BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Erzurum halkı topyekûn ayaktaydı. abdestini alan dışarı fırlamıştı!..

Tüfeği, fişekleri kaptığı gibi odunluğa girdi, oradan da satırı alıp beline soktu!
 
Nice “med-cezirler” yaşayan Nene, şimdi de hiç hakikat olmayacak kadar mesuttu işte. Bütün mesuliyetleri bir yana, kaybolup giden hayatına sessizce gelen bir saadetti bu. Hep kefen misali “ak” tabir edilen, bembeyaz bir dünya vardı gözlerinin önünde. “Ölüm beyazlığı” dedi. Elbette ki en büyük hakikatti. “Bu dünyadan ne umuyordum ki” diye söylendi içinden, onu terk eden aklından! Biraz sonra bu hayata veda edip bitecekti, belki de bir müddet daha yaşamaya müsaade edilecekti. Takdir edilen neyse o olacaktı muhakkak. Tehlikeleri görmemek için mi ne gözlerini kapadı. “Ya Allah” diyerek bütün kuvvetiyle eşikten dışarı attı adımını. En zor olanı buydu. Gerisi… Gerisi ona ve ayaklarına kalmıştı.
Ayazpaşa’dan ve bütün minarelerden aralıksız yükselen ezan, sala sesleri; insanın içini ürpertmeye, heyecanlandırmaya devam ediyordu. Hafızların yanık sesleri, akılları başlarından alıyor, başka âleme götürüyordu. Yavrusu, Nazım’ı gözünün önüne geldi. Dudaklarından;
"Seni bana Allah verdi. Ben de O'na emânet ettim balam!" kelimeleri döküldü, geri dönüp bakmadan koştu kalabalıklara doğru.
Koştu sadece… Doğru tarafa mı, yanlış yöne mi gittiğini de bilmiyordu. Geçerken birkaç pencereyi kırarcasına sarstı:
“Hey!.. Melâhat!..” “Dürdane eze!..” “Kız Şefika!..” “Hey!.. Nuriye bibi!..” “Gülizar eze!..” “Piro bibi!..” “Name Kadın ana!..” “Fatma abla!..” “Hey Umuhan gelin!..” “Kız, ne uyirsiz! Urus kapıya dayanmış!..” dediğini hatırlıyordu sadece. Koştu koştu nefes nefese…
Komşularının elinde satır, nacak, balta, eğiş, kazma, kürek, irili ufaklı sopaları görünce elinin boş olduğunu anladı. “Bende akıl mı kaldı ki” diye söylenerek aynı suretle geri döndü. Evinin açık kapısından içeri daldı. Masanın üzerindeki tüfeği, fişekleri kaptığı gibi odunluğa girdi, kütüğe rastgele yaslanılmış satırı da alıp beline soktu, uğultu hâlinde gittikçe çoğalan seslere doğru koştu, bütün var kuvvetiyle. Geç kalacağım endişesiyle deliye dönmüştü Nene!..
            ***
Bu arada kale tarafından mehter de milleti galeyana getiren marşlar çalmaya başladı. Erzurum halkı topyekûn ayaktaydı... Derin uykusundan kalkan önce abdestini almış, sonra evden çıkamayacak pir-i fâni ihtiyarlarla helâlleşip elde ne varsa; balta, tahra, dehre, dirgen, nacak, bıçak, kama, sopa alan dışarı çıkmıştı...
Kısa bir tereddütten sonra, zaten günlerce bilenmiş dadaşlar; önce eş, dost, akraba ve tanıdıklarını arayıp bularak hemen birkaç manga ve takım oluşturdular, en dirayetli olanlarını da sünnet-i şerife uyarak başlarına “emir” tayin ettiler. Sonra... Sonrasını kelimelerin anlatması çok zayıf kalıyor. Ben diyeyim fırtına, tayfun, sel... Siz deyin tufan...
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618522 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/618522.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT