BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Artık deli mi, veli mi, orasını Cenab-ı Allah bilir..."

"Nene Hatun, biricik evladını şefkatle bağrına bastı, sevdi, öptü, kokladı. Doyuncaya kadar emzirdi..."
 
 Dede, gülümseyerek cevap verdi:
 - O devirde çocukların altına konan kumlu toprağa “höllük” denirdi. Bu malzeme hem çocuğu soğuktan muhafaza edip korurdu, hem de altlarının uzun zaman kuru kalmasını sağlardı. Bu devrin çocuk bezi yerine kullanılan toprak malzeme desek daha doğru olur.
 - Desene doğal bir çocuk bezi.
 - Aynen öyle. Bebekler için tabii bir muhafaza malzemesi…
 - Eee!.. sonra?…
 - Nene Hatun, biricik evladını şefkatle bağrına bastı, sevdi, öptü, kokladı. Doyuncaya kadar emzirdi. Höllüğünü her zamankinin iki üç katı koydu. "Ne olur ne olmaz" diye düşünerek elinden geleni yaptı. "Ana yüreği dayanılması kolay mı sanıyorsun?” dedi, defalarca öptü kokladı, beşiğine koydu. Kalbi yerinden sökülecekmiş gibi masum yüzünü seyretti. Dışarıdaki kalabalığın; “İmdat” seslerini duydukça yerinde duramıyordu. “Canım Nazım’ım seni bana Cenab-ı Allah verdi, ben de O’na emanet ederek cepheye gidiyorum. Beni anla ciğerparem! Gelirsem önünde kurbanın olur bakar, büyütürüm, dönemezsem sakın ananı suçlama! O küffara namusunu teslim etmemek için gitti bil! Canım balam, seni bana Allahü teâlâ verdi. Babanla çok sevinmiş, bayram etmiştik günlerce. Şimdiyse güzel memleketimiz zalim Moskof işgalinde. Buralara gelirlerse ne sana, ne de bana yaşama hakkı kalır. Bizi kendi hâlimize bırakmazlar! Canım evladım, şimdilik seni bana veren yüce Rabbimize emanet ediyorum…” dedi, bir akşam önce kollarında şehadet şerbetini içen abisi Hasan’ın mavzerini alarak tabyalara doğru hareket eden dadaşların arasına katıldı. Yetiştiği ilk kafilede komşu kadın Hatun’u tanıdı çok şaşırdı: "Kız Hatun sen misin?..” Evet cevabını alınca: "Vış ana! Uşağı kime teslim ettin?” diye sorunca tarihî bir cevap verdi Nene Gelin: “Allaha!”
 - Komşu kadının cevabını ben söyleyeyim dedeciğim; "Sen delirmişsin! Aklın başından gitmiş! Korkundan ne söylediğinin farkında değilsin kız!”
 - Aynen güzel kızım. “Her şeyin farkındayım bacı meraklanma! Pis kâfirler ta burnumuzun dibine gelmiş! Hiç durulacak zaman mı?” diye karşılık verince halk daha bir galeyana gelmiş, dağı taşı inletmiş. Nene Hatun’un bebeğini beşikte bırakıp düşmana karşı gitti haberi bütün dadaşlar arasında yayılmış, kararsız olanların bile ön saflarda dövüşmelerine sebep olmuş.
 - Hakikaten deliymiş Nene Hatun!
 - Artık deli mi, veli mi? Orasını Cenab-ı Allah bilir. Ellerinde, balta, nacak, kürek, kazma, uzun sopalar ve meşalelerle ne bulmuşsa bir yığın insan, “ALLAH, ALLAH!” diyerek, sokakların arasından nehir gibi akmaktaydı. Tek bir şey düşünüyorlardı bu vatansever insanlar. Erzurum’u düşmana teslim etmemek!.. 
 - Dedeciğim, resmen ölüme gidiyorlar. Müthiş bir şey! Kafam almıyor. Yalnız yüreklerinin sesini dinleyerek vatan savunmasına iştirak ediyorlar. Hem de gönüllü olarak… Çok yüksek bir duygu değil mi dedeciğim?
 - Elbette doğru dersin kızım...
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621728 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/621728.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT