Türkiye''deki insan ve çocuk çehresiyle tanıdığımız Clinton için ivazsız, çıkarsız neler yazsak olacak. Milletine ve başka milletlere zulmedenlerle onları seven devlet adamları hemen ayırdediliyor gibi, ne dersiniz? Clinton''ın iyilik, dostluk, yarenlik için geldiği sanki alnına yazılmış. Böyle adam yüzüne ne kadar hasretmişiz ki bize öyle geliyordur da denilebilir. Sahi, içinizden türeyen büyük, orta, küçük yöneticiler, âmirler, para babaları malûm. Benim merakım: Dışardan bizi "Türkler" diye görmeye gelenler de asık surat talimi yaparak mı geliyorlar? Herhalde, biz olunca gülme, samimiyet yarenlik terbiyesi, müsaadesi de vermiyorlar.
Türk dediğin gülmeye lâyık değildir, onun için demokrasiye de lâyık değildir diye mi düşünüyorlar? Ne hikmettir! Gerçekten ümit bağladığımız hizmeti, iyiliği geçmiş adamlarımızı da bizi sanki öldürecekmiş gibi öfkeli, asık yüzlü yapıyor, öyle tanıtıyor, öyle resmediyorlar? İçi güleç olsa da, suratından şiddet saçılmalı velhasıl Türk ondan korkmalı diye inat ediyorlar. Zelzele yıkıkları arasında, kucağına tutuşturulan, Erkan Işık isimli yedi aylık çocukla Clinton''ın muhabbetini TV''lerde siz de gördünüz. O ne benzersiz, yani benzerini, hiçbir yerli yabancı insanda görmediğimiz samimiyetti o? Ne kadar tabii sevişiyordu çocukla ABD Başkanı? Yani insan, hiçbir rol gayretiyle, o samimiyeti, o doğuştan içtenliği başaramazdı. Çocuğun, suratını, burnunu, boynunu okşayışı ile Bill efendi ne kadar mestti öyle. Tıpkı askerden izinli dönen bir babanın yeni doğan çocuğunu okşayışı gibiydi. Yalnız o çocuğa mı? Yaşıtlarına da, kendinden yaşlılara da, gençlere ve hanımlara da o minval üzre idi. Her hali alıştığımızdan başkaydı işte. Gerçi her Amerikalı Başkanın, başkan yakınlarının, bakıcılarının Bill Clinton olamayacağını ben de biliyorum. Bu kadar tabii olabilmesi de kolay değil ama... Onun yaptığı bizim birçok zevatta olduğu gibi rol icabı yapmak da hiç olacak şey değil. Clinton''ı, bizim başımızda, bizim önümüzde, yanımızda tutmak elbette mümkün değil. Geldi gidecek, o halde ne yapmalı? Habire "devrim, reform, inkılab, tanzimat, ıslâhat, yenilik, değişim" yapanın, lâfına pek düşkünüzdür. Buna rağmen her zulüm ve şiddet bizde yine de eski hamam eski tastır ya... Şimdi, diyorum biz sahiden bir tebessüm devrimi yapsak, Clinton''a benzer samimi, güler yüzlü, şakacı, hatta muzip insanlar yetiştirmeye çalışsak... Ama korkusuz, riyasız, kazık atmayan, tam güvenilir gönül adamları... Bana öyle geliyor ki, candan tebessümler olmadan, candan adamlar olmadan demokrasiyi de biz başaramayacağız? Çünkü neden biliyor musunuz? Surat asmak, kendini büyük adam sanmak, ben olmasam dünya yıkılır, hiçbir şey düzelmez diye düşünmektir. Halkımızın dediği gibi: "Alçak dağları (hâşâ) kendisinin yarattığını" sanmaktır. Dinleyin beni; asık suratlıdan adam çıkmaz. Müslüman da, devrimci de yönetim ve tacir de çıkmaz. Kendi kendimizi aldatmayalım artık... Ah nolaydı, nolaydı? Bu adamlar, gerçekten eşsiz olan milletimizi ille de adam etmek devrimi yapacaklarına, sadece güler yüz, temiz vicdan devrimi yapsaydılar? Belki o zaman gülmesini bilip de milletini mutlu eden birçok adamımız olurdu.

