Kaydet
a- | +A

"Büyük davamızın kahraman evladı. Huzurlarında bulunduğun soylular adına sizi saygıyla selâmlıyorum..."

Emirleri, kimin kimden alıp vereceğini hiçbir âdem bilemeyecekti. Biraz önce kendisine; “Hoş geldiniz!” diyen ses, lüks salonu dalga dalga doldurarak yeniden yankılandı.

- Büyük davamızın kahraman evladı. Huzurlarında bulunduğun soylular adına sizi saygıyla selâmlıyorum. Burada bulunmamızın sebebini bilmektesiniz. Bu gece büyüklerimiz, sizi bir daha yakinen görmek, tanımak istediler.

- !!!

- Ayaklarına servetlerini, imkânlarını serenler, bilekleriyle, yürekleriyle kol kanat gerecekler… Kısaca, sevenler burada… Hepsi de sana güveniyor, inanıyor.

Der demez bir uğultu hâlinde derinden başlayarak yükselen alkış, gittikçe büyüdü. Dalga dalga salonu doldurdu. Bulunduğu yerde sağa, sola, öne, arkaya dönerek, iki elini dudaklarına götürüp, gülümsedi. Alkışlayanları selamladı Aziz Kripto.

Şimdi işin ehemmiyetini biraz daha sezmişti. İçinde bulunduğu konumu, yapabileceklerini bir daha düşündü. Erişemediği azgın dalgalar onu, istese de istemese de buralara kadar sürüklemişti. Fakat hayır, büyük işler yapmak, meşhur olmak emelindeydi. Her zaman olduğu gibi, rüyalarını süsleyen mor sisler arasında yapmak istedikleri büyük hedefi aklına geldi. Hayalleri, bir bir hakikat olmaya başlamıştı. Buradan Kostantiniyye’ye dönmek, oradan Roma’ya gitmek. Ohhh! Bu ne yüce, ne büyük bir hedefti. Bedenini saran ılık bir sıcaklık cesaretini artırdı. Alkışların azalmasını beklemeden;

- Bana güvenip bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Önce şunu söyleyeyim, tehlike çok büyüktür. Çığ gibi gelmekte olan Barbar Osmanlı belasını mutlaka durdurmalıyız! Kaç asırdır topyekûn güçlerimizle bunları geldikleri yerlere sürmeye, yok etmeye çalıştık, lakin muktedir olamadık. Yüz binlerce insanımız telef oldu. Her muharebede mağlup ve perişan olduk.

Cümlelerini sanki kuvvetli bir el boğazını sıkıyormuşçasına zar zor tamamladı. Gözlerinin yaşını siler gibi hareketler yaptı. Yalancıktan ağlamaklı bir hâl aldı. Salondakiler gördükleri ve duydukları karşısında hipnotize olmuş gibiydi. Kendilerinden geçmiş, oflayıp, puflayıp yumruklarını sıkıyor, hıçkırıklarına mâni olamıyorlardı. Ses tonunu değiştirerek yükseltti;

- Peki bu barbarlara teslim mi olacağız?

Sorusu duyguları kamçılamış, biraz daha tahrik etmişti. Başarılı bir stendapçı gibi rolünü iyi oynuyordu Kripto. Dinleyenlerin tepkisini, heyecanını ölçmek istemişti aslında. Beklediği cevap gecikmeden geldi. Oradakiler hep bir ağızdan:

- Hayır!.. Hayır!.. Asla!..

Haykırışları, gladyatörü sadistçe kamçılayan Kolezyum’daki (Roma Flavius Amfiteatrı) çılgın seyircilerin tezahüratı gibi doldurdu salonu. Bu ani ve kararlı cevap Kripto’yu daha bir aşka, şevke getirdi. Geniş salonda, rahat, ipek kaplı koltuğun üzerinde sıkılmış bir yumruk gibi otururken birden ayağa kalktı. Günlerdir hazırlamış olduğu konuşmasını içinden tekrarladı. Tanımadığı, bilmediği onlarca insan karşısında heyecandan sinirleri çekiliyor, kalbi sızlıyor, başı çatlayacakmış gibi ağrıyordu. Kendi kendine; “Ne oluyor bana böyle?” diye söylenerek yeniden toparlandı. DEVAMI YARIN


Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...