BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

TÜRKİYE, OLİMPİYATLARIN KAPISINI İLK ÇALAN ÜLKELERDENDİR

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
Türkiye, dünya olimpiyatlarına ilk katılan memleketlerdendir. Türkiye’yi ilk defa temsil edenler de olimpiyatlara kendi paralarıyla katılan gayrimüslim sporcular olmuştur.
 
 
Olimpiyatlar Antik Yunan’ın eseridir. Ama XIX. asırda Fransız maarifçi Baron Pierre de Courbertin, cemiyetteki siyasi ve sosyal çöküntüyü önlemek adına spordan istifadeyi düşündü ve olimpiyatların ihyasına çalıştı. Modern olimpiyat oyunlarının kurucusu sayılır. Bunların ilki, 1896’da tarihî hatırayı anmak adına Atina’da 9 branşta yapıldı: Atletizm, bisiklet, jimnastik, eskrim, güreş, atıcılık, halter, yüzme ve tenis… 14 ülkeden 241 sporcu katıldı.
 
Spor ve Siyaset
 
Osmanlı Devleti, ilk defa 1906 senesinde Atina Olimpiyatları’na İstanbul, İzmir ve Selanik’ten 18 Rum, 1 Ermeni, 10 İngiliz ve 1 Musevi olmak üzere 30 sporcu ile iştirak etti. Yorgo Alibrantis (1880-1943), 10 metrelik ipe tırmanma yarışında 11,4 saniyelik derecesiyle dünya rekoru kırdı. Bu branş sonradan olimpiyatlardan çıkarıldığı için, rekoru hâlâ bâkidir. Alibrantis, cumhuriyet devrinde Yunanistan’a gidip orada öldü. 13 yaş ile en genç sporcu olan atlet Osmanlı Ermenisi Vahram Papazyan, elemeye giremedi. Atina’da İzmir Futbol karması, Selanik’i 3-1 yendi ve ikinci oldu. Böylece Osmanlı sporcuları, 1 gümüş 1 bronz madalya kazanmış oldu.
Bundan sonra Türkiye her organizasyona muntazaman iştirak etti. Sadece 1920 Anvers Olimpiyatları’na, harp mağlupları arasında olduğu için davet edilmedi. 1932 Los Angeles Olimpiyatları’na mesafe uzaklığı ve masraf endişesiyle iştirak etmedi. 1980 Moskova Olimpiyatları’nda, Rusların Afganistan’ı işgalini protesto ederek katılmayan devletler arasındaydı.
1916 Berlin ve 1944 Londra Olimpiyatları harb sebebiyle yapılmadı. 1940 Tokyo Olimpiyatları, tarafsız bir ülkeye, Helsinki'ye alındı. Bugüne kadar 19 ülkenin 23 şehrinde cereyan etti. 4 defa Amerika'da yapıldı. İngiltere, Yunanistan, Fransa, Avustralya, Almanya birden fazla ev sahibi oldu. Londra, en çok olimpiyat yapılan şehir oldu.
 
Maksat katılmak
 
1908’de maarifçi Selim Sırrı Tarcan’ın gayretleriyle Osmanlı Millî Olimpiyat Cemiyeti kuruldu. Başına da Servet-i Fünun gazetesi sahibi Ahmed İhsan Tokgöz getirildi. 1911’de Milletlerarası Olimpiyat Komitesi’nce 13. aza olarak kabul edildi.
1908 Londra Olimpiyatları’nda Türkiye’yi jimnastikçi Osmanlı Rumu Aleko Mulos temsil etti. Aleko Mulos, Galatasaray lisesi talebesi ve Tatavla Jimnastik Klübü sporcusu idi. Baron Courbertin’in İstanbul seyahatinde tercümanlık yapmış ve onun davetiyle olimpiyatlara katılmıştı. Mulos, derece alamamıştır.
Türkiye’nin ilk kez resmen temsil edildiği olimpiyatlar, 5 Mayıs-22 Temmuz 1912 arasında yapılan Stockholm Olimpiyatları’dır. 28 ülkeden 2407 sporcu katıldı. Selim Sırrı (Tarcan) riyasetindeki olimpiyat heyetinde iki atlet vardı: Mıgırdiç Mıgıryan ve Vahram Papazyan.
1936 Berlin Olimpiyatları’nda Refahiyeli Yaşar Erkan grekoromende altın ve Mersinli Ahmet Kireççi serbest güreşte bronz madalya aldı. Türkiye’nin aldığı ilk altın ve bronz madalyadır. Bundan sonraki olimpiyatlarda hem iştirak sahası genişlemiş, hem sporcu sayısı artmış, hem de dereceler çoğalmıştır.
 
Millî Sporcu
 
Osmanlı Ermenileri, çeşitli sanatlardaki ustalıkları sebebiyle, memleket ekonomisi ve kültürü içinde mühim bir yer tutardı. Aralarında mimardan bestekâra çok sayıda millî sanatçı yetişti. Bununla beraber sporcularının, son asırda spor müsabakalarındaki muvaffakiyetleri pek bilinmez. Kendi paralarıyla katıldıkları olimpiyatlarda Türkiye’yi ilk defa temsil eden Ermeni sporcular olmuştur.
XIX. asrın son çeyreğinden itibaren, Avrupa’ya paralel olarak Osmanlı ülkesinde de modern sporun bütün dallarında bir alaka ve inkişaf müşahede edilir. Buna bilhassa gayrimüslim vatandaşlar ve ecnebiler önayak olmuştur. XX. asrın başlarında Türk, Rum, Ermeni ve Musevi spor kulüpleri kurulmuştur. Sadece İstanbul’da Ermenilerin 17 spor kulübü vardı. Hemen her Anadolu şehrinde Ermenilere ait spor kulüpleri faaliyetteydi.
Bunda İstanbullu Şavarş Krisyan’ın (1886-1915) mühim rolü olmuştur. Krisyan, Avrupa’da beden terbiyesi tahsili gördü. Mekteplerde muallimlik yaptı. Ömrünü Türkiye’de sporun tanınması ve inkişafına hasretti.
1911-1914 arasında Krisyan’ın gayretleriyle Osmanlı ülkesindeki Ermeniler arasında yüzlerce sporcunun katıldığı spor oyunları tertiplendi. Çıkardığı Marmnamarz (Beden Terbiyesi) adındaki mecmua memlekette spora alakanın artmasına hizmet etmiştir. Krisyan, izcilik üzerine de çalışarak bir kitap neşretmiştir.
 
Ay yıldızlı forma
 
Krisyan, İngiliz, Fransız ve Amerikalılarla temaslar neticesinde, öteden beri lig müsabakalarına alışkın Robert Kolej’in talebeleri Vahram Papazyan ve Mıgırdiç Mıgıryan adında iki atletin 1912 tarihinde Stockholm’da tertiplenen 5. Olimpiyat oyunlarına iştirakini temin etti.
Daha Atletizm Federasyonu’nun kurulmadığı bir devirde, gülle atma, disk atma, iki elle gülle atma, pentatlon ve dekatlon olmak üzere 5 dalda yarışan Mıgırdiç Mıgıryan ve 800 ila 1500 metre koşu alanında yarışan Vahram Papazyan, göğüslerinde Osmanlı Devleti’nin Stockholm sefiresinin bizzat diktiği ay yıldızlı formalarıyla, ülkelerini temsil ettiler.
Mıgıryan, pentatlon ve disk atmada dereceler kazandı. Pentatlonda olimpiyat dördüncüsü oldu. 1500 metre koşusunu önde götüren Papazyan ise, son düzlükte bayılıp yere düşerek derecesini kaybetti.
 
Fedakâr Gemici
 
Papazyan, Bebekli bir gazete dağıtıcısıydı. Sabah erkenden koşarak gazete dağıtır; sonra mektebine gelirdi. Mıgıryan ise zengin bir ailenin spora meraklı çocuğuydu. Bu iki atleti Stockholm’e yollayabilmek için gerekli parayı, Ardavazt Klübü, yaptığı ülke sathındaki bağış kampanyası ile topladı. Hatta bunun için Arnavutköy Tiyatrosu’nda sahnelenen ve Papazyan’ın da oynadığı Fedakâr Gemici adlı bir tiyatro eserini seyretmeye saraylılar bile gelmişti. Böylece iki atlet Stockholm’e gidebildi.
Papazyan, olimpiyatlara iştirak eden devlet bayraklarıyla süslü sokaklarda yürürken, Türk bayrağının olmadığını üzüntüyle görünce, derhal bir araba tutup Osmanlı sefaretine gitti. Sefirle konuşup “Stockholm’un havasını içime çekemiyorum. Hiçbir yerde bayrağımız yok. Bu bize hakarettir. Aksi takdirde geri döneceğim” dedi. Bir Ermeni’nin vatan sevgisine hayret eden sefirin gayretleriyle, iki saat sonra her yerde Osmanlı bayrağı dalgalanıyordu.
 
Osmanlı, sanıldığı gibi sadece Türklerin değildir!
 
Bu arada Türk sporunun önde gelen simalarından olimpiyat komitesi azası Selim Sırrı Tarcan, olimpiyatlarda “Türk” sporcu olmamasından duyduğu üzüntüyü dile getirince, Krisyan, mecmuasında buna sert bir cevap vererek Selim Sırrı’yı ayrımcılıkla suçladı: “Türkçe bir makaleyi anlayamayacağımızı sanarak yazı yazanlar var. İki Ermeni, Stockholm’e gittiler. Bu iki kişi Ermeni oldukları için değil, Osmanlı oldukları için orada bulundular. Formaları üzerinde Osmanlı hilali var. Kendileri Osmanlı’yı sporda tanıtmaya çalıştılar. Onları seyredenler Ermeni oldukları için değil; Osmanlı oldukları için alkışladılar. Neden iki Osmanlı’nın adını anmıyorsun? Osmanlı, sanıldığı gibi sadece Türklerin değildir. Balkanlar’da elinde silahla Ermeniler de vatanı, Osmanlı’yı koruyor!”
 
Tenekeci Garbis ve Lefter
 
Krisyan, 24 Nisan 1915’te Ermeni münevverleriyle beraber tutuklanarak Çankırı’da öldürüldü. 1908’den sonra iktidarı ele alan ve ayrımcı politikalarıyla Osmanlı sisteminde bir kırılmanın temsilcisi olan Jön Türkler tarafından 1915’te yüz binlerce Ermeni’nin Suriye’ye sürülmesi ve çoğunun yollarda ölmesi şeklinde cereyan eden tehcir felâketinde, çok sayıda Ermeni sporcu hayatını kaybetti.  Papazyan ise, olimpiyatlardan sonra askere alındı. Çanakkale cephesinde telgrafçı askeri olarak çarpıştı.  Hayatta kalabilen ve Beyrut’a yerleşen Vahram Papazyan hatıralarını kaleme almıştır. Mıgıryan’ın akıbetinden ise haber yoktur.
1915 felaketi ve bunun doğurduğu menfi imaj yüzünden, Türklerle Ermenilerin spor müsabakalarında karşı karşıya gelmeleri bir mesele teşkil etmiş; hep provokasyon endişesi doğurmuştur. 1930’larda Suriye ile oynanan bir maçta, karşı takımda, tehcir sırasında buraya yerleşen 5 Ermeni sporcunun varlığı sebebiyle Türkiye bu sporcuların oynamamasını istemiştir.
Bununla beraber cumhuriyet devrinde de şöhret kazanmış gayrimüslim sporcular olmuştur. Mesela Vefaspor’da oynayan ve babasının mesleği sebebiyle Tenekeci Garbis diye anılan Garbis İstanbulluyan, 1953’te Zürih’te yapılan millî maçta gol atarak Türk takımının galibiyetini temin etmiştir. Rumlar da onlardan aşağı kalır değildi. Türk takımlarında forma giymiş en meşhur Rum sporcu, Fenerbahçeli Lefter Küçükandonyadis, bir zamanlar 21 golle en golcü futbolcu bilinirdi.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620007 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/620007.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT