Kaydet
a- | +A

Bizde her türlü psikolojik rahatsızlığın eşittiri delilik olarak anılır. İşin içine genlerimizdeki şan ve şerefi de (sanki bu vasıflar genetik) katınca rahatsızlıklarımız kabul edilemeyecek bir hal alıyor. Hepimiz biraz rahatsızız, ama rahatsızlığımızı değil başkalarına, kendimize bile itiraf edemiyoruz. İtiraf edebilsek çözüm yolu aramamız bile başlı başına ilaç olacak. Yeterince yaşanılmamış bir çocukluk.. Sıkıntı ve yokluk içinde geçen gençlik yılları.. Biraz haset, biraz hasret.. Sonra, sonradan görmeyle birebir örtüşen orta yaş dönemi.. Hasreti çekilen ne varsa, çocuklarda telafisine gitme yolu.. Türk insanının hükmetme, emretme, imtiyaz arama, gücünün yettiğine "höt!" deme arzusu nereden geliyor? Sonradan görmeden, orta hallisine, fakirine kadar hemen her ailede adam yerine konulmadan büyütülen çocuklar.. Adam yerine koymayı her türlü ihtiyacın karşılanması, canımla, cicimle büyütmek, şımartmak yahut disiplin altına alıp bir kalıba oturtmak mı zannediyoruz? Sıkıntı içinde büyüyenlerde de başka dertler çıkıyor ortaya.. Şuuraltı emretme, hükmetme, intikam alma duygusuyla kirleniyor. Kamu görevlisi veya önemli bir yönetici olduğu zaman farkında olmasa da, kabul etmese de geride kalan 30 yılın intikamını alacak tavırlar sergiliyorlar. Kendi başına iş yapıyorsa, herkesi sıraya dizecek bir konuma gelememişse kazanmayı ve göstermeyi tek çıkış yolu zannediyor vs. Okullar da aynı.. Ailelerden beter.. Basmakalıp tekerlemelerle yıllar heba ediliyor. Çocuklar, Ahmet olmanın, Ali olmanın, Ömer olmanın, Ayşe olmanın mutluluğunu yaşayamıyor. Öğretmenleri de yaşayamamış. Çoğu, "keşke başka bir şey olsaydım" diyerek oraya gelmiş.. Bu işler belki iki nesil sonra nispeten oturur. Bugünden yapılabilecek iş bu rahatsızlığın tahribatını asgariye indirmek ama kafa yoracak mecalimiz yok. Vatan savunmaktan vatandaşa sıra gelmiyor!

ANASININ KUZUSU KKTC''de ne kadar soydaşımız yaşıyor? Unutmadan, sayın Rauf Denktaş''a geçmiş olsun dileklerimi arzederek devamını getirmek istiyorum. Tam sayıyı bilmiyoruz, zaten ne kadar olduğu önemli de değil. Yine bir kötülük yaparak şunu sormak istiyorum. Orada yaşayan soydaşlarımıza Kıbrıs''ta bir çözüme gitmek için Anavatan olarak bizim ne düşündüğümüzü, Rum kesiminin ne düşündüğünü, AB''nin ne düşündüğünü şıklar haline getirip, "Size göre hangi yoldan gidilmeli?" diye sorsak.. Büyük ekseriyet hangi çözüm yolunu tercih eder? Bu birinci soru. İkinci soru, onların tercihini sormak bizim işimize gelir mi? Yani, "Ne yapalım, madem böyle istiyorsunuz, hay hay" mı deriz.. Yoksa, "Siz bu yavru vatan için neyin iyi olduğunu bilemezsiniz. İyiyi biz bulup önünüze koyacağız" mı deriz? Eğer referandum işimize gelmezse şöyle de diyebiliriz: "Soydaşlarım, daha Anavatandakiler vatan için neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmiyor.. Siz yavru vatan olarak nasıl bileceksiniz?"

ÖNE ÇIKANLAR