BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Olup bitenleri anlamaya çalışıyordu!..

Küçük Ali, şok geçiriyordu. Gözleri nemli, kalbi acı keder dolu, belini büken ağır hisler...
 
Kendi kendine hayaller kurup söylenirken acı bir fren sesiyle irkildi. Sokaklarda köpekler havlayarak koşuşmaya başlamış, bir uğultu, çatırtı ve gümbürtüyü müteakiben korna sesi, araba alarmı, kadın ve çocuk çığlıkları birbirine karışmıştı... Rastgele feryatlar, konuşmalar, bağrışmalar, koşuşmalar; bir kaza olduğunun açık alâmetiydi.
Küçük Ali; olup bitenleri seçmeye, anlamaya çalışıyordu.
İnsanların koştuğu tarafa döndü. Zayıf, çelimsiz, tahminen yetmiş beş, seksen yaşlarında, koyu gri takım elbiseli, ak sakallı bir ihtiyar, kaldırımın kenarında acı içinde kıvranıyordu. Çarptığını tahmin ettiği bir araba ise deli gibi önünden vınlayıp geçti ve hızla uzaklaşıp kayboldu.
İnce, uzun vücudunu eğreti saran pardösünün rengi kumaşından gelmiyordu. Tepesinden aşağı sarkan uzun kestane rengi saçları dikleşmiş, kedinin hasmı karşısındaki durumu gibi sanki diken diken olmuştu. İyice eskimiş pabuçları çiziklerle birlikte tozla, çamurla kaplıydı.
Gözlerinde korku dolu öfke kıvılcımları çaktı. Alnında bir damar aniden kabardı. Açılan göz kapaklarının arasında göz bebeği küçüldü, büyüdü. Omuzları çökmüş, pek hüzünlenmişti. Ellerinin ayaklarının üşümesini çoktan unutmuştu. Yerde kıvranan adamı görmemek için başını eğdi. Kara gözlerinden parlak bir damla, pembeleşmiş yanaklarından izler bırakarak çenesine, oradan da yere düştü. Bir daha, bir daha, nice billurdan damlalar birbirini takip etti.
Kulakların yakalayamadığı birkaç isim fısıldandı, yerde debelenen ihtiyarın titrek sesinden. Sonra bütün kuvvetiyle:
- İmdat!
- !!!
- İmdat! Adam yok mu? Kimse yok mu?
- !!!
- Amca biz varız!
- Kimse yok mu?
- Korkma! Bir şey yok amca!
- Ah!
- Bir araba çevirin araba!
- Ah!
Küçük Ali, şok geçiriyordu. Gözleri nemli, kalbi acı keder dolu, belini büken ağır hisler...
Bir ara yeniden babasını görür gibi oldu, ona:
"Ne duruyorsun daha? Kendine gel be evlat! Yardım et, yardım et!" diyor gibiydi.
Elindeki yükten kurtulmalıydı. Onu parkın bir kuytu köşesine gizler gibi aceleyle bıraktı, ihtiyarın yanına koştu. Bir taraftan da “durun” mânâsında geçen arabalara el kaldırıyordu. Bu olanları görmüyorlar mıydı, yoksa kimsenin umurunda mı değildi ne? Birkaç hamle sonra kırmızı lüks bir cip durdu. İçinden çıkanla ihtiyarı incitmeden arabaya bindirdiler, kendi de yanı başına oturuverdi. Aracı kullanan, dörtlüleri yakıp devamlı kornaya basarak yol aldı. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622276 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/622276.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT