BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Hasan dede hâlâ istediği cevapları alamamıştı...

"Beni arabanın çarptığı yerden buraya sen getirdin. Onun için gözümde kahramansın..."
 
Küçük Ali hastaneye nasıl geldiğini anlatıyor, Hasan dede de pürdikkat dinliyordu:
- Ambulansların keskin siren sesleri, telaşlı insanların koşuşturmaları ve bağrışmaları arasında doğru Acil’e girdim. “Hasan Palandöken isimli hastayla görüşeceğim” dedim. Oradakiler kayıtlara bakarak “Nesi oluyorsun?” diye sordular ben de “Şeyy…” derken üzüntüden dolayı konuşamadığımı, torununuz olabileceğimi düşünüp fazla oyalamadan odayı tarif ettiler efendim.
- Aferin sana torunum!
- !!!
- Tabii torunumsun! Senin yaşında kaç tane torunum var bir bilsen! Ben de hemşirelere söyleyip kızıma da, oğluma da telefon ettirdim. “Gureba Hastanesi 105 numaralı odada istirahat ediyorum” diye. Onlar da bir telaşla geldiler. Her neyse! Şimdi daha iyiyim elhamdülillah.
- Büyük geçmiş olsun.
- Teşekkür ederim torun! diyen Hasan dede hâlâ istediği cevapları alamamıştı.
- Küçük kahramanım Ali… Böyle diyorum soranlara… Beni arabanın çarptığı yerden buraya bir çocuk getirdi. Onun için gözümde kahramansın. Zaten bu şeyler de böyle aniden oluyor. İnsan istese de zarla-zorla kahraman falan olmaz Ali’ciğim.
- Estağfirullah! Yalnız bırakmayacaktım fakat beni içeri almadılar. Kar yağışı yeniden başlamıştı. Biraz bahçeye açılan kapının önünde bekledim. Sizi getiren abiler de iyi olduğunuzu söyleyince gönül rahatlığıyla ayrıldım. Ha onlar da sizi “dedem” sanmışlardı.
- Demek dede torun meselesi, boş bir tesadüf değilmiş! Eee, sonra?
- Annemin verdiği mühim emanetini bir köşeye saklamıştım. Kaybolmasından çok korktum.
- Aa, bulabildin mi koyduğun yerde?
- Üzerini hafif kar örtmüştü. Bıraktığım gibi duruyordu.
- Çok şükür! İyi etmişsin! Ben de olsaydım annemin emanetini almak için öyle yapardım. Aferin sana!..
Gün gelir herkes göçer, ecel şerbeti içer,
Kim neyi ekmiş ise, muhakkak onu biçer.
Ali’nin anlattıkları yufka yüreğini bir hoş etmişti. Bir şey söylemeden cebindeki cüzdanı çıkarıp uzatmak istedi, çekindi. Kocaman bir kalbi incitmek istemiyordu. Bir bahane arıyordu ama ne? Olanlar; bir sinema şeridi gibi gözünün önünden geçti. Doktorlar teslim alıp müdahaleye başlayınca dışarıda kaldığını iyi hatırlıyordu. Gözleri kapalıydı ama aklı başındaydı. Yalnız çok korkmuştu. Bir de dayanılamayacak kadar acı veren ağrıları vardı. O hengâmede sağını solunu görecek hâli yoktu.
Bu hadiseden ve küçük Ali’nin cüzdanı getirip teslim etmesinden dolayı Hasan dede çok hislenmişti. Gözlerinden dökülen yaşları göstermemek için, bir şeyler arıyormuş gibi yaptı, başını sağa sola döndürdü. İşi pişkinliğe vererek gülmeye, küçük kahraman Ali’yi rahatlandırmaya çalıştı.
- Ya Ali’ciğim, fark edemedim! Adam birden üzerime geldi, kaçamadım! Cüzdan da o hengâmede cebimden fırlamış olmalı.
- Size bir şey oldu diye çok korkmuştum efendim! Bir müddet bakamadım!
- Görünür görünmez kaza evlât! Yiyecek ekmeğimiz, içecek suyumuz kesilmemiş ki; ucuz atlattık. Elhamdülillah! Buna da şükür!
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622496 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/622496.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT