BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Nene'nin dilinde Kelime-i şehadet, kulağında ise evlatlarının duâları...

Ne müthiş âlem yâ Rabbim; ey dost, âşıkların hakiki hayatı ölümden sonra başlar.
 
 
Neticede; sevda, aşk, muhabbet, huzur, saadet dolu koca bir hayat bırakır insanlığa, ibret için, istikbâl için Türk tarihine şanlı bir miras, nesilden nesile anlatılacak harika bir destan…
Aylardan mayıs; Nene Hatun’un hep hasretle beklediği, yeşilin, çiçeklerin her tarafı kapladığı, insana yaşama sevinci veren, hayat dolu mevsim, çoktan başlamıştı. Böyle bir baharın güneşli gününde; fokur fokur kudretten kaynayan billur gözelerin başında, serin suların içildiği, mor, kahve, boz, kara, ak koyunların, kuzuların meleşerek dolaştığı, kelebeklerin binbir heyecanla uçuştuğu, arıların o çiçekten bu çiçeğe bal topladığı, serçelerin, leyleklerin, turnaların, angutların, ördeklerin katar katar gelip geçtiği hayat dolu bir mevsimde; hayata veda edebilmek bilmem kime nasip olurdu? Dilinde; Kelime-i şehadet, Kelime-i tevhid, kulağında evlatlarının, komşularının duâları, Abdurrahman Gazi’nin yamacına oturup Kur’ân-ı kerîm okuyan vefakâr dadaşların ve bütün Anadolu’nun kıraat ettiği hatimler, Yâsîn-i şerîfler ile bir gül bahçesine girercesine, asra varan muhteşem bir hayata gözlerini kapatırken, dünyanın en bahtiyar insanı olmanın hazzı; pembemsi yüzünde, boncuk boncuk ter düşmüş şakaklarında rahat görülebiliyordu.
Evliyâ-i kirâmın bahçesinden nur yayılır, bütün mevtaların makberine, Nene Hatun’un bir pelte gibi hareketsiz, upuzun uzandığı yatağına da… Bir vakit sonra uyku çalar göz kapaklarını. Rüyâdan rüyâya kanatlanır.
Bir muhabbet meclisidir ki sorma… Yanında Abdurrahman Gazi hazretleri, karşısında Şeyh Abbas Mehdi hazretleri, onun yanında Cafer Efendi hazretleri, onun ötesinde, Habip Baba hazretleri, Osman Efendi, Haşıl Baba, Taşkesenli Ahmed Efendi bütün evliya-i kiram… Bir bardak su isterler mübârek gözleriyle. Tasarruflarını lütfederler, gönül diliyle.
Nene Hatun, rüyalar âleminde miydi ne?
Bir elinde billûrdan sürâhi, bir elinde kristal bardak, getirip verirler âb-ı hayâtı, usûlünce ikrâm eder meclîs büyüklerine. Gönlü; âşıklara mahsus bir deryâ gibi kaynar ha kaynar; lâkin taşacağı uçsuz bucaksız ummanlardan habersiz, yankılanır sesler her bir yana. Saadetten, huzur ve hoşluktan başı dönmektedir sanki… Ne müthiş âlem yâ Rabbim; ey dost, âşıkların hakiki hayatı ölümden sonra başlar. Doğar o dünyaya bütün icraatiyle, yaptıkları amelleriyle. Hocasının dediği gibi: “Bu dünyada; dünyalıklara gönül vermekten kurtulmadıkça, sen hakiki gönlü bulamazsın.”
Kıyama durmuştur kimi rûhlar, rükûda kimi… Secdede, celsede olanlar sayılmayacak kadar… Zikirler yükselir dalga dalga arş-ı âlâya, katbekat.
Dalar ruhlar iç içe, sessizce konuşurlar gönül lisanıyla! DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619201 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/619201.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT