Özetle Dinle
Kaydet
Köşe Yazıları 1 saat önce

Orta Doğu'da yaşanan jeopolitik değişim ve krizler bağlamında Türkiye'nin dengeleyici ve kural koyucu bir stratejik odak haline geldiği, bu durumun Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Dünya beşten büyüktür" söylemi ile MHP Lideri Bahçeli'nin "İsrail Etrafında Barış ve Huzur Çemberi" vizyonunun birleştiği bir dış politika anlayışıyla şekillendiği belirtiliyor.

  • Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde Orta Doğu, fiziksel sınırların ve jeopolitik paradigmaların değiştiği bir fetret devri yaşıyor.
  • Türkiye, bu dönemde kendi coğrafyasında dengeleyici ve kural koyucu bir stratejik odak haline gelmiştir.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Dünya beşten büyüktür" söylemi, Türk dış politikasının temelini oluşturmaktadır.
  • Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, istihbari derinliği diplomatik zarafetle birleştirerek Türk hariciyesini stratejik bir akıl ve güç enstrümanına dönüştürmüştür.
  • MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin "İsrail Etrafında Barış ve Huzur Çemberi" vizyonu, bölgede barış ve istikrarın sağlanması için teknik ve diplomatik bir altyapı oluşturmaktadır.
  • Metin, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun operasyonlarını antik kehanetlerle meşrulaştırmasını "teopolitik cinnet" olarak nitelendirmekte ve bölgeyi ateşe veren asıl radikalizmin siyonizm olduğunu savunmaktadır.
Türkiye Gazetesi
İsrail’de rejim değişimi için barış ve huzur çembe...
0:00 0:00
1x
a- | +A

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILIN ilk çeyreği kapanırken, Orta Doğu sadece fiziksel sınırların değil, jeopolitik paradigmaların da yerle bir olduğu âdeta bir fetret devri yaşıyor.

Klasik diplomasi metinlerinin, alışılagelmiş stratejik analizlerin yetersiz kaldığı bir kaos aralığındayız. Bu aralıkta karşımıza çıkan en temel gerçek ise net! Bölge artık sadece güç savaşlarına değil, akıl ile cinnetin, jeopolitik ile teopolitik ihtirasların hesaplaşmasına sahne oluyor. Washington ve Tel Aviv merkezli kaos setlerinin bölge gerçekliğine çarparak paramparça olduğu bu dönemde; Türkiye kendi coğrafyasında dengeleyici ve kural koyucu bir stratejik odak hâline gelmiştir. Bu dönüşüm; siyasi iradenin kararlılığı, doktriner derinlik ve operasyonel kabiliyetin bir araya geldiği, Ankara merkezli bütünleşik bir dış politika modelinin yansımasıdır.

Sayın Cumhurbaşkanı’mızın "Dünya beşten büyüktür" nidası; sadece siyasi bir itiraz değil, asırlardır adaletle hükmetmiş bir ecdadın vicdan borcu ve Türk’ün ezeli hakikat davasıdır. Bugün Türkiye’nin hariciye ufku; bu gür nida ile perçinlenmiş, ahlaki derinliğini maziden, hukuki metanetini ise hakkın sarsılmaz iradesinden alan bir şahsiyet abidesi hükmündedir.

Bu stratejik vizyonun sahadaki mimarı ise Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’dır. Fidan; istihbari derinliği diplomatik zarafetle birleştirerek, Türk hariciyesini kuru bir bilgi yığını olmaktan çıkarıp, hakikati merkeze alan stratejik bir akıl ve etkili bir güç enstrümanına dönüştürmüştür. Bilhassa Gazze ve Suriye merkezli krizler bağlamında ortaya koyduğu diplomatik inisiyatifler, çatışma alanlarını kontrol altına almayı ve Türkiye’yi yalnızca masada değil sahada da denge kurucu bir aktör olarak konumlandırmayı hedefleyen çok katmanlı bir dış politika yaklaşımı niteliği taşımaktadır.

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin 2023’te ufkumuza bir selamet kapısı gibi açtığı 'İsrail Etrafında Barış ve Huzur Çemberi' vizyonunun teknik ve diplomatik altyapısını oluşturmaktadır.

“Dünya beşten büyüktür”den “Barış Çemberi”ne uzanan istikamet…

Bu iki muazzam hamlenin birleştiği mukaddes kavşak şudur ki; bu mübarek coğrafyanın geleceği, ne idüğü belirsiz yabancı emellerin insafına ve vicdansız aktörlerin kirli hesaplarına terk edilemeyecek kadar azizdir. Zira biz biliriz ki; kendi bahçesine sahip çıkmayan, elin rüzgârıyla savrulmaya mahkûmdur. Sayın Bahçeli’nin "Barış ve Huzur Çemberi" vizyonu da tam bu noktada, bir toprak parçasını korumaktan öte, mazlum coğrafyaların haysiyetini muhafaza etme cehdi olarak tecelli etmektedir. Türkiye'nin bugün sergilediği bu sarsılmaz irade; yabancı emellerin kirli ellerini mukaddes topraklardan çektirecek olan, Selçuklu-Osmanlı rasyonalitesinin modern sahaya vuran asil bir aksidir. Özetle bu vizyon; Türkiye’nin savunma hattının sınırlarda değil, gönül coğrafyasının en uç noktalarında başladığını ve barışın ancak bu toprakların öz evlatlarının dirayetiyle kurulabileceğini haykıran, maziyle atiyi birleştiren millî bir güvenlik manifestosudur.

İsrail’de rejim değişimi için barış ve huzur çemberi
Başlık Resmiİsrail’de rejim değişimi için barış ve huzur çemberi

Teopolitik cinnet geçiren katil Netanyahu ve siyonizm

Karşımızda duran en büyük tehdit Teopolitikadır. İsrail Başbakanı Katil Netanyahu’nun askerî operasyonlarını güvenlik kaygılarıyla değil, antik kehanetler ve dinsel metinlerle (Arzımevut) meşrulaştırmaya çalışması, rasyonel devlet aklının yerini bir teopolitik cinnete bıraktığını gösteriyor.

İşte tam bu noktada Sayın Bahçeli’nin geçtiğimiz günlerde yaptığı "İsrail’de rejim değişmelidir." çıkışı, ABD'nin "İran’da rejim değişikliği" takıntısına karşı yapılmış muazzam bir hakikat darbesidir. Bu ses, Batı’nın vicdan aynasına tutulan sarsılmaz bir sualdir: "Bölgeyi ateşe veren asıl radikalizm, dinî bir hırsla haritaları tahrif eden başını Tel Aviv yönetiminin çektiği siyonizm değil midir?" Bu, sadece kuru bir siyasi tenkit değil; coğrafyamızın bağrındaki yarayı teşhis eden, kökü mazide olan en berrak "Devlet Teşhisi'dir."

Türkiye, Batı’ya şu soruyu sormakta; "Bölgeyi ateşe atan asıl radikalizm, dinî bir hırsla haritaları değiştirmeye çalışan Tel Aviv yönetimi değil midir?” Bu, sadece bir siyasi eleştiri değil, bölgedeki istikrarsızlığın kaynağına dair yapılmış en net Devlet Teşhisidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Bahçeli’nin, devletin âlî menfaatlerini her şeyin üzerinde tutan stratejik doktrinleri, Türk dış politikasında tam bir mutabakatın sağlandığını gösteriyor. Bu mutabakatın mesajı nettir: Biz buradayız, tarihin bize yüklediği sorumluluğun farkındayız ve bölgeyi felakete sürükleyen bu teopolitik körlüğü durduracak akla sahibiz.

Tüm bu öngörülemez gelişmelerin geldiği noktada Orta Doğu’da barışın yolu artık , bu yerli ve millî doktrinlerden geçecektir. "Barış ve Huzur Çemberi", bölgedeki tüm aktörlere bir güvenlik şemsiyesi sunarken, İsrail’deki katil yönetimi de geri adım atmaya veya değişime zorlayan yegâne güçtür.

Türkiye; geçmişin bin yıllık tecrübesi, bugünün celalli gücü ve geleceğin güven veren vizyonuyla, cihandaki adaletsizliğe karşı vicdanın sönmez meşalesi, bölgesel keşmekeşe karşı ise selim aklın ve sarsılmaz imanın ebedi sesi olmaya devam edecektir. Çünkü biliyoruz ki; bölgeyi ateşe atanları değiştirmeden, o ateşi söndürmek mümkün değildir. Bu Barış ve huzur çemberi kurulmadan, İsrail’de rejim değişikliği mümkün değildir.

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...