BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Nefesim daraldı, ayaklarımda fer kalmadı Nene!.."

“Hadi bacılarım, hadi kardeşlerim, dadaşlarım Moskof’a aman vermeyelim!.."
 
Nene, Tabyalara doğru koşarken bu gece yaşadıklarını düşünüyordu. Daha evden çıkmadan kimseye belli etmeden Seyyide Nefise Hoca’nın hediye ettiği Kur’ân-ı kerîmi öpüp başına koymuş, göğsüne bastırmıştı. Abisinin mavzerini ve bütün fişeklerini ve bir de kurşun bittiğinde lazım olabileceğini düşündüğü satırını yanına almıştı. Yükünü ağırlaştırsa da elzemdi. Bu silah ve teçhizatı rahat taşıyabileceği şekilde kuşağına sarışını, düşmeyecek şekilde yerleştirmesini hele hele o evden çıkışındaki ruh hâlini… Aman Allah’ım rahat bir şekilde çıkabilmek için gösterdiği hassasiyeti, nefes almadan ayak parmaklarının ucuna basarak yürüdüğünü, dönüp arkasına bakma cesaretinin olmadığını, üç ihtiyarı ve en zoru da kundaktaki Nazım’ını… Karşısında masum masum bakıyor görseydi dayanamayabilir miydi? Belki de düşüp bayılırdı…
Kendini pekâlâ tanıyordu. Kapıdan adım atar atmaz da nasıl, bütün gücüyle koşmaya başladığını, hem hızlı koşuşunu, hem de kulaklarını tıkayışını;
“Nene nereye gidiyorsun? Nene, bizi bırakma! Anlat nereye? Bu masum ne olacak? Ne süt, ne bir şey var! Nene... Neneee!” diye peşi sıra gelebilecek sesleri duyma endişesini, ses menzilinden çıktığına kanaat getirdikten sonra daha rahat koşmaya başladığını, sadece koşmuyor; kadınları, gençleri de teşvik edişini;
“Hadi bacılarım, hadi kardeşlerim, dadaşlarım Moskof’a aman vermeyelim! Derin uykularından uyanmadan bastıralım. İlk varan biz olalım! İlk kazanan da biz! Hadi kardeşlerim! Durmayın! Ey Ümmet-i Muhammed ha gayret! Gün bugün! Zalimlere haddini bildirelim!” deyip en önde olduğunu ve hâlâ koştuğunu, yorulmak nedir bilmediğini tek tek kafasından geçirip pes etmemeye kendini şartlandırıyordu. Kendini böyle kararlı hiç görmemişti…
Nene, sanki farklı biri olup çıkmıştı. Onu gören “lohusalıktan yeni çıkmış bir ana, cahil bir kadın, sıradan bir köylü” diyemezdi. Tam bir kahraman edası, vakarı, dirayeti, yüreği vardı. Yakınından geçtiği birkaç dadaşın; “erkeklik cinsiyet meselesi değilmiş!” sözlerine elinde olmadan tebessüm etmişti. “Bu can pazarı şartlarında Rabbim gülmeyi de nasip etti ya, inşaallah zafer de müyesser olur” dedi koştu. Korku denilen mefhum kafasında yoktu. Tek bir şeye odaklanmıştı o da sadece ve sadece: “Vatan”dı...
                      ***
          İLK ŞEHİT KADIN
İsmi Umuhan olan gelin de Nene’nin teşvikiyle, erinin tüfeğini alıp mahalledeki kadınlarla birlikte aralarına katılmış, Topdağı’na doğru koşuyordu. Korkudan mı, heyecandan mı, yoksa bir bilinmeyen hastalığından mı ne birden göğsü daraldı, şiddetli bir ağrı bastırdı, yürüyemez hâle geldi. Yakınındaki Nene’ye:
- Kız Nene!
- Ne var Umuhan?
- Nefesim daraldı, boğulacak gibiyim, ayaklarımda fer kalmadı Nene!
- Biraz soluklan kız!
- Nafile Nene! Bu erimin yadigârı tüfeği al, kullanabilecek birine ver! Hakkını da helâl et bacım! Benim için de niyetlen, kâfirlere mermi gönderirken; “bu da Umuhan bacım için” de… DEVAMI YARIN
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618552 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/618552.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT