Kaydet
a- | +A

Bir gün hazret-i Ebû Bekr (radıyallahü anh) Hazret-i Fahr-i âlem (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizle birlikte oturuyorlardı.

Bir edebsiz geldi.

Ebû Bekr'e dil uzattı.

Yakışıksız sözler söyledi. Hakâretler etti.

Server-i âlem (aleyhisselâm) bir şey demez, tebessüm ederdi.

O edebsiz devam etti.

Giderek haddi aştı.

O vakit Hazret-i Ebû Bekr (radıyallahü anh) gadaba geldi.

Edebsize cevap verdi.

Birkaç söz söyledi.

Lâkin bu, Efendimize hoş gelmedi.

O yeri terk ettiler.

Hazreti Ebû Bekr şaşırdı.

Ne yapacağını bilemedi.

Peşinden koşturdu. Efendimize yetişip;

"Yâ Resûlallah! O hayâsız bana karşı edebsizlik ederken sükût buyurup bir şey söylemediniz. Ben cevap verince kalkıp gittiniz. Sebebi nedir" diye sordu.

Merak ediyordu.

Resûl-i Ekrem;

"Yâ Sıddîk! O hayâsız sana dil uzatmaya başlayınca, Hak teâlâ bir melek gönderdi. O edebsizi susturup kovacaktı. Ama sen gadaba gelip de cevap verince, o melek gidip, yerine iblîs geldi. İblîsin olduğu yerde ben durmam" buyurdu.

Hazret-i Sıddîk üzüldü.

Ve çok özür diledi.

O gün karar aldı.

Ağzına taş koyardı.

Taş, yedi dirhemdi.

Devamlı ağzında tutardı.

Bir şey diyecek olsa, düşünür, tefekkür eder, hayırlı olduğunu anlarsa, ağzından taşı çıkarıp o sözü söylerdi.

Sonra yerine koyardı.

Yedi sene böyle yaptı.

> www.gonulsultanlari.com Tel: (0 212) 454 38 10 www.siirlerlemenkibeler.com