BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Sana bakacak yüzü yok!..

Kapının önünden bir taksi çevirdi. Yollar bomboştu. Herkes evinde uykuya çekilmişti.
 
Nazan acı bir tebessümle baktı arkadaşına ve kocasına:
- İyi de benim suçum ne be ağabey? Adam gibi gelip anlatsa, beni hırpalamasa, dövmese, paylaşsa ya...
Bekir kaşlarını kaldırdı:
- Yapmaz, yapamaz... Sana karşı suçlu çünkü. Senin kocanı benden iyi tanıman gerekir. Sana bakacak yüzü yok. Kaçıyor senden. Bu suçluluk duygusu sana böyle davranmasına sebep oluyor. Mahcup çünkü...
Nazan bitkin bir tavırla derin bir nefes aldı:
- Hiç anlamıyorum Bekir Ağabey... Ben onun için varım. Kocam, çocuğum için. Böyle mi yapması gerekir. Konuşmaya çalıştım olmadı. Dinlemiyor bile. Derdini bilmiyorum ki derman olayım...
Hacer arkadaşının sırtını sıvazladı. İkisi de acıyarak bakıyorlardı genç kadına... 
       ***
Şerif, Nazan kapıdan koşarak çıkıp uzaklaştıktan sonra ayakta zorlukla durarak mutfağa yöneldi. Buz gibi soğuk bir şişe suyu başına dikip göğsüne döke döke içti. Biraz kendine gelmişti. Beyni sanki süngerleşmiş gibiydi. Dişlerinin arasından konuşuyordu kendi kendine:
- Demek boşanalım diyorsun ha... Boşanmak istiyorsun ha! Ben sana gösteririm boşanmayı... Gösteririm...
Yatak odasına girdi. Elbise dolabının üzerindeki plastik bavulu aldı. Dolaptan alabildiği bütün giysileri tıkıştırarak doldurdu bavulun içine. Bir küçük çanta daha buldu. Oğlunun odasına girdi. Onun çekmecesindeki bütün giysilerini de çantaya doldurdu. Komodinin gözündeki bir miktar parayı da cüzdanına yerleştirdi. Onun yanı başında duran defter gibi bir şeyin içindeki vekâletnameyi aldı. Dudaklarında tuhaf bir gülümseme belirdi. Emre Can doğduğu zaman karı koca birkaç kuruş paralarını bankadaki ortak hesaba yatırmışlardı. Çocuk doğunca Nazan’ın her zaman dışarı çıkması mümkün olmadığı için resmî işleri Şerif’in yapabilmesi amacıyla kocasına verdiği genel vekâletnameydi bu. Başka bir şeye gerek yoktu. Uyuyan oğlunu kucakladığı gibi valizleri de yüklendi. Güçlükle taşıyordu hepsini. Kapının önünden bir taksi çevirdi. Yollar bomboştu. Herkes evinde uykuya çekilmişti.
- Garaja birader...
Şerif, biraz sonra garajda Antalya’ya giden otobüslerden birine yerleşmişti bile... Az sonra otobüs hareket etti. Emre Can mışıl mışıl uyuyordu. Onun için de bir bilet almıştı Şerif. Oğlunun üzerini iyice örttü. Kendisi de başını koltuğun arkalığına dayadı. İçine girdiği bataktan sadece bu şekilde kurtulabileceğine inanıyordu. Yaşadıklarını karısına anlatamazdı. Onu kaybetmekten korkmuştu bugüne kadar. Onun gözünde başarısız ve düşkün bir adam olmaktansa ölmeyi tercih ederdi. Ama iş o raddeye gelmişti ki yapılacak bir şey kalmamıştı. Terk eden Nazan olmayacaktı. Terk eden kendisi olmalıydı. Boşanmadan söz eden karısına bu şekilde iyi bir ders vereceğini düşünüyordu... Nazan kendisinden vazgeçmişti ama oğlundan vazgeçmesi çok zor olacaktı ve Şerif hıncını, öfkesini ancak bu şekilde tatmin edebilecekti.
Antalya’ya iner inmez ilk işi hemen bir boşanma davası açmak olacaktı. Elindeki vekâletname ile bunu kolaylıkla yapabileceğini düşünüyordu. Bunalımlı bir dönem yaşamıştı ve yanlışlar yanlışları getirmişti. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
600006 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/seckin-baskan/600006.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT