BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

YASLIADA’NIN HİKÂYESİ

 
 Yalnızca Adnan Menderes değil, Abdülhamid Han, Abdülaziz Han, Sultan III. Selim Han, Sultan Genç Osman ve daha bazı başkaları da yerlerini darbeyle kaybettiği için 27 Mayıs 1960 tarihi, darbelerin başlangıcı değildir. Cumhuriyet dönemindeki darbeler için başlangıç sayılabilir…
Bir cinayet ve zulümler silsilesi olan 27 Mayıs, sonraki bütün pis niyetlere dayanak yapılmıştır. Darbeden sonra 1924 Anayasası mer’iyyetten kaldırılarak yerine 1961 Anayasası hazırlanmıştı. Darbe ürünü bu anayasa, darbelere örtülü bir haklılık tanımış, sokak eylemlerine yol vermişti. 1968-1980 arasında 5 bin gencin ölmesinin sebebi budur. 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 Darbesi, örtülü biçimde 1961 Anayasasından cesaret alır. 1982’de 12 Eylül Anayasası yapılmış olsa da bir kere darbe virüsü cuntacıların kanına işlemiş olduğundan darbe veya darbe teşebbüslerinin devamı eksilmemiştir. 28 Şubat, 27 Nisan, 15 Temmuz, bu zehirlenmenin mahsulüdür.
27 Mayıs katliamın 6 ayağı vardır:
Askerî cunta,
Üniversite cuntası,
Adlî cunta,
Tek Parti cuntası,
Matbuat cuntası,
Kraliçe cuntası…
Osmanlı’daki seyfiyye [ordu], ilmiyye [medrese], kalemiyye [bürokrasi] unsurlarının çoğalmış şeklidir. “Tek Parti” bilinen politik zihniyetin adıdır. Matbuat; gazete, mecmua ve radyolu devirdir. Televizyon, 12 Mart’tan sonra devreye girecektir. 15 Mart’ta ise sosyal medya da yerini aldı. Kraliçe cuntası, görünür planda yoktur, o hep perde arkasındadır. 12 Eylül’den itibaren toplumumuza burjuvazi de giderek yerleştiği için artık sermaye cuntası da devreye girmiştir.
DP-Demokrat Parti’nin 14 Mayıs 1950’de açık ara farkla işbaşına gelmesine devrin yorumcuları “Beyaz İhtilal” demişti. 3 Kasım 2002 tarihli AK Parti seçim zaferine ise “Anadolu İhtilali” dendi. DP dönemi, 10 yıllık bir istikrardan sonra 27 Mayıs 1960’ta kanlı bir darbe ile son buldu. Millette de huzur son buldu. Saydığımız cunta unsurları, İstanbul Üniversitesinden başlayarak gençliği tahrik edip sokağa döktüler. Sonradan bazıları bizim de dersimize gelecek olan Sıddık Sami Onar, Hüseyin Nail Kubalı gibi bir kısım hukuk öğretmenleri akıldânelik yapmaktaydılar. Matbuatta ise Akis dergisiyle Metin Toker en fazla dikkat çekendi. Nitekim İnönü’den dolayı “millî damat” lakaplı bu kişi, yıllar sonra ANAP iktidarında da Milliyet gazetesinde yazdığı bir yazıda Turgut Özal’a da -affedersiniz- aynen şöyle seslenecekti:
-Sen istediğin kadar karının-kızının donunu göster, biz senin gerçek niyetini biliyoruz!..
Bir ayaklanma başarılırsa zafer, başarılamazsa hainliktir. Başarılan sahte zaferler, sahte kahramanlar da türetir. Bayezıd Meydanı’ndaki 27/28 Nisan gösterilerinde Turan Emeksiz adında bir genç, tankın üstüne tırmanmaya çalışırken kayıp, paletlerin altına düşüp ezildi. 27 Mayıs bu genci kahramanlaştırdı. Adına, “Hürriyet Meydanı” diye değiştirilen Bayezıd Meydanı’nda Ordu Caddesinin kenarına dikenli bir anıt dikildi. Adı, Hukuk Fakültesinin yemekhanesiyle şehir hatları vapurlarından birine verildi, MTTB’nin önüne de büstü kondu. O’nun Türkiye gizli Komünist Partisi gençlik kolları başkanı veya üyesi olduğu ise yıllar sonra ortaya çıktı…
27 Mayıs olduğunda ilkokul 3. Sınıfa gidiyordum. Adana’daydık. O sabah sokağa çıkınca belediye hoparlöründen TSK’nın bütün yurtta idareye el koyduğunu ve hain iktidarın üniversite gençlerini kıyma makinalarından geçirdiğini ilân etmekte oluğunu işittim. Çocuk aklımla olanları anlamaya çalışıyordum. Sonra Yassıada’da düzmece yargılamalar başladı. Cızırtılı radyo sesleriyle dinleyebiliyorduk. Savcı Altay Ömer Egesel ve yargıç Salim Başol, zorbalık gösteriyor, “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istedi!” diye tarihin en büyük hukuk ayıbını işliyorlardı. Bu arada okullarımız, bizleri sinemaya götürerek “Düşükler” adlı iktidarı yeren filmler izlettiriyordu. Nihayetinde emir-komutayla idam cezaları verildi. Fatin Rüşdü Zorlu ve Hasan Polatkan, 16 Eylül 1961 tarihinde İmralı adasında idam edildiler. Adnan Menderes’in infazı da bir gün sonra yine aynı yerde yapıldı. Eski Başvekil güya hastaymış da onun için iyileşmesini beklemişler. Dayak ve küfür dâhil hakaretin her çeşidini yaşamışlardı. 1990’a kadar İmralı’da ziyaretçisiz kaldılar. Bu yıl, Cumhurbaşkanı Özal’ın çalışmalarıyla ANAP ve DYP’nin verdiği oylarla TBMM mazlumların itibarlarını iade etti. SHP; “CHP”li vekiller ya red veya çekimser oy kullandılar. Şehidlerin azîz naaşları, 17 Eylül 1990’da yüz binlerin iştirakiyle vatan Caddesi başındaki “Anıt Mezar” adını alacak yere nakledildi…
27 Mayıs katliamı, 1980’e kadar bayram olarak kutlandı. Yüreği yaralı halk, Yassıada’yı âdeta “lânetli ada” olarak gördü. Biz, bu adaya 2013 yılında gittiğimizde her şey metruk hâldeydi. O gün hüzünle fotoğraflar çektik. O fotoğraflar, Instagramdaki sayfamızdadır.
Adanın yeni adı “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” oldu. Sn. Erdoğan’ın Başbakanlığından bugüne kadar devam eden gayretleriyle orada bir külliye inşa edildi. Adnan Menderes Kongre Merkezi, güzel bir cami, müze ve otel yapılanların başlıcaları...
25 Haziran 2013’te gittiğimizde kötü günlerin hatırası o duruşma salonunda cemaatle namaz kılıp şehid ve mazlumlara dua ettiğimizi sizinle paylaşmamıza lütfen müsaade ediniz. O ayrı bir duygu. Gördüğümüz eski binalardan bir kısmı muhafaza edildi mi bilmiyoruz. Edilmesi ibret adına iyi olurdu. Müzenin ise yıllar evvel Anıt Mezar yanında yapılmasını teklif etmiştik. Adaya gitmek kolay değildir. Verilen yeni isim de hayli uzun. Ama halk, kısa bir şey der ve o ad resmiyette kalır. Bir iktidar değişikliğinde tesisler, inşallah, kumarhane gibi kirli işlere alet edilmez. Bunun hukuki tedbirini almalı.
Bütün şehîdlerimize rahmet diler,
Kadr-ü kıymet bilenlere teşekkür ederiz.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
613737 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/613737.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT