Kaydet
a- | +A

Kripto, mutluluktan dört köşeydi. Gökte aradığını yerde buluvermişti. Bugüne kadar her şey istediği gibi yolunda gitmişti...

Hurufi; önce yurtlarını, sonra sayısını tam bilemediği taraftarlarını, sazendelerini, nazendelerini ince belli, her biri birbirinden güzel, Hint, Acem, Türk, Arap, Afgan güzellerini kaybettiğini saydı döktü. Birkaç itimat edip güvendiği adamıyla tâ oralara kadar kaçmıştı. Uzun zaman köhne yerlerde saklanmış, istirahat etmişti.

Kripto, burnunu çekti, gözlerini sildi. Anlatılanlardan çok etkilenmiş, hüzünlenmiş gibi görünmek hoşuna gidiyordu.

- Sen meraklanma aynı imparatorluğu şimdi de bu topraklarda kuracağız. Daha büyük ve 'ölümsüz' olarak!..

- Başımdan geçenler kinimi, nefretimi ve intikam hislerimi artırmaktan başka bir şeye yaramadı.

- Muvaffak olmak için itici bir güç lazım. Anladığım kadarıyla sizde fazlasıyla var. Yeter ki bu inancınızı diri tutun.

- !!!

Kripto, mutluluktan dört köşeydi. Gökte aradığını yerde, hem de yanı başında buluvermişti. Doğrusu bugüne kadar her şey tam istediği gibi yolunda gitmişti. Bundan sonrası için de karşısına çıkabileceklere çoktan hazırdı. Sevindiğini belli etmeden,

- Ee sonra?

- Tabii şöhretten ve haşhaştan da sarhoş olmuştuk. Bu gidişte kısa zamanda dünyaya hâkim olabilecektik. Kendimize olan inancımız oldukça artmıştı. Osmanoğullarını yok etmeyi planlarken 'Temirler'in hışmına uğradık. Gafil avlanmıştık doğrusu. Planlarımız altüst oldu. Bu sefer de düşman bellediğimiz yere sığınmak mecburiyetinde kaldık. Uzun zaman mağaralarda, izbe yerlerde saklandık, Çevremizi iyice tanıdıktan sonra da şehirlere indik. Kenar, fakir muhitlerde tutunmaya çalıştık. Ne zamandır kir, pas içindeyiz. Kaldığım odanın yalnız bir penceresi var. Ocağı, tavanı sanki kömürden yapılmış gibi simsiyah, pislik içinde. Her türlü haşerat, çeşit çeşit böcekler cirit atıyor. Çaresizlikten hepsine de katlandık. Efendi, her şeyden iğreniyorum, tiksiniyorum artık. Bittim, tükendim!

- Öyle deme Muhterem… Hele bir istirahat et. Yapacağımız çok iş var daha. Yeni başlıyoruz yeni…

İhtiyar Hurufi daha fazla konuşamadı. Çocuk gibi ağlamaya başladı. Kendini tutamıyordu. Kripto, yanına geldi başını göğsüne alıp, şefkatle okşadı.

- Emin ellerdesin artık. Sakin ol. Öfken hiç dinmesin. Azgın dalgalar gibi kıyılarını dövsün. Lakin seni yıpratmasın. Daha çok yapacaklarımız var. Her şey bitmiş değil. Dedim ya yeniden başlıyor.

- Elimde değil efendi. Vücudum, zihnim yorgun, sıhhatli düşünemiyorum. Bulunduğum yer, mevcudiyetim, şimdi bana kaba saba bir hayal, korkunç bir serap, karanlık bir kâbus gibi geliyor. Adı konmayan bir acı duyuyorum. Sanki canlı canlı kabir azabına düçar olmuşum. Konuşacak kimse yok, uyuyamıyorum, Dimağım boş, yalnız işitiyor, yalnız görüyorum o kadar. Kaldığım evin tam karşısında bir mescit var. Sabahın köründe öyle şiddetli, öyle çirkin bağırıyorlar ki yanı başımda birini boğazlıyorlar sanıyorum. Bu acıyı her gün beş defa yaşama mecburiyetinde olduğumdan kendimi kahrediyordum. Her gece korkuyla gözlerimi kapayınca, iri kan damlaları hâlinde mor, kırmızı lekeler önümde uçuşuyor. Her an öldürülme korkusuyla can çekişiyorum can… Bey, ben ağlamayayım da kim ağlasın?

- !!!

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...