Balkanlar Osmanlıdır…
Bizlere Osmanlıdan bergüzardır. Evlad-ı fatihan, tarihin ve hatıraların konuştuğu, yaşadığı, her dem yeni baştan tazelendiği diyardır. Balkanlar bizim hüzünlü tarafımızdır.
Yahya Kemal Beyatlı, “Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum” diye başlayan “Açık Deniz” şiirinde “Balkanlar’da geçen çocukluğunun oluşturduğu içsel hasreti, tarihsel vizyonu ve sonsuzluk arayışını” vurgulamaya çalışır ve kendisini olgunlaştıran ruhun Balkan topraklarında bulunduğunu söyler.
Balkanlar, Türkiye için bir ruh ve gönül coğrafyasıdır.
Bir coğrafya, nüfusuyla nüfuz kazanır. Ancak bugün Balkanlar'daki soydaşlarımızın durumu ne sadece nostaljik şiirlerle ne de hamasi sözcüklerle açıklanabilecek oldukça karmaşık ve sorunlu bir sarmalın içinde çözüm bekliyor. Balkanlar, 2026 yılı itibarıyla sessiz ama derin pek çok yapısal krizle, asimilasyon politikalarının modern türevleriyle ve demografik bir erime tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor!
Farklı ülkelerin baskıcı sayım yöntemlerine rağmen, Balkan coğrafyasında bugün 1,7 milyondan fazla yerleşik Türk yaşıyor. En yoğun nüfus Bulgaristan, Kuzey Makedonya, Kosova ve Batı Trakya hattında bulunuyor. Resmî verilere göre 500 bini aşan nüfusuyla ülke genelinin yüzde 8,8'ini oluşturan Türkler, Bulgaristan’da en büyük azınlık olarak görülüyor.
Kuzey Makedonya’da ise resmî rakamlar Türk varlığını toplam nüfusun yüzde 3,98'i olarak gösterse de saha gerçekleri bunun çok çok üzerinde. Ve resmî rakamlarla gerçekler kesinlikle örtüşmüyor!
Ancak bu nüfus gücü, son yıllarda üç büyük yapısal krizin kıskacında ciddi yara almaktadır. Balkan Türklerinin en büyük yapısal sorunu, doğrudan fiziksel baskı boyutundan ziyade "Büyük Batı Göçü" ile coğrafyada yaşanan demografik boşalma. Bölgedeki kronik ekonomik durgunluk ve istihdam yetersizliği nedeniyle Müslüman ve Türk olan genç nüfus, köklerinden, kasabalarından ve şehirlerinden çıkıp Batı Avrupa ülkelerine yöneliyor!
Dolayısıyla Türk yerleşim yerleri hızla yaşlanıp ıssızlaşıyor. İkinci büyük tehdit ise eğitim ve dil asimilasyonu! Makedonya ve Kosova’da Türkçe eğitim veren okullarda fiziki yetersizlikler âdeta kronikleşme evresine girmiştir. Bazı bölgelerde soydaş topluluklar, idari baskılar ve bürokratik engeller nedeniyle nüfus sayımlarında kimliklerini farklı yazdırmaya zorlanıyor.
Üçüncü büyük sıkıntı da örtülü İslamofobi ve mülkiyet gaspları... Karadağ ve Bulgaristan gibi ülkelerde vakıf mallarının iadesi süreçlerindeki tıkanıklıklar, kültürel mirasın izlerini silmeyi amaçlıyor. Yunanistan ise çok daha sert bir politika izliyor! Turistik amaçlı ülkeden çıkan Türk soylular çoğunlukla ülkeye giriş yapamıyor ve vatandaşlıktan çıkarılıyor. Bir Türk’ün mülkünü diğer bir Türk’e satması ya kısıtlanıyor ya da devlet satın alıyor!
Ankara’nın Balkanlar politikası TİKA, YTB ve Yunus Emre Enstitüsü ile kültürel diplomaside güçlü bir dönüşüm yakalamıştır. Ancak gelinen noktada köklü bir strateji değişikliği gerekmektedir.
Türkiye, artık "kültürel korumacılıktan ekonomik hamiliğe" geçmenin şartlarını sağlamaya yönelik somut adımlar atmalıdır. Soydaşlarımızın göç etmesini engellemek ve onları doğdukları topraklarda tutabilmek için yatırım odaklı teşvikler devreye sokulmalıdır. Gostivar, Kırcaali, Manastır, Prizren, Tetova, Üsküp vs. şehirlerde sadece tarihî eser restorasyonuyla iktifa edilmemelidir. Türk iş adamlarına bu bölgelerde fabrika ve iş yeri açmaları için devlet eliyle "Balkan Özel Teşvikleri" sunulmalıdır. Genç soydaşlarımıza kendi topraklarında sürdürülebilir istihdam oluşturulmalıdır.
Türkiye’nin Balkanlar'da Uluslararası Saraybosna Üniversitesi (IUS), Uluslararası Balkan Üniversitesi IBU ve Tiran New York Üniversitesi (UNYT) olmak üzeri toplam üç üniversitesi bulunuyor.
Bunun yanında fiziksel anlamda ilk ve orta dereceli okulların eksikliklerini kapatmak adına Türkiye, Balkanlar'daki Türk çocukları için uluslararası bir dijital eğitim platformu kurmalıdır. Türk Devletleri Teşkilatı vizyonu çerçevesinde, ortak teknoloji kampları ve kodlama akademileri Balkan gençliğine de ulaştırılmalıdır.
Hasılı, Ankara’nın caydırıcı gücü ve hamiliği, Balkan Türkü'nün o topraklardaki en büyük ve yegâne hayat sigortasıdır. Murat Hüdavendigâr’ın, Fatih Sultan Mehmed’in, Yıldırım Bayezid’in Balkanlar'daki "Evlad-ı fatihanını" yaşatmak; bundan böyle fabrikalar kurarak, dijital sınıflar açarak ve masada tavizsiz durarak mümkündür.
Ankara’nın bu anlamda gereğini de gerekeni de yaptığından, yapacağından eminiz...

