Eskiden seçiyor olmayı ne kadar severdik.
Hatta derdik ki, "bak ne güzel, belediye başkanlarımızı seçiyoruz.. Valilerimiz niye merkezden geliyor? Onları da biz seçelim.." Atanmışlar seçilmişler ayırımının revaçta olduğu bir dönemde olmuştu ama kastedilen belediye başkanı vali ayırımı değildi.
Bana bir de şimdi soran olsa, ne fark eder, belediye başkanları da merkezden gelsin, düzenimizde hiçbir değişiklik olmaz..Hiçbir şeyiniz eksik kalmaz. Belki daha iyi olur, gürültü şamata azalır, derim. Filan ilin falan ilçesinde oturuyorsunuz. Orada hangi parti adayının kazanacağı üç aşağı beş yukarı belli. Belli olmayan o partinin kimi aday göstereceği..Öyle yerler vardı ki, aday adayı sayısı 20''ye ulaşıyordu. Merkez birini seçecekti, seçti...Biz de seçileni seçeceğiz. Merkezin bu seçimi hangi kriterlerle yaptığı, sizin için çok önemli mi? Benim için değil. Temayül yoklamasıymış, ilin, bölgenin özel durumuymuş..Bunlar dikkate alınırmış.. Bunları sizin için dikkate almıyorlar ki. ... Parti merkezlerinin devre dışı kaldığı bir seçim olsa.. Canım ne gerek var seçmeye, doğrudan tayin edin, iş bitsin demem. Aday adayı olmaz. Dileyen herkes aday olur. İster partiden, ister bağımsız..İsterse aynı partiden on kişi..En çok oy alan ikisi ikinci tura katılır, işte o zaman seçim yapılmış olur. Bir zamanlar ön seçim modası vardı..Ön seçimi parti delegeleri yapardı.
Sonra bu işi üç beş delegeye bırakmak olmaz..Üyeler seçsin denildi..Sonra partiler o zahmetten de kurtuldu, doğrudan tayin etmeye başladılar. Teknik olarak bizim yaptığımız en namuslu seçim muhtar seçimi. Kendine güvenen herkes aday olabiliyor. Aday adayı yok. Merkezin kararını beklemek yok. Seçim muhtarlık seçimi gibi olur. Merkezden gelen kararı bekleyerek olmaz. Ben böyle düşünüyorum ama dert etmiyorum..Keşke böyle olsa gibi bir derdim yok.

