Tarihi bir dönüm noktası: Fırat Kalkanı Harekatı 10 yılı geride bıraktı
Fırat Kalkanı Harekatı 10 yılı geride bıraktı. Türkiye sınır güvenliği için tavizsiz şekilde başlattığı bu mücadelede terörün kökünü kazıyarak güvenli bir bölge inşa etti. Türkiye gazetesi de operasyonu yakından takip ederek cepheden verdiği sıcak haberlerle bu tarihi operasyona not düştü. Gelin harekat nasıl başladı ve sonrasında neler yaşandı yakından bakalım.
10 yıl önce 15 Temmuz darbe teşebbüsü olmuş, millet demokrasiye sahip çıkarak FETÖ ve uzantılarına gerekli cevabı vermişti.
O günlerde paralel devlet yapılanması çökertilirken gerek Türk Silahlı Kuvvetleri gerek diğer güvenlik unsurları aleyhinde algı operasyonları da yapılıyordu.
15 Temmuz terör unsurları tarafından bir zaaf olarak algılanmıştı. Devlet kurumlarına sızan örgüt elemanları tasfiye edilirken bundan yüz bulan gruplar sınır ötesinde bir "terör koridoru" oluşturuyordu.
Takvimler 24 Ağustos tarihini gösterdiğinde Fırat Kalkanı Harekatı dünya gündemine oturdu. Türkiye Suriye sınırı başta olmak üzere bölgede varlığını göstererek bütün oyunu bozdu.
Harekatın ne kadar kritik bir öneme sahip olduğu bugün yaşananlar düşünülünce daha iyi anlaşılıyor.
29 Mart 2017 tarihine kadar süren ve 71 kahraman askerimizin şehit olduğu bu destanı hatırlayalım.
"MEŞRU MÜDAFAA HAKKI"
Türkiye’nin sınır ötesi terörle mücadele doktrininde köklü bir paradigma değişimini temsil eden Fırat Kalkanı Harekatı’nın üzerinden on yıl geçti.
24 Ağustos 2016 tarihinde başlatılan bu operasyon, yalnızca askeri bir müdahale değil, Türkiye’nin milli güvenliğini koruma kararlılığının uluslararası hukuk zeminindeki en sarsılmaz beyanıydı.
Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 51. Maddesi kapsamındaki "meşru müdafaa hakkı" çerçevesinde yürütülen harekat, başta DAEŞ olmak üzere sınır hattındaki terör unsurlarını temizleyerek Türkiye’nin Suriye’deki ilk ve en kritik sınır ötesi harekatı olarak tarihe geçti.
Bölge dengelerinin yeniden kurulduğu o sancılı dönemde atılan bu adım, "güvenli bölge" olarak adlandırılan istikrar modelinin de ilk temelini attı.
Bu stratejik hamle, sınır hattındaki sessiz bekleyişi, aktif bir güvenlik kuşağı inşasına dönüştüren süreci başlattı. Böylece zalim Esad rejimini devirecek olan Suriye halkı için de güvenli bir liman tesis edilmişti.
KARKAMIŞ’TAN CERABLUS’A İLK ADIM
24 Ağustos 2016 sabahı saat 04.00 sularında, Karkamış sınırında günün ilk ışıklarıyla birlikte tank paletlerinin gürültüsü sessizliği bozdu.
Yıllardır terör örgütü DAEŞ’in işgali altında karanlığa gömülen Cerablus topraklarına ilk zırhlı birliklerin girmesiyle bölgenin kaderi değişmeye başladı.
O an sahada olan gözlemciler için atmosfer, bir ordunun sadece sınır geçişi değil, bir halkın özgürleşme çığlığıydı.
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Suriye Milli Ordusu (SMO) birlikleri arasındaki yüksek koordinasyon, Cerablus ilçe merkezinin harekatın daha ilk gününde DAEŞ’tan temizlenmesini sağladı.
Azez-Cerablus hattında sağlanan bu yıldırım hızı, terör örgütlerinin lojistik damarlarını keserken, operasyonun başarısına dair en güçlü işaret fişeğini tüm dünyaya gösterdi.
Sınır hattındaki bu ilk zafer, harekatın derinleşen safhalarına ve bölgenin en stratejik kilit noktasına doğru yapılacak büyük yürüyüşün önünü açtı.
KRİTİK DÖNEMEÇ: EL-BAB
Operasyonun en zorlu ve jeopolitik açıdan en belirleyici aşaması, kuşkusuz El-Bab süreciydi.
Ocak 2014’ten beri DAEŞ kontrolünde olan ve Türkiye sınırına 30 kilometre mesafede bulunan El-Bab, örgüt için askeri bir kaleden öte sembolik bir "direniş merkezi"ydi.
TSK ve SMO, sivil kayıpların önüne geçmek için Musul ve Rakka operasyonlarının aksine, şehri yerle bir etmek yerine merkeze doğru kontrollü ve kuşatıcı bir ilerleme stratejisi izledi.
23 Şubat 2017’de elde edilen zafer, DAEŞ’in bölgedeki bel kemiğini kırdı. Özellikle örgütün "mitolojik" bir son savaş alanı olarak gördüğü Dâbık bölgesinden çıkarılması, sadece askeri bir yenilgi değil, DAEŞ ’in global hikayesini de yerle bir eden stratejik bir darbe oldu.
Bu askeri zafer, operasyonu yürüten iradenin üzerindeki şüphe gölgelerini dağıtırken, ordunun yeniden kazandığı operasyonel rüştün de ispatı oldu.
15 TEMMUZ SONRASI OPERASYONEL KABİLİYET
Fırat Kalkanı Harekatı, 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası Türk ordusunun kapasitesine yönelik uluslararası "felaket tellallığı" yapan odaklara verilmiş en net cevaptı.
Batılı analistlerin ve "Çok Ciddi İnsanlar"ın, FETÖ unsurlarının tasfiyesiyle ordunun zayıflayacağı ve F-16 pilotu eksikliği nedeniyle hava desteğinin çökeceği iddiaları sahada darmadağın edildi.
Aksine, tarihçi Adam McConnel’in o günlerde vurguladığı gibi; "ordular bazen lider kadrolarındaki safraları atarak etkinliklerini artırırlar." Fırat Kalkanı, ordunun bu "temizlenerek güçlenme" paradoksunun canlı laboratuvarı oldu.
217 gün süren harekat boyunca binlerce DAEŞ'li teröristin etkisiz hale getirilmesi, TSK’nın üzerinden sızma ve sabotaj yüklerini atan bir yapının nasıl daha enerjik ve disiplinli hareket edebildiğini tüm dünyaya kanıtladı.
TERÖR KORİDORUNA SET
Harekatın en büyük jeopolitik başarısı, PYD/PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde kurmayı planladığı "terör koridoru" projesini El-Bab üzerinden kalbinden vurmak olmuştur.
PYD/PKK’nın kantonları birleştirmek için mutlaka ele geçirmesi gereken El-Bab hattı, TSK kontrolüne girince terörün birleşme hayali suya düşmüştür.
2 bin 55 kilometrekarelik alanın temizlenmesi, Türkiye’nin sınır illerini DAEŞ'in füze menzilinden tamamen çıkarmıştır. Böylece;
- DAEŞ füze menzilinden tam çıkış (30-35 km derinlik) sağlandı.
- PYD/PKK birleşmesinin engellendi ve koridor kesildi.
- 3.000+ DAEŞ unsurunun imha edildi.
- Yerel asayiş sağlandı.
Askeri zaferin ardından bölgenin bir ihyası için başlatılan restorasyon süreci de 2 milyona ulaşan nüfusla başarısını tescillemiştir.
Suriye'de rejimin devrilmesiyle birlikte buradaki insanlar özgürce evlerine dönebilmiştir.
Bu sırada geçen yıllar içinde sadece güvenlik değil, idari ve ekonomik bir entegrasyon da sağlanması bir başarı hikayesine dönüşmüştür.
10 YIL SONRA FIRAT KALKANI
Fırat Kalkanı Harekatı, Suriye'de Esad rejiminin yıkılmasıyla da kritik rolünü ispatladı.
10 yılın ardından baktığımızda bir "restorasyon ve inşa" modeli olarak da tarihe geçti. Türkiye, terörden temizlediği alanlarda yüzlerce caminin restorasyonunu tamamlayarak sadece bugünü değil, bölgenin kadim kültürel mirasını da koruma altına aldı.
Rakka ve Musul’daki sivil yıkımın aksine, Türkiye’nin insan hayatına ve sivil hassasiyete dayalı operasyonel başarısı, uluslararası askeri literatürde çıtayı erişilmesi güç bir noktaya koydu.
Harekatın 10. yılında, sınırın öte yakasında sağlanan huzur ve barış iklimi, Türkiye’nin hem sahada hem de masada sahip olduğu stratejik vizyonun ve gücün kalıcı mührü oldu.

