BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

AYAK KAVAFINDAN AVUKATA

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
Osmanlı mahkemelerinde davasını vekil vasıtasıyla takip etmek mümkündü. Şarkta, avukatlık çok eskidir.
 
Avukat, sadece hukukun karmaşık usullerini ve yüzlerce kanunun getirdiği statüleri bilmeyenlere yol göstermekle kalmaz; o ana kadar gözden kaçmış veya yeni mevzuata ve tefsirlere mahkemenin dikkatini çeker. Böylece hukukun inkişafına yardımcı olur. Bacon’un, “Hukuku, hâkim tatbik eder; avukat canlı tutar” sözü meşhurdur. İtalyan hukukçu Piero Calamandrei şöyle der: “İyi bir avukat, kendini haklı çıkaracak delilleri öyle ustalıkla serdeder ki, hâkim bunları kendi bulduğunu zanneder.
 
Avukatlık, bilhassa devasa hukuk sistemlerinde, haklının hakkını korumakta ona yardımcı olan güzide bir meslektir. Avukatlar sadece bilgili değil, aynı zamanda zeki, dikkatli, hazırcevap ve gayretli olmalıdır. Böyle olmayanları, meslek bünyesinden atar.
Halk arasında hazırcevaplar avukata benzetilir; başkasının hakkını müdafaa edene “Sen onun avukatı mısın?” denir. Halk arasında avukat, “avı iki kat” veya “ağu kat” gibi ifadelerle hafife alınsa da, her meslek gibi burada da bazı dejenere tiplerin, mesleğin adını kötüye çıkardığı söylenebilir.
 
Bakkal Vekil
 
İslâm hukukunda avukatlık vardır. Fıkhın muamelat bahsinde, husumete vekâlet serlevhası altında hükümleri tespit olunmuştur. Hazret-i Ebu Bekr zamanında görülen bir davada, Hazret-i Ali, kardeşi Akîl’i; Hazret-i Osman zamanında görülen bir başka davada ise Cafer bin Abdullah’ı vekil etmişti. (Beyhaki)
İlk zamanlar Osmanlı mahkemelerinde dava vekilliği işini ekseriya Karamanlı ve Niğdeli Rum mahalle bakkalları yapardı. Bunlar, kadıları veya başefendiyi, yani mahkeme kâtibini alışveriş vesilesiyle tanıdıkları için bazı dava sahipleri kendilerine müracaat ederdi. Zamanla bu işi yapan ve dava vekili denilen bir meslek grubu teşekkül etmiştir. Bunlara halk arasında, yazıhaneleri olmadığı için ayak kavafı, ayak tellalı, kâğıtçı, arzuhalci gibi isimler verilirdi.
Bir de vekil-i musahhar vardır. O zaman gıyapta muhakeme kabul edilmediği için, taraflardan biri ortada yoksa, bunun yerine bir vekil tayin edilirdi. Bu kişi, gaip müvekkil namına davayı takip ederdi. Celse başına 1 mecidiye (20 gümüş kuruş) alırdı. Bu, işçi yevmiyesinin 8-10 kuruş olduğu bir zamanda, “kabul etmem, inkâr ederim” demenin mukabili olarak iyi bir paraydı.
 
Hâmi-Muhâmi
 
Osmanlılarda bugünki hâliyle avukatlık, 1878 tarihinde çıkarılan Mehâkim-i Nizâmiye Dâvâ Vekilleri Hakkında Nizâmnâme ile İstanbul mahkemeleri için kabul edilmiştir. Bir sene sonra bütün Osmanlı memleketlerine teşmil edilmiştir. Burada avukatlık için, teamüle uygun olarak dâvâ vekilliği tabiri kullanılmıştır.
Dâvâ vekilliği yapabilmek için Mekteb-i Hukuk’u bitirdikten sonra Adliye Nezareti’nden ruhsatname alma şartı getirilmiştir. Mekteb-i Hukuk mezun verene kadar, ayrıca bu kanundan önce dâvâ vekilliği yapmakta olanlar veya ecnebi hukuk mekteplerinden mezun bulunanlar, ruhsatname için bir imtihana tâbi tutulacaktır.
Vekâletsiz dâvâya girenin, muameleleri yok hükmündedir. Zarar ziyanı tazmin eder; ayrıca 6 ay işten menolunur. Cinayet dâvâlarında dâvâ vekilinin hazır bulunması mecburidir; gerekirse mahkemece tayin edilir.
İkinci Meşrutiyet devrinde 1909 senesinde Dâvâ Vekilleri Kanunu çıkarılmıştır. Dâvâ vekilliği için, Arapça himâye masdarından gelen ve Mısır’da kullanılan muhâmî tabiri tercih edilmiştir. 1926 tarihinde muhâmî yerine, Latince asıldan avukat tabiri kabul edilmiştir.
 
 
Bir muhalif portre: Lütfi Fikri Bey
 
Osmanlı Devleti’nde ilk baro, dava vekilleri cemiyeti adıyla 1872’de kuruldu. 33 dava vekilinin beşi Osmanlı tâbiyetinde idi. 1878 tarihinde Dâvâ Vekilleri Cemiyeti Nizamnamesi ile dâvâ vekillerinin baroya kaydı mecburî tutulmuştur. 1878 tarihinde baroda 62 dava vekilinden 28’i Ermeni, 11’i Müslüman, 11’i Rum, diğerleri Rus, İngiliz, Fransız ve İtalyan; reis ise bir Rus idi
Elazizli Ömer Lütfi Fikri Bey (1872-1934), en renkli baro reislerinden biridir. Paris Hukuk Mektebi’nde okumuştu. Meşrutiyet’te Dersim mebusu idi. Gerek Meşrutiyet, gerekse Cumhuriyet devrinde hep demokrasiden yana ve otoriterliğe muhalif duruşuyla tanınmıştır.
Barodan tasfiye yapmak isteyen Tek Parti idaresine karşı çıkmış; buna mukabil hükûmet baronun kapatılmasını bile düşünmüştü. Bu devirde hilafeti ve demokrasiyi müdafaa ettiği için İstiklal Mahkemesi’nden 5 sene hapis cezası almıştı.
 
Avrupa’nın İtibarlı Mesleği
 
Avukatlığın mazisi Antik Yunan’a kadar uzanır. Hâkim ithama dayalı bu sistemde hakem mevkiinde olup, hiçbir tahkikata girişmeden tarafları dinler. Taraflar mahkemede hazır bulunup iddia ve müdafaalarını bizzat yapmaya mecburdur. Bu sebeple legograf denilen hukukşinas kimseler tarafından ellerine önceden hazırlanmış metinler ücreti mukabilinde verilir. Atina’da hukuk ile fazla meşgul olanlar tehlikeli görülürdü.
Antik Roma’da avukatlık yoktu. Son zamanlarda advocatus (müdafi) adıyla profesyonel hatiplerin (orator) mahkemeye çıkması kabul edilmişti.
 
Orta Çağ’da enkizisyon kurulunca, hâkim hem itham, hem de tahkik edip karar veren bir pozisyona geldi; avukatlık da ehemmiyetini kaybetti. İngiltere müstesnadır. Burada avukatlar dünyanın hiçbir yerinde eşi görülmeyen üstün pozisyon ve meziyetlere sahiptir. Burada yazılı kanun yoktur. Hâkim, eski benzer mahkeme kararlarına göre hüküm verir. Avukat, o davaya benzeyen yüzlerce emsal mahkeme kararını tetkik ederek iddiasını destekleyecek benzerlerini bulur ve bunların benzeyiş cihetlerine işaret eder.
 
Anglo-Sakson hukukunda bir solicitor (danışma avukatı), bir de barrister (dava avukatı) vardır. Davası olan evvela solicitor’a gidip davasını anlatır. O da, davanın vasfına göre bunu bir barrister’a yönlendirir. Davacı, barrister ile direkt irtibat kuramaz. Barrister ilan veremez, ortaklık kuramaz, para pazarlığı yapamaz. Parayı solicitor alır; bir kısmını gönlüyle barrister’a verir.
Ayrıca bir hâkim sınıfı olmadığı için, birkaç sene barrister olarak çalışan biri hâkimliğe tayin edilir. Bunların kıdeme göre onda biri “Kraliçe’nin avukatı”, yani hazine avukatı seçilir. İpek cüppe giydikleri için silks adı verilen ve az ücret alan şeref payeli avukatlar sınıfıdır.
 
Baroda birkaç sene teorik ve pratik tahsil görüp imtihanları geçen avukat olabilir. Bunun için hukuk fakültesi mezunu olmak şart değildir. Barrister, mahkemelerde hususî cübbe, yakalık ve peruka giyer. Eskiden soyluların unvan alamayan küçük çocukları, ya rahip, ya asker, ya da avukat olurdu. Şık giyimleri ve nezaketleri ile avukatlar bugün bile İngiliz centilmenliğinin sembolü sayılır.
 
 
Çok konuşmayın!
 
Eskiden Fransa’da bir avoué ve bir de avocat vardı. Biri danışma, diğeri dava avukatıdır. 1971’de ikisi birleştirildi. Almanya’da da böyleydi; 1879’da birleştirildi. Eski Fransa’da davalarda hem savcı, hem de avukat bulunur. İkisi de eşit statüdedir.
Savcı krala tâbi iken, avukat müstakildir. Kralın savcılarına zemin manasına parquet denir. Çünki o zamanlar kürsüde değil, öteki davacıların yanında dururdu. Zamanla sandalyeleri (bir temizlikçinin işgüzarlığı sebebiyle) hâkim kürsüsüne çıkarılsa da; adları değişmemiş; ama statüsü avukata göre yükselmiştir.
 
Kral VI. Philippe, 1344’te avukatların listesinin hazırlanması yolunda bir talimat neşretmiş; ayrıca adalete aykırı buldukları davaları almamaları, uydurma iktibaslarda bulunmamaları ve dolambaçlı yollardan menfaat sağlamamaları ihtar edilmiştir. Bir de staj usulü konmuştur. Bu, avukatlarla alâkalı bilinen ilk tanzimdir. Orta Çağ hukukçuları Paris Parlemanı’nın şapelinde toplanırdı. Bu cemiyetin reisi, merasim günlerinde bir baston taşırdı ki, bugün de baro başkanına verilen bâtonnier adı buradan gelir.
Bu devirde çok meşhur olmuş avukatlar vardır. Académie Français, bunların çoğunu âzâlığa kabul etmiştir. Baro reisi Antoine Lemaistre müdafaa yapacağı zaman, vaizler kürsülerinden inerek onu dinlemeye koşardı. Avukat Malesherbes, kendini tehlikeye atmak pahasına darbecilere karşı kralın avukatlığını üzerine almış; haysiyetini bilahare hayatıyla ödemişti.
 
Napoléon’un “Hükûmete karşı konuştukları” gerekçesiyle avukatlara karşı pek sempatisi olmadığı bilinir. Fransa’da hukuk fakültesi mezunu, 3 yıllık bir staj ve Paris Adliye Sarayı’ndaki staj konferanslarına katılma şartı ile avukatlık yapabilir. Adliye mensuplarının eşitlik ve ihtişamı sembolize eden siyah cübbe giymesi, gerek Şark’ta gerekse Garp’ta çok eski bir âdettir. Önünün düğmesiz ve cepsiz olması da manidardır. Yeşil, tez; kırmızı, antitez; siyah ise sentezi ifade eder.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619446 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/619446.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT