BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"At dayım olur" diyen mahcup katırın hikâyesi...

Hokkabaz yine sahnede ve çantadan tavşanları ardı ardına çıkarıyor.

Son numarası da her zamanki bayat numaralarından.

Görmediğimiz ve bilmediğimiz türden değil: "HDP’ye bağlama çaldırtma 2.0" sürümü devreye alındı.

Kemal Bey’in HDP ile neden yol yürüdüğünü kendi tabanına ve İP tabanına izah edebilmesinin bir gerekçesi olarak Kürt Sorunu ve muhatap HDP’dir tavşanları piyasaya sürüldü. Şimdi biz de dâhil yüzlerce insan kuyudan taş çıkarmakla meşgul.

Oysa geçtiğimiz pazar bu köşede yazmıştım, Oğuz Kaan Salıcı bile bu konuyu ete kemiğe büründürecek iki kelam edemedi.

bile’ dememin gerekçesi de mezkûr yazımda mevcut.

HDP bütün bu olan bitene Kandil’deki birkaç baldırı çıplağın söylemleri ile bire bir aynı içerikleri ihtiva eden bir deklarasyon ile katıldı. Elbette yalnız değiller, ‘güvenlikçi siyaset’ diye yazan itibarsızlaştırma kalembazları sahayı uzun zamandan bu yana hazırlıyorlardı.

Ne diyor HDP?

Elbette farklı ve yeni hiçbir şey demiyor, diyemez de zaten, zira son 10 yıldaki eylem ve söylemleri HDP’yi paçasından çeker. Dedikleri şu:

  • Toplum nefessiz bırakıldı,

  • Yetki ve kaynak devri ile beraber yerelden ve yerinden yönetim,

  • Kayyımlar son bulsun,

  • Tecrit son bulsun,

  • Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi kaldırılmalı,

  • Kişiler yerine ilkeler üzerinde ittifak,

  • Savaş politikaları, silah ve çatışma yerine barış politikaları uygulansın,

  • Ekoloji ittifakı ve doğaya saygı...

Nasıl, Türkiye’de hiç yaşamamış bir Avrupalı bunları okusa size ne der?

"Nesi var yahu, gül gibi demokratik ve çevreci söylemler" der değil mi?

Adamcağız nereden bilsin çarşaf çarşaf ‘Kaz Dağlarını yakacağız’ diye gazete bastıklarını, Genel Başkanlarının ‘Cizre Bodruma uzak değil’ dediğini. İnsan bunları kaleme alırken biraz sıkılır oysa değil mi?

Ama Türkiye’de hafızası olan herkes bilir ki "kayyımlar son bulsun, demokratikleşme yerelden başlar, bu yüzden yerel yönetimler yetki ve kaynak devri ile güçlendirsin" diyen HDP, Ağrı’da Ağrılıların oyları ile o makama gelmiş Savcı Sayan’ı  sindirmeye çalışır, her fırsatta saldırır.

PKK ile arasına set çeken Kürt’e dahi hayat hakkı tanımamakta olan bir zihniyet bu. Muş Belediye Meydanında HDP Milletvekili Burcu Çelik Özkan, elinde mikrofon ile kendilerine oy vermeyenlere bağırıyordu: “Bu memleketten defolup gideceksiniz. Bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini biz çok iyi biliyoruz!”

Şaka gibi değil mi?

Sanki bunlar hiç yaşanmadı ve sanki ellerine ilk geçecek fırsatta daha beterini yapmayacaklar…

Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Ertuğrul Kürkçü, Esat Canan, Nazmi Gür, Halil Aksoy, Adil Kurt ve Hüsamettin Zenderlioğlu ile Aysel Tuğluk'un Şemdinli Güzelkaya Mezrası yakınlarında PKK'lılarla kucaklaşmalarını unuttuk mu sanıyorlar acaba?

Ya o zamanlar kamera karşısına geçip “PKK, 400 km uzunluğundaki bir alanda çok net bir alan hâkimiyeti kurdu, T.C. askeri gece olduğunda karakolundan dışarı çıkamıyor” diyen vekilleri unuttuk mu?

Şimdi utanmadan yazılar yazılıyor, güvenlikçi siyaset adı altında.

Oysa PKK’ya bu güzellemeler yapılırken güvenlikçi siyaset diyenlerin ağzından tek kelam çıkmıyor ve büyük bir mutluluk içinde olanı biteni izliyorlardı. Hâlâ Ağrı Belediye Başkanına yönelik yapılan her türden tehdit, şantaj ve sindirmeye dair tek kelam yazabilmiş değiller.

Bakmayın siz bildiride "Halklar zulme boyun eğmeyecek ve toplum nefessiz kaldı" demelerine, asıl nefessiz kalan Kandil’deki elebaşları.

Murat Karayılan’ın âdeta yalvararak Irak’taki bölgesel yönetim unsurlarına "Düşmanımız ortak, bize saldırmayın" diye yaptığı açıklamalar daha dün yapıldı.

Ne yani, Erbil’e Oğuz Kaan Salıcı ve beraberindeki heyetin neden gittiğini sanıyorsunuz?

Teşbihte hata olmazmış, Kemal Bey’in patronajlığında HDP eksenli yaşananlar ve HDP’nin üzeri örtülü bu mahcup çağrıları "Baban kim?" sualine mahcup bir eda ile "At dayım olur" cevabını veren katırın verdiği cevap ile izah edilebilir.

Lakin, üzülerek ifade etmeliyim ki mahcup katırın ifadesindeki o masumiyet sanırım sizlerde yok.

Bu toplum PKK şiddetinden de, onun siyasal düzlemdeki uzantılarının oluşturduğu baskılardan da bıktı. Ellerine her fırsat geçtiğinde nasıl siyasal şiddete baş vurduklarını Ağrı örneğinde ya da kendileri gibi düşünmeyen Kürtlere yönelik kullandıkları dilde hâlâ bol bol görmekteyiz.

Barışa çağrı adı altında kaleme aldığınız metin, hokkabaza ait yeni bir numaradır.

Çok net.

Yaşanmışlıklarımız ve hâlâ yaşadıklarımız var bizim.

Anlıyorum, Hoca Nasreddin misali "Bağlama Çalma 2.0" şeklinde eski bir mayayı, yıllanmış bir süte tekrar çalıp umutlanmak ve gözünüzün önünde eriyip giden PKK’ya bir hayat öpücüğü kondurmak istiyorsunuz, lakin hem dağdaki eşkıya hem de söylemlerinizin inandırıcılığı yaz sıcağındaki kar tanesi misali eriyor.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620835 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/620835.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT