İlk gün: İngiliz takviyeli ayaklanma teşebbüsü olabilir. Cumhurbaşkanını ön plana çıkarmak istiyorlar.Cumhurbaşkanlığı işi yatar. İkinci gün: Muhtemelen Amerika ile bazı konularda aramızda ihtilaf var.. Elektroşokla kendimize gelmemizi, toparlanmamızı, bazı konuları yeniden düşünmemizi istiyorlar. Üçüncü gün: Tamam, bu işi kimin tezgahladığından ve ne istediğinden emin değliz ama şunu anlamış olduk: Adamlar isterse ülkemizi 24 saatte yangın yerine çevirebilecek haldeler. Bu işin kurtuluşu ve keşkesi yoktur. İçerdekileri ikna ile, sağduyu daveti ile, görünürdeki gerekçeleri bertaraf etmek için geri adım atmakla ilgisi yoktur. Dördüncü gün: Acaba bizim devlet mi diğerlerini tehdit ediyor. Bu ülke yangın yerine dönerse bizden çok siz kaybedersiniz. Ayak sürümeyi bırakın ve işin ucundan tutun. Beşinci gün: İlk kıvılcımı başkaları çıkarmış olabilir. Ama devletimiz kontrollü bir gerginliğin geçiş sürecinde işe yarayacağını farkedip az hasarla, ufak bir bedelle başkalarının başlattığı eylemlerden istifade etmeyi düşünüyor.
...
İnsanın böyle gelgit akıllı olması nedendir? Bilgi yetersizliğinden olabilir.
Bu tarz konulara uzaklığından olabilir.
Bugün geriye doğru baktığım zaman, ihtimallerden üçü de mantıklı ve makul geldi.
Tabii gönül kontrollü bir gerginlik olabilir ihtimalinden yana.. Kontrollü gerginlik ne işe yarar. Yapıyı dönüştürmeyi kolaylaştırır. Başkaları dönüşümü iç harple, ülkeyi yakıp yıkarak yapıyor..Bizimkiler as hasarla, az zayiatla, yapmış olur. Cana geleceğine mala gelsin misali.
...
Yüksek perdeden afaki ihtimalleri bertaraf edip işin görünür kısmına bakınca bu işin (kavganın) tarafları çok net değil.
İktidar partisine karşı olanlar, uygulamalarından bıkıp bunalanlar ile bağlıları ve menfaatlenenleri arasındaki bir kavga gibi görünmüyor. Saflar net değil. Bu kavgada MHP, BDP, AKP aynı safta duruyor.
....
Yine yalın düşünüldüğü zaman insanların büyük ekseriyetinde bıkmışlık ve bunalmışlık var. Yüzler iyice eskidi. On yıl boyunca aynı insanları aynı sloganlarla hergün ekranda görmek kolay değil. Kamuoyunun çocuksu bir tarafı da vardır. Çabuk bıkar. Oyalanacağı yeni şeyler bulamazsanız bunalır. İlk fırsatta ve makul bir bahanede içini boşaltacağı yer arar. Soluklanacak kanal bırakmadılar.
Fütursuzluk ve hükümran eda insanları rahatsız eder hale geldi. Mağdurlar mağrur oldu. Muhalif kanal kalmadı. Ben 2007 yılında Tuncay Özkan'ın sabah akşam söven kanalının ikitidara dolaylı yoldan hizmet ettiğini, öfkelenen insanların enerjisini zararsız yoldan toprağa akıttığını söylediğim zaman sövmenin neresi destek diyenler olmuştu.
Bu badire sağ salim atlatılırsa insanların şikayetlerini, öfkelerini zararsız ziyansız yollardan dile getirebilecekleri kanalların kurulması lazım.