Siyasete girdiği sırada "İş ehline verilir" diye sevindiğimiz, sonra kendisine uygun görev verilmediği için üzüldüğümüz (Nihayet bir Ali-Cengiz hüneriyle Meclis''e sokulmayan) sayın İlhan Kesici ile, Türk Edebiyatı Vakfı''mızda sohbetteyiz. Kulağımızda son günlerin bir "Hasta adam" lâfı var. 19. yüzyıl başlarında galiba, Osmanlı''yı, artık kolay yutulacak bir lokma olarak görmeye başlayan Rus Çarı''ndan gelmektedir. "Düvel-i muazzamanın" bizi yargısız infazla idam için toplandığı bir Avrupa şehrinden duyurulmuştur.
Sayın Kesici''ye sordum:
Rus Çarı''nın uğursuz ve küstah kehanetini, şimdi de bize ikide bir dar papuçlar giydirmek üzere ayak ölçümüzü almaya gelen bir IMF yetkilisinden duymamıza ne dersiniz? Türkiye''miz için "Hasta adam" kehaneti, Osmanlı devrimizde olduğu gibi gerçekleşir mi Allah saklasın! Doğrusu bu düşmanca yakıştırmanın söylenmesi dahi hasta etti beni. Adam, bu meş''um boyaları sırf ekonomik olarak mı, yoksa devlet varlığımızın tümü için mi söylüyor?
Yok beyim, IMF gayet ciddidir, bunların politika gevezeliği veya nükte yapmaya kalkmaları imkansızdır. Dosdoğru hesaba kitaba uyarak söylerler:
Yani siz, ağızdan kaçmış gibi görünen bu sözleri, 150 yıl önceki kadar vahim mi buluyorsunuz?
12 Kasım 1999''da, Türkiye gazetesine verdiğim beyanatta bunu açıklamıştım. Bugün Türk Edebiyatı Vakfı dinleyicilerine de aynı vahameti hatırlatacağım. İçinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntı, 1850''lerde başlayıp da 1930''da "Osmanlı borçlarının tasfiyesi" ile sona erenden daha az tehlikeli değildir. Onun için devlete ve bütün iç ve dış ilgililere o vahamet ölçüsünde dikkatli, hassas, tedbirli olmayı öneriyorum. Tasarrufa, hesap kitaba, uzak görüşe hatta feragata, ekmek ve su kadar muhtacız?
Bir misalle açıklasanız...
Mesela yeni bütçede bütün üniversitelerin harcamaları için bir katrilyon lira ayrılmış. Yani Türkiye''nin istikbali demek olan bir milyon insan için (öğretim üyesi, öğrenci, uzmanlar, memurlar vs.) bir trilyon. Bu parayı böldüğünüzde, sadece 19 günlük, iç faiz ödemelerini karşılar. Bir de "Türkiye''nin istikbali olsun!" diyoruz. Böyle bir halin devam etmesi mümkün değildir.
Devlet Planlama Teşkilatı''ndaki ve meslekteki hesap alışkanlığınızdan olacak, her derdimizi rakamlarla ne güzel anlatıyorsunuz.
Hasta Adam''lığımız, bütçeyi aşan açıklarımızla yine de ayakta duruş mucizemizi de kasaya yatırsak, kimbilir elde ne kalacak? Hepsi de bu iç faiz engellerinden mi? Garip şey hükümetlerimiz mücadele ettikçe, her yıl daha beter artan bu faizler enflasyonunu hiçbir hesap-kitap durduramıyor. Bu yıkımın çaresi bulunamıyor. Bütçesel hikmet-i hükümeti önleyecek çareler hak getire! Ne yazık, mucizelerle hesap-kitap birarada olmuyor. Bir arkadaşımızın size sorduğu gibi: "Biz batıyor muyuz acaba?"
Her halde, hiç kimsenin başedemediği bu "ıslahat" konusunu ayrı bir sohbette görüşeceğiz. Ayrıca meşvedeceğiz ki sayın İlhan Kesici, bu konuyu şimdilik (yeni mucizeler beklediğinden olmalı) milletimizin sabrına bıraktı.
Heyhat! "Demirin kömürle bilenemeyeceği" atasözüne inanan sayın Kesici, "kıştan sonra karakış geleceğini" milletvekili olduğu zamanın, rahat başbakanına söylediği zamanki kadar emin konuşuyordu.
Sevgili okuyucularım da hesaplasınlar. TBMM''den çıkacak 2000 yılı bütçemizin, tamamı 47 katrilyondur. Bunun 21 katrilyonu ile ancak iç borç faizlerini kapatıyoruz. Görün bakalım elde ne kalıyor?

