BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Top, sesleri şehri aşarak ovaya doğru yayılıyordu...

Nene, yıkılmıştı. Kendisine nişan alınmışken, yanlışlıkla pek sevdiği arkadaşı vurulmuştu...
 
Asker, halk uyumamıştı da paşa mı uyumuştu? Hayır asla, cepheye geldiği andan beri hiç boş durmuyordu. Sağa sola emirler veriyor, bazı işleri bizzat kendisi yapıyordu. Önce askerlerini tabyaların yakınında düzlükte toplattı. Şehidi, kanlı elbiseleriyle yüksekçe bir yere koydurdu.
Nene Hatun, yavaş adımlarla yaklaştı, şefkatle yüzünü açtı. Yaralarından hâlâ kanlar akıyordu. Başını sağ omuzuna eğmiş, uyur gibi, sakin yatıyordu. “Ne saadet sana şehidim!.. Cennet-i âlâ mübârek olsun… Nur içinde yatasın!” dedi, geri çekildi.
Uzaktan top, tüfek seslerine “Allah Allah” nidaları karışıyor, uğultu hâlinde Erzurum şehrini aşarak ovaya doğru yayılıyordu.
           ***
İhtiyar hâliyle dağlara tırmanmış Zeliha Ana sessizce kızına yaklaştı. Fazla bir şey söylemedi. Kızı, ciğerparesi pek haklıydı. “Ben de olsaydım öyle yapardım...” dedi içinden, incitmeden koluna girdi.
Nene, yıkılmıştı. Kendisine nişan alınmışken, yanlışlıkla pek sevdiği arkadaşı hedef olmuş, bir anda kanatlanmış, ahirete uçmuştu. Kollarında ikinci canın can verilişine şahit oluyordu. Abi Hasan, bacı dediği Saime...
Anasını fazla yormadan; bir borçlu endişesiyle, bir suçlu utangaçlığı ve bir hanım heyecanıyla kalabalıktan dışarı çıkardı.
Ya dumanlar içinde uzayıp giden duvarlarda sıra sıra dizili Urus askerlerinden sanki birdenbire toplar atılacak, tüfekler patlayacak, “Allahü ekber” diye tekbir getiren sayısız hemşehrilerinden, kendi de dâhil yüzlercesi şehid olacak, ya da ağızlarından kudurmuş itler gibi salyalar akıta akıta sayısız zalim; ellerinde süngüleri üzerine üzerine yürüyeceklerdi.
Sanki sarsılmaz denilen tabya duvarlar şangır şangır sallandı. İçi çalkalandı. Sanki o an birileri onu yakalayıp her fenalığı yapacak, sonra da boğacaktı. Bu tarifsiz günün hiddetini, düşmanların zulmünü, acımasızlığını şimdi yeniden yaşıyormuş gibi içinde duyuyordu. Sadece tek kişilik ağır bir acı içindeydi...
Esrarlı, müphem bir rehavet, bir ateş damarlarına yayılıyor. Beyninde karanlık, meçhul bir kubbenin derin akislerini işitiyordu. Öyle anlatılmaz, korku karışımı bir ürperti, bir heyecan hâliydi ki...
Anacığını sakinleştirip yeniden şehid Saime’nin yanına dönerken kendini tutamadı Nene…
          ***
Ezberden Yâsîn-i şerîfi okuyan Nene, çok hislendi, duygulandı. Gittikçe sesi kısıldı. Dudaklarını oynatamadı. Çeneleri kilitlendi sanki. Ruhu sıkıldı, kalbi yandı. Kendinden geçti. Onu, daha ilk defa böyle derin bir acıyla görenler müsaade isteyerek kollarına girip kaldırdılar. Mecnun gibi sallana sallana götürdüler. Hâlâ kendinde değildi, tir tir titriyordu.
Şehitten uzaklaşmasını müteakiben komşu kadın:
- Nene Hatun!
- Efendim?
- Kapı açıldı.
- Ne kapısı?
- Şehadet kapısı. İnşaallah sıra bizde... Bizlerde!
- İnşaallah!
- !!!
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618875 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/618875.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT