Frederic Beigbeder, reklam totalitarizminin diktatörlerden daha acımasız olduğunu anlatırken şöyle diyor: "Reklam insanlığı köleleştirmek için, düşük profilli olmayı, esnekliği, ikna metodunu seçti.
İnsanın insana egemen olduğu günden beri ilk defa, karşısında özgürlüğün bile işe yaramadığı bir egemenlik sisteminde yaşıyoruz.
Tersine sistem bütün kozlarını özgürlük üzerine oynuyor; en büyük buluşu da bu zaten.
Her türlü eleştiri yararına oluyor. Sistem size kibarca boyun eğdiriyor.
Her şey serbest.
Sistem hedefine ulaştı, itaatsizlik bile bir itaat biçimi haline geldi."
...
"Ben reklamcıyım. Asla sahip olamayacağınız şeylerin hayalini kurduran adam... Son kampanyamda itelediğim rüyalarınızın arabasını satın almayı başardığınızda, ben onu çoktan demode etmiş olacağım. Ben üç model önden gidiyorum ve her zaman sizi hüsrana uğratmanın bir yolunu buluyorum.
Cazibe, büyüleyiclik, attığınız her adımda sizden biraz daha uzaklaşan o masal ülkesinin adıdır.
Sizi yenilik bağımlısı yapıyorum.
Yeniliğin avantajı hiçbir zaman yeni kalmaması. Her zaman bir öncekini eskitecek yeni bir yenilik bulunuyor. Salyalarınızı akıtmak.. İşte benim kutsal görevim bu.
Benim mesleğimde kimse mutlu olmanızı istemez, mutlu insanlar tüketmezler."
....
TV dizilerini ve programlarını hep birilerinin örtülü şekilde kontrol ettiği şüphesi vadır bende.
Bu nasıl bir güç ve kontrol metodudur ki, aksine birşey yapmak isteyen hüsrana uğrar.
Herşeyi akıntıya göre dizayn etmek zorundasınızdır.
Mutluluğu onlar tarif eder.
İdeal bir evin nasıl olacağına onlar karar verir.
Mutfağınızı onlar dizayn eder.
Nasıl giyineceğinize onlar karar verir.
Onların karar verdikleri üretilir, satılır.. Onların kararına göre insanlar boçlanır, hüsrana uğrar..
Onların kararına göre kariyer yapılır.
O kadar da değil diyeceksiniz ama bana kalırsa onların kararına göre oy verilir.
Onların kararına göre insanlar tercihlerini özgür olarak yaparlar.
Onların kararıyla öfkelenir, onların kararıyla vurdumduymaz olurlar.
....
Bu işi o kadar usturuplu yapıyorlar ki, anormal şeyler normal, normal şeyler anormal gibi oluyor.
Tutarsızlıklar göze batmıyor.
Eskiden köyde yaşayanlar bunların tasallutundan kurtulabilirdi.
Köyün yolu ve elektriği de yoksa insanların huzuru bozulmazdı.
Televizyondu, çok kanaldı, internetti derken herkes hedefe girdi.
Direnme imkanı yok gibi.
Sorgu odasında uykusuz bırakılan sanıklar gibi bir müddet sonra şuur bulanıyor, herkes çekim alanına giriyor.
İnsanlar uyur gezer halde.
İnsanlığından çıkmış halde.
Koşanı da, yatanı da çalışanı da, kazananı da, kazanamayanı da..hortumun çekim alanında..
Huzursuz ve tedirdin.
Akılla, zekayla çıkış kapısını bulmak mümkün değil.
> TV öyle bir güç ki, mutluluğu onlar tarif eder, mutfağınızı onlar dizayn eder, ne giyeceğinize onlar karar verir...

