Bugün sizlerle, kocasının bir kaza sonucu ani ölümünün ardından acılar çeken dul bir kadının, gerçek hayat tecrübesini ve onunla ilgili sohbetimizi paylaşmak istiyorum. Aslında, bu bayan Türkiye''deki diğer binlerce dul bayandan biri olabilir. Eğer siz de böyle biriyseniz konunun gerçekçiliğini açıkça anlayacaksınız. Gerçek ismini yazmak istemediğim bu nazik ve kibar bayana yazı boyunca Zebiha Hanım demek istiyorum.
Zebiha Hanım; eşinizin vefatından sonraki duygu ve tecrübelerinizi bizimle paylaşır mısınız? "Evet, size çorapların benim için ne kadar önemli olduğunu ve onların gerçek değerini anlatmak istiyorum." Fakat Zebiha Hanım, ben size hayatınız ve ailenizin durumu hakkında sorular soruyorum, satın aldığınız giysiler hakkında değil. "Görüyorsunuz değil mi, siz de benim aynen kocamı kaybetmeden önceki halim gibisiniz. Onları sadece ihtiyaç duyulduğunda kullanılan şeyler gibi düşünüyorsunuz. Onlar çekmecede duran ve uygun rengi seçip aldığımız kıyafetimizin bir parçasıdır.
Çocukluk günlerimde bu böyle değildi. Annem, küçük ayaklarımız çorabı tamamen tutana kadar onları bize giydirirdi. Bir çift çorabı kaç kere yamardı bilmiyorum ama, hatırladığım; topuğumun altında üçüncü kez yamandıktan sonra meydana gelen ufak şişliktir.
İlk evlendiğimizde, hâlâ giysileri nasıl onaracağım konusunda sıkıntılarım vardı. O ilk yıllarda eşim çalışırken ve üniversite diploması için okula giderken çoraplarındaki delikleri diktim, ta ki; her birine yeni bir çift alana kadar.
Böylece bütçemizi ayarlamak konusunda da hüner sahibi olmuştum. Evliliğimin ilk yedi senesinde çamaşır makinasında yıpranan çorapların yerine her zaman aynı renk çorabı alarak denkleştirmesini öğrenmiştim.
O günler zor, fakat harika günlerdi. Ben ve kocam iyi ve kötü günleri o burada olduğu sürece birlikte paylaştık.
İyi günler gerçekten çok iyi günlermiş. Eşim üniversite diplomasını, bununla beraber iyi bir kariyer kazanınca, bir de çocuğumuz olunca bu nimetlerle daha mutlu ve başarılı olduk. Fakat, artık olabilirdi. Çünkü, artık bir aileyi destekleyecek güçteydik.
Eşimin son terfisinde ikinci çocuğumuzun haberini almıştık. Bu da olabilirdi. Çünkü, öylesine rahatlamıştık ki çorabımızda herhangi bir delik olsa, onu atıyor ve yeni bir çift alıyorduk. Acı ve dert yoktu. Eşimin geliri dünyamı değiştirmişti.
Sonra eve bir daha gelemedi. Geçirdiği trafik kazasından sonra üç gün yoğun bakımda kalmış ve ölmüştü. Elimde artık keder ve sefalet kalmıştı. Aylık gelirim SSK''dan dolayı 50 milyondu.
Şimdi, küçük kızımı okula gönderirken çoraplarını tamir ediyorum. Tıpkı benim annemin bir zamanlar yapmış olduğu gibi... Biliyorum ki kızım da benim yaptığımı yapacak. Çünkü onun ve erkek kardeşinin eğitim masraflarını nasıl ödeyeceğimi bilemiyorum.
Çoraplar ve diğer birçok şey hayatımın önemli bir parçası oldu; çünkü bu gibi şeyleri ben çocuklarıma veremiyorum. Bu şeyler benim için artık çok büyük değer taşıyor, artık bunların kıymetsiz olduğunu düşünebilme şansına sahip değilim.
Eğer bu iki küçük yavrumun trajediden kurtulacaklarını bilsem bütün herşeyi onlar için yaptığımı düşünebilirsiniz. Fakat, tıpkı çoraplarım gibi rahat yaşantımızı nimet olarak algıladım ve onu korumak için hiçbir şey yapmadım.
Hayat sigortası hakkında birşeyler işitmiştim. Fakat her seferinde bunun diğer insanlar için olduğunu ve bizim ihtiyacımızın olmadığını düşünmüştüm...

