BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Uçağın kanadından düşen bu coğrafyadaki meşruiyetleri

Günlerdir Afganistan’da olanı biteni konuşuyoruz.
Oysa geçtiğimiz haftalarda orman yangınlarını, Tunus’ta parlamentonun Cumhurbaşkanı Kais tarafından dondurulmasını ve olayın perde arkasında kim ya da kimlerin olduğunu konuşuyor, yazıyor ve çiziyorduk.
Bir anda her şey gündemden düştü.
Düştü, zira Afganistan’da aylardır beklenen gelişmeler, ibretlik sahneler eşliğinde cep telefonlarımıza ve evlerimize kadar gelmeye başladı.
Tunus olayları öncesinde, Irak’ın kuzeyindeki teröre karşı geliştirilen istihbarat merkezli TSK ağırlıklı harekâtları, onun öncesinde NATO liderler zirvesinde Biden ve Erdoğan arasındaki görüşmeleri konuşuyorduk.
Onun da öncesinde Dağlık Karabağ ve yedi Azerbaycan vilayetinin Ermeni işgalcilerden kurtuluşunu..
Filmi daha da geriye sarabiliriz.
Neden olan biten tüm olayların merkezinde Türkiye var?
Nedir bu kuşatılmışlık?
Gerçekten bu kuşatılmışlık zincirleri parçalanmadan, bütün bu olayların senaristleri ile güzel temenniler ve iyi niyet söylemleri ile müreffeh ve mutlu bir Türkiye mümkün müdür?
Bu kuşatılmışlık evlatlarımızı yıllardır ovamızda dağımızda kalleşçe vurmadı mı?
Bu kuşatma hariciyemizde, güvenlik bürokrasimizde ve dahi tüm kılcal damarlarımızda ülkeyi vesayet altına almadı mı?
Madımak Oteli’nde, Başbağlar’da, Merasim Sokak’ta, Ankara Garı’nda, Sur’da, Suruç’ta evlatlarımızın kanı ile banyo yapanlar ile, bu coğrafyayı kan gölüne döndürenler aynı oyun konsülünden oynuyorlar oyunlarını.
Aksini iddia edenler Dağlık Karabağ ve yedi Azerbaycan vilayetinin Ermeni işgalcilerden kurtarılması sonrasında 27 ABD’li senatörün yaptığı açıklamayı nasıl izah edecekler?
Irak’ın ABD Büyükelçisi Matthew Tueller’in “Türkiye, PKK ile olan mücadelesini ABD’nin yaptığı gibi Irak hükûmetine bırakmalı” açıklamasını ne ile açıklayabilirler?
Gündemimize geri dönelim..
ABD, Afganistan’da yenildi ve tası tarağı toplayarak gitti yorumlarını çokça duyar olduk. Hep birlikte gördük ki giderken kendisine bel bağlayan kitleleri de tayyareden atarak gitti.
Böyledir bu işler.
Bu coğrafyanın kaderini Batı merkezlerinde arayanların hazin sonudur tayyarenin kanadından atılmak ve hâlâ cari bir hakikattir.
Hoş, Kâbil havalimanında çaresizce bekleyen on binlerce insanın dramını, salt sekülerizm üzerinden okumakta gecikmeyen şablon kafalar hemen devreye girdi.
Siz, o tayyarenin etrafında şuursuzca koşturan biçarelerin derdinin sekülerizm olduğuna mı inandınız da o görüntüler eşliğinde anlamsız Türkiye-Afganistan mukayesesine girdiniz?
Elbette, Taliban yönetiminde Afgan kadınının geleceği büyük bir muamma ve trajedi, lakin Taliban öncesi dönemde Afganistan’da kadının konumu çok farklı değildi maalesef. Ayrıca Müslüman kadınların inançlarına yönelik birçok baskıcı politikaya onay veren Batı’nın, bugün Afganistan’da olup bitene ahuzar etmesi tam bir ikiyüzlülük örneğidir.
 
ABD Afganistan’da kaybetti mi?
 
Son günlerde ‘Afganistan’da ABD inanılmaz bir yenilgi aldı’ değerlendirmelerini çokça duyar olduk.
Keşke olay ABD açısından bu kadar kolay olsaydı.
Ama değil..
Evet, ABD Afganistan’da kaybetti, lakin bu kaybı bir askerî mağlubiyet olarak algılamak, olayı küçümsemek olur.
ABD, Soğuk Savaş’ın sona erdiği yıllardan sonra geçen on yıl boyunca arkasındaki desteğin ve meşruiyetin erozyona uğradığını gördü. 11 Eylül saldırıları işte böyle bir ortamda, ABD’ye bu meşruiyeti verebilecek bir fırsat alanı sundu. George W.Bush liderliğinde yeni bir kavram olan “Teröre karşı küresel mücadele” kavramı ile Afganistan’a saldırılar başlatıldı.
BM Güvenlik Konseyi de ‘terörizme karşı küresel mücadele’ kapsamındaki saldırılara onay verince, NATO beşinci maddesini, yani kolektif müdafaayı devreye sokarak Afganistan’a yerleşti.
Artık terörizm ile mücadele, dünyanın her yerine müdahil olmanın, şehirleri yerle yeksan etmenin, Guantanamo’da her türden uluslararası hukukun dışında işkence kampları oluşturmanın, Ebu Greyb’te işkence timleri ile insan katletmenin meşruiyetini oluşturmaktaydı. Daha doğrusu öyle olduğunu sandılar.
Hatta, İngiltere Kraliyet ailesi mensubu Prens Harry, âdeta bir sürek avına katılır gibi Afganistan’a gidip saldırı helikopteri ile vahşileri nasıl öldürdüğünü BBC’ye gururlanarak anlatıyordu: (*)
“Helmand’daki Bastion Kampı’na vardıktan birkaç gün sonra, 28. doğum günümde militanlar kampa büyük bir saldırı düzenlediler..
Can kurtarmak için can almak gerekiyor.
Adamlarımıza kötü şeyler yapmak isteyenler varsa, onları oyun dışı bırakıyoruz…”
Nasıl?
Batı’nın beyaz adam olarak bizleri medenileştirme misyonunun bittiğini mi sanmıştınız?
İşte böyle düşündüler, hâlâ da böyle düşünüyorlar.
Zannettiler ki terör örgütleri vahşet görüntüleri ile kelle kestikçe, kan döktükçe tüm dünya akın akın ABD ve Batılı devletlerin ardında duracak ve buradan da meşruiyet kazanacaklardı.
Ama olmadı…
Dünya, ‘terörizm ile küresel mücadele’ diyenlerin, Blackwater şirketinin paralı katilleri ile Bağdat’ta insanlığı katlettiklerini, Felluce’yi haritadan sildiklerini, Afganistan coğrafyasında yüz binlerce masum insanı katlettiklerini bizzat gördü. Daha da ötesi, terörizm ile mücadele etme konusunu dillerine pelesenk edenlerin, terörizm ile gerçekten mücadele eden Türkiye’ye nasıl hasmane saldırılar gerçekleştirdiğini de gördü.
Yani, hegemon güçlerin bu saldırıları bir meşruiyet zemini oluşturmadığı gibi, teröre karşı verilen mücadelede oluşturulan bazı kabullerin de yıkılmasına sebep oldu. Türkiye’de bugün aklı selim hiçbir vatan evladı, Batı ile omuz omuza teröre karşı mücadele verilemeyeceğini biliyor.
İşgal altındaki Azerbaycan topraklarının barışçıl bir şekilde kurtarılması için oluşturulan Minsk Grubu’nun ve eş başkanı olan ülkelerin, aslında sorun çözülmesin diye orada oturduklarını artık biliyor.
Aksi takdirde 27 ABD’li senatörün Dağlık Karabağ konusunda ele aldıkları metin ne ile izah edilebilir?
İşte tam bu noktada kaybettiler…
Afganistan, Irak, Suriye ve birçok tarumar edilmiş ülke, kendilerine meşruiyet sağlayacak bir zemin oluşturacaktı. İşte bu felsefeleri ve paradigmaları artık üzeri örtülemeyecek derecede göçtü.
Aslında bu yenilgi en berbat olanı.
O yüzden dedim keşke ABD sadece sahada askerî bir yenilgi alsaydı, bu ABD tarafından kolaylıkla telafi edilebilirdi…
Bu kaybın telafisi çok güç olacak…
(*) https://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/01/130122_prince_harry_afghanistan
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620239 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/620239.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT