BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"İzah edeyim güzel kızım"

"Şartların bizim açımızdan çok kötü olduğunu söylemek istemiş Paşamız..."
 
Kuledeki nöbetçi avazı çıktığı kadar bağırıyordu:
 - Ey Ümmet-i Muhammed uyanın! Ruslar Tabyalara yaklaşıyor! Ey ümmeti Muhammed uyanın!.. Bu sesin üzerine Paşa, koşarak önce kuleye çıktı. "Ne var? Neye bağırıyorsun evladım?” diye sorunca, nöbetçi de şaşırdı. Nasıl şaşırmasın? Koca Urus ordularını kaç defa bozguna uğratmış Paşa yanı başındaydı. Hemen esas duruşa geçti. “Paşam toplu, tüfekli çok kalabalık bir grup... Bu tarafa doğru geliyor. Yer gök asker!” Paşa gözlerini kısarak nöbetçinin işaret ettiği tarafa baktı. "Hani nerede? Ben göremiyorum!” Nöbetçi, daha bir teferruatlı izah etme ihtiyacı duydu. "İşte komutanım! Şu kayaların arasından dikkatle bakarsanız, görürsünüz efendim!” Sadece Gazi Ahmet Paşamızın; "Vay kefere! Hem de birkaç yoldan vadileri takip ediyorlar! Çok kalabalıklar. Bir ucu ta nerede? Sonu görünmüyor. Bu gidişle güneş doğmadan şehre inebilirler." Paşa, parmağını sallayarak hırsla yere tükürdü; “Hemen bütün gazileri uyandır. Gafil avlanmayalım” diyerek kuleden aşağı indi. Hırsından deliye dönmüş gibiydi.
Paşamız emir verdikten sonra ne yapabileceğini düşündü. Tabyaların durumu, silah, mermi ve kış şartlarına karşı askeri nasıl koruyacağını ve imkânlarını bir daha gözden geçirdi. Durum çok vahimdi.
 - Dede “vahim” diyorsun, biraz açıklar mısınız?
 - İzah edeyim güzel kızım.
 - Tercümana gerek yok şimdilik
 - Her zaman başıma kakma kızım, sonra alınırım…
 - Açık yakaladım mı hiç affetmem dedeciğim.
 - Demek simitçi çocuk Ali’yi de onun için haşladın herhâlde.
 - O konuyu açmasak... Durum çok vahim demiştiniz…
 - Şartların bizim açımızdan çok kötü olduğunu söylemek istemiş Paşamız.
 - Cümlenin gelişinden öyle bir mana çıkarmıştım zaten, yine de emin olmak istedim dedeciğim. Ya sonra.
 - Sonra durumun tehlikesini bilmesine rağmen Paşamız, bu içinde bulunduğu kötü şartlardan kurtuluş yolları aradı tabii. Bir türlü karar veremiyordu. Gönlü rahat değildi hiç. Hani aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık kabilinden... İkisinden birini kirletecek durumdaydı. Bütün emri altında olan diğer komutanları odasına topladı, son kararlarını verecekti. Lakin subaylar imkânlarının müdafaaya, yani savunma yapmaya elverişli olmadığını çekinmeden söyleyince pek üzüldü. Bir subay; "Katiyen olmaz komutanım!” deyip niçinine, nedenine girmeden kestirip attı. Başka biri; "Bu imkân ve şartlarla karşı koyamayız! Hepten helâk oluruz!” Diğer biri; “Her şey gün gibi ortada; 'ölüme gidin' diyorsanız sözümüz yok Paşam!” dedi... DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621687 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/621687.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT