Özlemi öğrendim Derya. Ve seni çok özledim. Aslında hep biliyordum özlemin sözlük anlamını ve seni hep özlüyordum. Sadece yiğitliğe yediremediğimden, seni havalara sokmamak için söylemiyordum.
Öğrendiğim daha neler var, bir bilsen canım benim. Geleceğe umutla bakmayı öğrendim. Arada bir efkârlanıp ağlasam da eskiye nazaran daha umutluyum geleceğimden. Kimseden yardım, torpil beklemiyorum artık. Kendi tırnaklarımla tırmanacağım oraya. Seninle paylaşamayacağım bir geleceğim olsa da, biliyorum bir yerlerden bana bakıyor olacaksın ve oradan gurur duyacaksın benimle. İşte benim arkadaşım diyeceksin. Tıpkı benim dediğim gibi...
Burada arkadaşlık, özellikle dostluk sezonu öldü. Ne kadar çok vericiysen, o kadar iyi dostsun burada Derya. Ne garip o kadar istememene, kızmana rağmen sana hiçbir zaman Derya dememiştim Güldane. Ama bu mektupta herşey istediğin gibi olacak. Çünkü bu sana son mektubum.
Ben seni öyle sevdim ki Derya. Ne aramızdaki tatsızlık, ne de kilometrelerce uzaklık koparamadı beni senden. Söyleyemedim sadece hislerimi. Ve farkedemedim senin de hislerini. Ne kadar aptalmışım ki farkedemedim beni ne kadar çok sevdiğini. Mektuplarını okurken, her satırındaki özlemi hissetmedim ben. Her satırında iğneleme, kinaye sezinlemiştim o zaman. Şimdi onları tekrar okuyorum da, ben de seni, ben de seni...
"Acılar özlemekle, özlemekse sevmekle başlar. Dilerim sevsen de hiç acı çekmezsin" demiştin. Sevdim, feci halde sevmişim seni ve hâlâ özleyip acı çekmekteyim.
Ne şanslıydım, değil mi? Üniversiteyi ilk yılımda kazanmıştım, bir adım öndeydim senden. Kalan sen olmuştun ve çok acı çekmiştin, yeniden başlamak bensiz zor olmuştu. "Umarım her ilişkide kalan değil de giden sen olursun" demiştin ya! Şimdi kalan benim ve sen çok adım öndesin benden. Yeniden nasıl başlarım bilemiyorum. En sağlam görüntümün altında, akşamları mektuplarını ve şiirlerini okuyup kederleniyorum. Benim önüme geçtin, çok önümdesin ve ben sana ancak nasıl yetişebilirim biliyor musun?
Gölcük''ü vuran o depremin Ankara''ya gelmesiyle...
Tuğba- ANKARA

