısım medyada İstanbul'da AK Parti'den istifa eden bir belediye meclis üyesinin sözleri kadar gündem olmadı.

Bunlar meseleyi işine geldiği gibi anlıyor.

Yoksa yolsuzluğun, yamyamlığın, yağdanlığın, yanaşmalığın alkış tuttukları zihniyette tecessüm ettiğini çok iyi biliyorlar.

Masa devrildi

Macaristan dün sandık başına gitti.

Türkiye’dekine benzer bir tablo vardı.

Altı muhalefet lideri 12 yıldır iktidarda bulunan Başbakan Victor Orban’a karşı bir araya gelmişti. Eğer seçimi Orban kaybetseydi bizde atılacak manşetler bellidi:

“Macaristan umudu.”
“Budapeşte devrimi.”
“Altılı masa başardı.”

Ama öyle olmadı.

Orban ezdi geçti. Büyük farkla ipi göğüsledi. Sonra çıkıp “Çok büyük başarı kazandık. Ay'dan bile görülebilecek bir zafer elde ettik, Brüksel'den görüldüğü kesin” diye dalga geçti.

Bu filmi görmüştük.

Yunanistan’da Çipras, Tunus’ta laik parti kazanınca en çok bizimkiler sevindi. “Erdoğan gidiyor” diye halaya durdular. Ama ne oldu? İkisi de ülkelerini iflas noktasına getirdi.

Fenerbahçe’de Ali Koç’un kazanmasını ve İstanbul’u CHP’nin almasını da Erdoğan gidişine yordular. Son tahlilde gelinen tabloyu söylememe gerek yok sanırım.

Afyonkarahisar’da bir beldede seçim oldu geçen yaz. “Sandıkta Devrim Güney’den başlayacak” dediler, küçücük beldede koca koca laflar ettiler.

Tabii yanıldılar, AK Parti kazandı…

İşin özeti;
Yakın tarih tecrübemiz şunu gösteriyor:
İktidara hariçten kefen biçenler yanıldılar, görünen o ki yine yanılacaklar.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
625320 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fatih-selek/625320.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT