BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Söyle, seni nefret ettiren şey de nedir güzelim?.."

Abdullah Dede, müşfik bir eda ile işine yönelirken ninesi de Elif’in elinden tuttuğu gibi banyoya götürdü. 
 
Dedesi, torununu yatıştırmaya çalışıyordu:
 - Sen öyle bir kız değildin Elif’ciğim. İyice meraklandım! Söyle seni nefret ettiren şey de nedir güzelim?
 - Dede o kaba çocuk beni dereye düşürdü… Benimle kavga etti! Daha ne olsun?
 - Kızım, kızım! Anlaşılan birbirinizi kızdırmışsınız… Olur böyle şeyler… Ali, bu mahallede örnek gösterilen, iyi kalpli, çalışkan, iyi bir çocuktur. Onu tanıyınca seveceğini sanıyorum.
 - Ben onu müdüre, sınıf öğretmenine şikâyet edeceğim… Ondan iğreniyorum işte!..
 Dede, torunun konuşmasını duyan ninesi de evden çıkıp yanlarına geldi. Bir şeylerin ters gittiği belliydi ama neydi? Gayriihtiyari o da araya girdi.
 - Benim güzel kızıma kim ne demiş? 
 - Bir şey yok ninesi! Sen de ateşe körükle gitme! Telaşlanma hanım! Bir yanlış anlaşılma var…
 - Vah kızım vah, vah! Elbiselerini değiştirelim. Üşürsün, hadi bakalım içeri. Hadi! Hadi!
Abdullah Dede, müşfik bir eda ile gülümseyerek işine yönelirken ninesi de Elif’in elinden tuttuğu gibi banyoya götürdü. Bütün elbiselerini çıkardı, bol su ile banyo yaptırdı, çıkarıp tertemiz yeni elbiseler giydirdi. Ninesi de Elif de rahatlamıştı.
     ***
Dünkü hadiseden sonra çok fena olmuştu. Yükleri ağır arabalar gibi ara sokaklardan güçlükle ilerliyordu Ali. Baharın bütün güzelliğine rağmen o içten içe yanıyordu. Hava ılık olmasına rağmen, ona göre çok sıcaktı, buranın bütün nemi buharlaşıp Ali’nin de düşüncelerini alıyor, gökyüzüne uçuruyor zannediyordu. Biraz öncesine kadar üç ve beş yaşındaki kardeşleriyle anneciğinin kucağına sığınmıştı. İlk defa zor ayrıldı o sımsıcak ve bomboş yuvalarından. Yürürken siyah okul formasının üzerine beyaz yakalığını taktı, hem de yeni pantolonunu giyinmişti. Elif’le olan hadise, aklına gelmeseydi keyfi yerinde olacaktı, ama bir türlü iki güzellik bir arada yaşanmıyordu. Koltuğunda taşıdığı kitapları dalga dalga çamur ve kirli su kalıntılarıyla iyice kirlenmişti. Yanından geçtiği iki direğin arasına gerilmiş oyuncak sallandıkça uykusu geliyor sandı. Oysa onun işi daha yeni başlayacaktı. Sabah simitlerinin müşterileri kaçmadan yetiştirmeli, gelip mektebine kavuşmalıydı, yoksa iş yapmanın, ailesine destek vermenin ne manası kalacaktı?..
Nice düşüncelerle fırına oradan da gözü kapalı bulacağı adreslere emanetleri bıraktı, tahsilatı yapıp döndü. İlim edinme durağına yolculuk, uzadıkça uzamış, hele kardeşleriyle ayrılması hiç de kolay olmamıştı. “Ali abi, bana simit, Ali abi, büyük kocaman simit isterim! Bana da, bana da…” deyip çekiştirmeleri hâlâ gözünün önündeydi. Her evden içeri adım attığında söyledikleri cümleleri, baştan sona bir kez daha ezberlemişti. Onlarla karşılaştığına; gözlerinde başlayıp yüzlerinde açan gülücükleri al al gamzelerinde kayboluyordu. Anacığının boynu büküklüğüne rağmen babası, her şeye çabuk ve pratik çözümler bulan, uzun vakit sakinliğini muhafaza eden, kısa bıyıklı, Kara kuru cana yakın bir adamdı. "Babamın bu marifetlerini yeni öğrendim. Ne sır saklayanmış, adam gibi adammış” dedi, devam etti… DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621547 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/621547.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT