Kaydet
a- | +A

Hazret-i Ali sözüne devamla 'Allahü teâlâya yemin ederim ki eğer izin olsa, Tevrat'ın ve İncil'in içinde olanları haber verirdim. Beni, o ikisi tasdik ve kabul ederlerdi' buyurdu.

O mecliste biri vardı.

İsmi Da'leb Yemani.

O kendi kendine:

'Bu kişi ne garip dâvâda bulundu. Ben şimdi onu imtihan edeyim' dedi.

Ve yerinden kalktı.

'Bir sualim var' dedi.

Hazret-i Ali ona:

'Öğrenmek için sor. İmtihan etmek için sorma!' buyurdu.

? ? ?

Da'leb sordu:

'Rabbini gördün mü yâ Ali?'

Buyurdu ki:

'Görmediğim Rabbime tapacak değilim!'

Bu defa şöyle sordu:

'Nasıl gördün?'

Buyurdu ki:

'Bu gözler Onu, dünyada gördükleri gibi göremezler. Lâkin gönüller, anlaşılmaz bir hâlde görür. Benim Rabbim birdir. Şeriki yoktur. Benzeri bulunmaz. İkincisi olmaz. Mekândan münezzehtir. Akılla anlaşılmaz, yarattıklarına benzemez.'

? ? ?

Da'leb bunları işitti.

Yüzü üzerine düştü.

Bayılmıştı.

Bir müddet geçti.

Kendine gelince:

'Hak teâlâya söz veriyorum. Bundan sonra hiç kimseye, imtihan niyetiyle bir şey sormıyacağım' dedi."