Nihayet ABD ile İran arasında, üzerinde mutabakat sağlanan bir metin ortaya çıktı. Temelde ateşkes getiren ve esas müzakereler için zemin teşkil eden metin, ön mutabakat olmakla birlikte yine de çok önemli…
Evet, ABD ve İran arasında silahların susmasını hayata geçirecek ön mutabakat, hayli çetin ve gergin geçen müzakerelerden sonra nihayet sağlanmış oldu. Ama genel olarak bir tedirginlik hüküm sürüyor… Çünkü daha evvel de çok defa tekrarladığı üzere, İsrail’in barışı sabote etmek üzere girişebileceği atraksiyonlar… Hemen herkes bu konuya dikkat çekiyor. İsrail katiyen barış olsun istemiyor. Ve savaşı bölgeye yayarak devam ettirmek için her türlü kirli tezgâhı kurmaktan kaçınmıyor… Zira savaşın son bulması Soykırımcı insan kasabı Netanyahu için yolun sonu olabilir. Olabilir derken, aslında kesin sonuç gibi. Bu yüzden canavar Netanyahu bütün imkânlarıyla savaşı körüklemeye devam ediyor. En az onun kadar insanlık dışı davranışların faili olan bakanı İtamar Ben-Gvir de âdeta kuduruyor! Onca kayıtsız ve şartsız desteklerine rağmen, sırf İran’la barış masasına oturduğu ve Lübnan’daki İsrail işgaline artık dur demeye çalıştığı için, Amerika’yı hedef alıyor… Diyor ki Ben-Gvir isimli o yaratık: “Asla İran-ABD anlaşmasına uymayacağız… İsrail Amerika’nın sömürgesi değil…” Sadece bu höykürme dahi tek başına Siyonist İsrail’in ne gibi bir fesadı yansıttığını anlatmaya yeter. Gelgelelim bugüne kadar ABD, İsrail’den gördüğü pek çok kalleşliğe rağmen, bir türlü Siyonist Lobinin baskı ve etkilerini aşamıyor. Her seferinde Siyonist sermaye, Amerika’yı baskılayarak dış politikasını istediği yönde kanalize ediyor. Bu da ABD’nin bir gerçeği! İşte bu sebepledir ki, İsrail ne kadar yardım ve destek alırsa alsın, hiçbir vakit Amerika’ya sonuna kadar güvenmiyor. Güvenmesi de mümkün değil. Siyonist İsrail ancak kendi kendine itimat ediyor. Gerisi hep düşman kategorisinde!.. Bakınız İsrail’in en fazla istihbarat çalışması yaptığı ülkelerin başında Amerika geliyor! Bu şartlar altında Amerikan halkı daha ne kadar Siyonistleri sırtında taşımaya devam edebilir? Görünen o ki, ABD halkı Siyonistlere karşı çoktan beri burnundan soluyor. Çok uzak olmayan bir gelecekte bir öfke patlaması yaşanabilir…
Yukarıda işaret ettiğimiz üzere, ABD-İran arasında müzakere sürecinin birileri tarafından akamete uğratılması endişesi pek yaygın… Bugüne kadar gerek ABD-İran arasındaki ilişkiler konusunda ve gerekse Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Mısır ile Körfez ülkelerinin ara buluculuk gayretlerine büyük destek veren; özellikle İstihbarat alanında çok kritik rol oynayan MİT Başkanı İbrahim Kalın, sürecin sabotaja maruz kalma tehlikesine bilhassa dikkat çekiyor. Kalın özetle şunu söylüyor; “Önümüzdeki dönemde, müzakerelerde asıl konuların ele alındığı, tartışıldığı; müzakere edildiği bir süreç olacak… Umarız bundan sonraki süreç barışın inşası olur ve Orta Doğu’da kalıcı barışın tesisi için önemli bir adım olur…” Cumhurbaşkanı Erdoğan da aynı hususa parmak basarak, mutabakat metninin imzalanacağı güne kadar, yapılması muhtemel sabotajlara karşı dikkatli olunmasının önemine işaret etti. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı von der Leyen’den Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine kadar, bütün siyaset-devlet adamları, daha çok Siyonist-Terörist İsrail ve sertlik yanlısı Devrim Muhafızlarının girişebileceği bir eylemin süreci berhava etmesinden endişeli…
Şayet değişiklik olmazsa, üç gün sonra İsviçre’de imzalanması beklenen İslamabad Mutabakatının esas zorlu süreci, bundan sonraki altmış gün boyunca, müzakere edilecek asıl konuların, (nükleer program vs.) ne derece uzlaşmaya dönüşeceğidir. Yaklaşık üç buçuk aydır İran’a karşı bir taraftan silahlı müdahale diğer taraftan baskıcı müzakere taktikleri, zaman zaman ipleri kopma noktasına getirdi. Neyse ki her iki taraf da sonunda makul olanı tercih etti ve bir mutabakat metni ortaya çıktı. Bir kere daha ifade edelim k, İsrail’in fitne-fesat politikaları olmasa belki de Bölgesel meselelerde uzlaşma sağlanması daha kolay olacak. Lakin İsrail buna fırsat vermemek için her melanete başvuruyor… ABD-İran ihtilafında Pakistan’ın gayet başarılı bir ara buluculuk misyonu yerine getirdiğini belirtmek lazım. Bu arada başta Türkiye olmak üzere, Mısır, Suudi Arabistan ve Katar’ın da çok büyük katkılarının olduğunu ifade etmeliyiz. Özellikle Türkiye’nin oynadığı kilit rol takdire şayan…
Körfez ülkelerine gelince, belki de tarihinin en ciddi sınavlarından biriyle yüz yüze kaldıkları durumdan çıkabilmek için, daha dikkatli bir tavır içine girdikleri görüldü. İlerleyen zamanlarda da acaba bu ülkeler kendi menfaatleri bakımından daha rasyonel olanı seçebilecek mi yoksa günübirlik köksüz politikalarla vaziyeti idare etme yoluna mı gidecek?.. Orta Doğu Bölgesinin kendi problemlerine çözüm üretebilmesi ve kendi ayakları üstünde durabilmesinin ilk şartı, bugüne kadarki eyyamcı politikaları terk etmesidir. Bakalım bunu ne derece başaracaklar? Komşularla hakkaniyetli ilişkiler içinde barış ortamını tesis etmek varken, dış güçlerden medet ummak, sonunda çıkmaza ve ciddi zararlara sürüklüyor!.. Körfez ülkelerindeki Amerikan üsleri, bu devletlere etkili bir koruma sağlayabildi mi? Tam tersine kendi topraklarında barındırdıkları küresel güçler yüzünden doğrudan hedef hâline geldiler. Elbette Körfez ülkelerinin bu sakil durumu kısa zamanda hâl yoluna koyması mümkün değil. Ancak Birleşik Arap Emirlikleri'nin yaptığı gibi, tabiri yerindeyse “yuları İsrail’e kaptırmak” da akıl kârı değil!.. Siyonizm’in eşeğine binen, ceremesini de fena hâlde çeker.
Bugün Orta Doğu’da barışa kasteden ülke İsrail’dir. İsrail barışın önündeki en büyük engeldir. Gerisi teferruat...

