BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

“Dadaş emmi, ben de bu bölgenin uşağıyım..."

"İyilikler kaybolmaz Cafer Ağa. Cenâb-ı Allah’ın en sevdiği fiillerimizin başında yine onun kullarını sevindirmek var..."

 
Osman Efendi, heyecanla askerlik hatırasını anlatıyordu:
-Matarayı kaptığım gibi yine aynı hızla koşarak köye gittim. Çeşmenin başında birkaç kadın su dolduruyordu. Onları görünce rahat hareket etsinler diye sırtımı döndüm, çeşme başının boş kalmasını bekledim. Bu durumu penceresinden seyreden babayiğit biri dışarı çıktı, yanıma geldi.
“Asker efendi, bu hareketi her asker yapmazdı! Sen nerelisin?” Güldüm;
“Dadaş emmi, ben de bu bölgenin uşağıyım, yabancı sayılmam...”
“Bizim buralılara benzemesine benziyorsun da nereden, kimlerdensin?”
“Aşağı Pasen’den..”
“Oraları da iyi bilirim. Keçesor’u, Hoşov’u mesela…”
“Tam da köyümü söyledin! Ben de Keçesor’dan askere geldim…”
“Kimlerdesin? Oranın bir genç uzun boylu, yakışıklı imamı vardı, tanır mısın?”
“Nasıl tanımam, o benim abim…”
Adam sanki kanatlandı yerinden fırladı gelip boynuma sarıldı.
“Ben demiştim ona bir elime düşersen, ben sana bak neler yapacağım?”
“Emmi dur! Sen abimi nereden tanıyorsun?”
Bütün o yaşadıklarını tek tek anlattı. “Bırakmam, ben çok duâ ettim, kendisi elime düşmedi ama kardeşi ayağıma kadar geldi. Bu da Kâmil Baba’nın bir tasarrufu…”
“Komutanım beni bekliyor…” dediysem de anlatamadım. “Ben gelir komutanına ne denecekse derim” dedi, elimden tuttuğu gibi konağına götürdü. Kaşla göz arasında mükellef bir sofra donattı. Kavurma, tereyağı, bal yedirdi, içirdi, karnımı iyice doyurduktan sonra; beş on taze lavaş ekmeğin arasına birkaç dalak da bal, kocaman bir parça tereyağı koydu; “Bunu da komutanına götür…” dedi beni uğurladı. Bölüğüme geldim. Komutanımın çadırına girdim, selâm çaktıktan sonra, geç kalmamın sebeplerini anlattım, ekmeklerle birlikte tereyağıyla balı önüne koydum. Dedi ki:
“Ya Osman, görüyor musun iyilik yapmanın kuvvetini? Nereden nereye hükmediyor? Dünyada boş bir şey yok evladım. Abin ekti sen hasat ettin, bize de yemek düştü…” deyip ekmekten baldan kendine yetecek kadar ayırdı. “Diğerlerini götür arkadaşlarına dağıt…” dedi. Selâm çaktım çıktım.
- Maşallah Osman Efendi, sen de boş değilmişsin meğer haberimiz yokmuş!
- Estağfirullah!
- Hocam, bu işlerin izahını nasıl yapmak lazım? Tesadüf mü diyelim? Yoksa “NE EKERSEN ONU BİÇERSİN” mi, nedir Allah aşkına?
- İyilikler kaybolmaz Cafer Ağa. Cenâb-ı Allah’ın en sevdiği fiillerimizin başında yine onun kullarını sevindirmek var. Kim olursa olsun bir kulu memnun edip sevindirmek büyük bir nimet. Bakın evliyanın büyüklerinden Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
“Ömür kısadır. Sonsuz olan ahiret hayatında, insanın karşılaşacağı şeyler, dünyada yaşadığı hâle bağlıdır. Akıllı olan, ileriyi görebilen bir kimse; kısa olan dünyada, hep, ahirette iyi ve rahat yaşamaya sebep olan şeyleri yapar. İnsanlara hizmet etmek için çalışır. İnsanlara iyilik etmek, ahirette azaptan kurtulmaya ve Cennet nimetlerinin artmasına sebep olur… Bunları bilen insanın iyilik yapmaması olacak şey değildir. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
629049 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/629049.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT