BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İSLÂM’IN AZGIN DÜŞMANLARI!..

Baskın toplum talebi sebebiyle tarihî bir hatadan rücû edilerek Ayasofya’nın yeniden ibâdete açılmasına karşı gelemediler… Bunun yerine kızgınlıklarını Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş’a yönelttiler. Ali Hoca, Ayasofya’da hutbeye kılıçla çıkmıştı. Öfkeden küplere bindiler. Nasıl olurmuş, bu nasıl yapılırmış?

Bu şiddeti, bir Yunanlılar, bir de bizdeki laikçi Tek Parti zihniyetliler gösterdiler. Bizdekiler, birkaç sayfa tarih kitabı karıştırsalardı böylesi bir cehalet örneği göstermezlerdi. Yakın tarihlere kadar fetihle alınan beldelerde imâm efendiler, minbere kılıçla çıkarlardı. İstanbul Hukukta talebeyken Beyazıd Câmiî’nin imâm ve hatibi merhum Abdurrahman Gürses Hoca’nın minbere kılıçla çıktığını defalarca gördük. Bu bir sembolik değerdir. Gelenektir. Sadece de bundan ibarettir. Hâl bu iken dediğimiz gibi bir Yunanlılar ve bir de bizdeki laikçi Tek Parti Zihniyeti artıkları öfkeden alı al-moru mor oldular. Şunun fakında olmalı ki bu zihniyetle zehirlenmiş olanlar bugün yalnızca bir tek partide değildir.

Hâdise ne kılıçtı ve ne de Ali Erbaş.

Hâdise, Ayasofya’nın, kilise yapılamadığı gibi müze olarak da tutulamamasıydı.

Tek Parti Zihniyeti’nin artığı laikçi bir kısım sorumsuz ekran ve sütun sahipleri ile politikacılar, bir süre bu kılıç meselesiyle oyalanıp durdular. Neticede hiçbir şey çıkmadı. Bağırtılarının millette zerrece karşılığı olmadı. Fikir ve teklif üretme fukarası bu yabancılaşmış çeyrek aydınlar, yeni suiistimal malzemesiz arar ve sığınmacılar üzerinden Cumhur İttifakı’yla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çamurlar atarken birden gözleri yeniden Ali Erbaş’a ilişti. Eyvah "Cumhuriyet’in kazanımları gitmişti, laiklik bitmişti, her şey mahvolmuştu!’’

Niçin?

Niçin de soru mu?

Daha ne olsun?

Yeni Yargıtay Binası, Diyanet İşleri Başkanı’nın duasıyla hizmete girmişti!..

Çok kat’i hakikattir ki bunların asıl maksadı, Diyanet Başkanı değildir. Onun şu veya bu kimse olması da değil. Bu gibi merasimlerde Besmele çekilmesinden "ya Allah, Bismillah’’ denmesinden, dua edilmesinden rahatsızlar.

Bu kaba laikçi ham yobazlar yüce Allah’ı, Şanlı Peygamber aleyhisselâmı ve muhteşem ecdâdı hatırlatan her şeye düşmandır. "Cumhurbaşkanı niçin Allah diyor, niçin Bismillâh diyor, neden Sevgili Peygamberimiz diye konuşuyor, neden merasimlerde ellerini kaldırıp dua ediyor?’’ Hazımsızlığındalar. Bunları açıkça demeye cesaret edemedikleri için bir Cumhuriyet dönemi kurumunun başında olduğu hâlde işini yapan Ali Erbaş Hoca’ya saldırıyorlar.

Şu cümleye bakınız: "Şeyhülislâm kılıklı herif!!!’’ Böyle bir terbiye fukaralığı duyulup- işitilmiş midir? Şu kepâzeliğin ise tarihte benzeri yoktur. "Camie gidenler, namazdan sonra ‘dolar dolar, yuro yuro’ diye teşbih çekiyorlar…” Bugün yaşasaydı küfrün başı Ebu Cehil bile bu kadarını söylemezdi. Bu saldırganlar, "Allah!’’ demenin yasak olduğu günlerin tortularıdır.

Bu kaba laik ham yobazlar…

Farklı yerlere sinmiş bu Tek Parti Zihniyeti cürufları…

Camilerin ahır olmaktan kurtulmasını, minbere piyano konamamasını, camie ayakkabıyla girilememesini, camilere kilise sıraları yerleştirilememesini, "Türkçe ezan”, "Türkçe namaz” adıyla Müslümanlara eziyete devam edilememesini, minarelerde ezan okunmasını, Kur’ân kurslarının faaliyette bulunmasını, Ramazanların yaşanmasını, teravih namazlarının kılınmasını, kurban kesilmesini… içlerine sindiremediler. Üstelik son senelerde her yere cami yapılmış "Mâbedsiz Şehir”de minareler yükselmiş, hava meydanları, AVM’ler, resmî dairelerde mescidler açılmış, başı örtülüler, alnı secdeye gelenler de birinci sınıf insan muamelesi görür olmuştu.

Devrimler, darbeler yaptılar, yaptırdılar fakat bu milleti dininden ve yolundan döndüremediler. Hiç şüpheniz olmasın, iyice bilinsin ki bu Greko-Latin mukallidi zihniyet, yarın bir parçacık iktidar olsun en geç altı ay içinde resmî daireler, havalimanları ve AVM’lerdeki mescidler depo olur. Tam iktidar olsunlar yeniden "Tanrı uludur” sesi işitilir. Bir adım sonra "bu kadar camie ne gerek var?” diyerek birçoğu kapatılır, kalanlar kiliseye benzetilir, Ayasofya ve Kariye Câmileri, en iyimser tahminle tekrar müze yapılır, Kur’ân öğretilmesi suç olur!!!...

Kaba laik ve ham yobazlar, aslında ne Recep Tayyip Erdoğan’ın, ne Ali Erbaş’ın düşmanıdır. Bunlar doğrudan doğruya ve bizzat İslamiyet’e düşmandır. Allah’a ve Peygamberler Peygamberine düşmanlar. Şu tartışmasız şekilde bilinmeli ki laiklikle kendi dünya görüşündeki laikle kimsenin bir meselesi yoktur. Mesele; zorlu mesele, laikliği bâtıl ve sapık bir din hâline getirip onun üzerinden İslamiyet’e, Müslümana ve Allah’a ve Peygambere düşmanlık yapanlarla yaşanıyor.

Bunlara göre geri kalmamızın sebebi İslamiyet’tir.

Bu kaba laik ve ham yobazlar, bu Tek Parti tortularına nazaran "Allah, Peygamber, cennet-cehennem, kader, sabır…” diyerek insanlar uyutulmaktadır. Bu azınlık, bu saldırgan zümre, TC Anayasasına "devletin dini Hristiyanlıktır” yazılmadıktan sonra azgınlıklarından vazgeçmezler. Vaktiyle bunu yapmaya çalıştılar fakat korktular. Daha sonraysa kendilerini sürekli mevzi kaybetmiş olarak göregeldiler.

Yoksa;

Dünyanın neresinde duadan rahatsız olmak görülmüş.

Sen “Allahsız”, mürted, ateist olabilirsin; fakat bâri Allah’a İmân edip Peygambere itaat edenlere karışma, dalaşma, ilişme. Karışırsan senin çürümüş ideolojin bin yıl da geçse iktidar olamaz. Müslüman mahallesinde salyangoz satma.

Atalarımız ne demiş?

"Dinime taan iden bâri Müselman olsa!’’

"Dinime saldıran, bâri Müslüman olsa!’’

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620630 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/620630.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT