BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Gençliğimizi çaldılar!

Deli saçması Gezi yalanlarıyla zirveye çıktılar, sonuç alabileceklerini gördüler, o gün bugündür aralıksız buradan saldırıyorlar.

Sosyal medyadan bahsediyorum.

Sonar araştırma yapmış, halkın yüzde 45’i gündemi buradan takip ediyormuş.

Oysa bu mecra öyle bir lağım çukuru ki, yalanın alıcısı bol…

Milyonlarca sinek üşüşüyor üstüne.

Bot hesaplarla şişirip, her tarafa sıçratıyorlar bir de…

Sonra işin aslı astarı çıkıyor ortaya, bakıyorsunuz tısss!

Çıt çıkmıyor.

Sosyal mecralardaki her yalana, önüne-ardına bakmadan balıklama atlayanların hâli midir acımamız gereken, yoksa toplumumuzu getirdikleri durum mu, yorumu size kalmış...

Gündemi sadece buradan takip eden gençlerimizi, özellikle son 10 senedir işte bu lağım çukurundan besliyoruz!

Sonra da hayıflanıyoruz; Niye böyle olduk?

Dinî ve millî değerleriyle ilgili hiçbir önceliği olmayan gençlik kime yem olur?

Elbette küresel sistem neyi dayatıyorsa oraya.

Dün moda sayfalarıydı, televizyondu araç, bugün de bu mecra.

Kız çocuklarımızla ilgili amaçlarına ulaşmış olmalılar ki, sıra erkek çocuklarımıza geldi.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekildik diye hoplayanlara ve ortak mücadelelerine bakın…

Muhafazakârların çocuklarının bile nasıl olup da her türlü kötülüğü savunan CHP-HDP şemsiyesi altına girebildiğinin, bu çocukların oluk oluk nereye sürüklendiğinin özeti bu kadar aslında.

            ***

Ara ara bunları yazıyoruz diye bazı “muhalif” gençler cevap veriyor; gençliğimizi çaldınız, hesap soracağız.

Bize değil tabii, üzerimizden AK Parti’ye yazıyorlar.

Haklılıkları şu ki; bunlar çaldırdığımız gençler. “Bizi niye çaldırdınız?” deseler söyleyecek söz yok.

Bilmedikleri şu; çalan başkası.

Ve şimdi onların tetikçiliğini yaptıklarının farkında değiller.

Mesela; 1980’li yıllardan bu tarafa soruları çalıp aslında onların geleceğini karartan FETÖ ile bugün aynı safta buluşmaları gibi...

Yahut mezhepçi emellerine ulaşmaya çalışan DHKP-C, etnik bahaneyle ülkemizi bölmeye çalışan PKK terör örgütleri ile aynı çizgiye geldiklerini fark etmemeleri ne hazin değil mi!

Kirli siyaset üzerinden katillerine sevdalanmışlar, haberleri yok; çünkü sosyal medya onları bu uçuruma sürüklüyor.

Oysa hükûmet son 20 yılda ne yapmış da bu çocukların gençliğini çalmış ve neyin hesabını soracaklarmış?

Biz AK Parti öncesinin gençleriydik.

Üniversite okumak herkesin harcı değildi, şimdi okumayanı dövüyorlar, üniversite olmayan il kalmadı.

Vakıf üniversitelerinde eğitim görebilmek için bile harç ödenirdi…

Şimdi harç ödemedikleri gibi, bir de üstüne bizim dönemimize göre kallavi her ay burs alıyorlar.

Koğuş sistemi yurtların yerine en fazla üç kişilik, içinde tuvaleti-banyosu bulunan lüks odalarda kalıyorlar.

Yemekleri deseniz eskiyle mukayese bile kabul etmez, lakin bu beyefendiler ona bile burun kıvırıyorlar.

Kim mühendislik, tıp, hukuk ya da gönlündeki bölümü okumak istiyor da AK Parti engel oluyor?

Hayalindeki mesleğe kavuşmak AK Parti öncesinde mi zordu, şimdi mi?

Bilmiyorsanız bari 15-20 sene öncesini bilenlere sorun; el insaf!

            ***

Daha önemlisini söyleyeyim…

Üniversite mezunları 12 ay, üniversiteli olmayanlar 18 ay mecburi askerlik yapıyordu.

Çoğu genç götürebildiği kadar tahsilini uzatmaya yahut bakaya kalma pahasına kaçmaya çalışıyor, ama eninde sonunda işini bırakmak zorunda kalıp askere gidiyordu.

Bunların bir kısmı da askere gittiğinde evlenip çoluğa çocuğa karışmış oluyordu.

Ya sonrası...

En fazla üç aylık acemi eğitiminden sonra dağa, terörle mücadeleye yollanıyorlardı.

Üzerlerinde bugünkü gibi korunaklı kıyafet yok, dağların tepesine inşa edilmiş kalekollar yok, tepede sürekli alanı gözetleyen İHA’lar, gerektiğinde vuran SİHA’lar yok, dağlarda fotokapanlar, uzaktan yönetilebilen silah sistemleri yok…

Şehit vermediğimiz gece geçmiyordu neredeyse…

Çünkü, bu imkânsızlıkların ötesinde, dağları avucunun içi gibi bilen teröristlere karşı bugünkü profesyonel askerler değil, bir aylık, üç aylık eğitimle dağa çıkarılan gençler mücadele ediyordu.

Değişmeyen şu ki; lüks semtlerden, Boğaz manzaralı yalılardan, cami dışındaki ibadethanelerden -ne hikmetse- o gün de şehit cenazesi çıkmıyordu!
Vatani görevi tamamlayıp eve dönünce, yeniden iş bulmak zorunda kalmayı saymadım daha.
Genç yaşta hayatımızı bu denli derinden etkileyen, sadece gelişmiş ülkelerdeki “profesyonel ordu” uygulamalarına bakarak iç çeken bizim gibi büyük çoğunluğu oluşturan sıradan Anadolu insanları için bugünkü konfor hayaldi, “bedelli”nin dedikodusu bile seçim kazandırırdı.
AK Parti profesyonel orduyu teşekkül etti, “bedelli”yi “temelli” yaptı, gençler AK Parti’den daha fazla uzaklaştı!
Ne tuhaf değil mi?

            ***

İş imkânları bakımından nereden nereye geldiğimizi de daha önce yazdım, şimdi tekrarlarsam mevzu uzar.

“Derdimiz iş bulamamak mı, yoksa iş beğenmemek mi?” sorusunun cevabı çok belli aslında.

Son bir yıldaki pahalılıktan kaynaklı sıkıntılar, çalışarak ev-araba almayı, hatta evlenmeyi bile zorlaştırdı biliyorum.

Merak etmeyin, biz çok daha beterini gördük, yine düzelecek.

Önemli olan, oy verdiğiniz için sadece size karşı sorumlu olan, ajandasında başka planları bulunmayan kişilerin yönetimde olması.

Mecburlar, öyle ya da böyle telafi edecekler.

Mühim olan, yapacaklarının telafisi olmayan kişilere, partilere, karanlık ve eli kanlı örgütlere ön açmamak.

Aksini düşünüyorsanız, umarız tecrübe ile öğrenmek zorunda kalmazsınız.

Örnek mi? İşte Ukrayna, işte Suriye!

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
629064 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yucel-koc/629064.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT