Dengir Mir Mehmet Fırat, DTP ve açılım konularının tartışıldığı bir programda şöyle bir laf etti: "Yaklaşık on yıldır parlamentodayım. Üç yıl muhalefet milletvekilliği yaptım. Muhalefette iken ülkenin problemleri için o kadar güzel çözümlerim vardı ki, hangi problem olursa olsun üç dakikada çözüm üretiyordum. 7 yıldır iktidar partisi milletvekiliyim. Uzun yıllar partinin üst yönetiminde bulundum. İktidar olunca gördüm ki, işler bizim muhalefetteyken zannettiğimiz gibi değilmiş. İş yapmak kolay değil. Burada iktidarın iş yapması, bir konuda karar alması, bir cambazın elinde uzun sopası ile ip üstünde düşmeden yürümesi gibi bir şey..." Ben üç dört ayda bir takıntı halinde vergi konusunu hatırlatırım. Artık herkesin ezberlediği oranlar var. Devlet kasasına giren paranın yüzde 70''i dolaylı vergilerden geliyor. O büyük maliye teşkilatı, denetimler, defter tutmalar, cezalar, harıl harıl çalışmalar hep yüzde 30''luk gelir için. Olmayacak şeydir ama yarın bir gün kamu yönetimi defter tutma işini kaldırdım. Teşkilatı da lağvettim, kim canı ne kadar vergi vermek istiyorsa o kadar versin, dese kayıp yüzde 30 olur. Bu konu Özal''ın 84 iktidarından beri 25 senedir konuşulur ama radikal bir karar alınamaz.
Bunun sebebi nedir? Hep özel sektör çalışanından vergi alınıyormuş gibi görünür, yük işverenin sırtına biner. Memurdan vergi alınıyormuş gibi görünür, devlet bizim paramızı bir cebinden alır, öbür cebine kor, adına vergi der. Küçük esnaf defter tutuyormuş gibi yapar, yarısını yazar, yarısını yazmaz..tam yazsa batar.. bunu memur bilir, amir bilir, devlet bilir, esnaf bilir hepsi mış gibi yaparak durumu idare eder. Büyük iş adamı kılıktan kılığa girer, istenirse hepsinin açığı bulunur, istenmezse göz yumulur. Vatandaş evi 100 liraya alır, tapuda 40 lira gösterir. Daha doğrusu kaç lira göstereceğine devlet karar verir. Buraya kadar anlatılanları hepimiz biliyoruz. Ben cevabını bulamadığım soruya geliyorum. Buradan bakınca çok ama çok basit bir yolu varmış gibi görünüyor. Herkes vergi mükellefi, olacak. Ve mükellefe denilecek ki, teferruata boğulmayın... Cebinize giren her parayı gelir yazın. Cebinizden çıkanı gider yazın. İstisnası yoktur. Her harcamanız giderdir. Sene sonunda gideri gelirden çıkarın paranız artarsa artanın yüzde onunu alırım.
Araştırma hakkım saklı kalmak kaydıyla beyanınıza da güvenirim. Hile hurda yamukluk hissedersem ananızı ağlatırım!.. İşçinin vergisini işverenden almam. Maaşını net alsın, hepsini harcarsa vergi yok. Artarsa hesabını kendi tutar, artanın yüzde onunu öder, dediğiniz zaman..Bizim pencereden bakınca problem çözülüyor gibi oluyor. Devlet katından bakınca neden bu kadar çetrefil oluyor. Ben bu soruya 25 yıl cevap aradım.. Şöyle bir cevap buldum: Kayıt dışı ekonomi aslında rejimin çelişkilerini absorbe ediyor. Tutarsızlıklarını örtüyor. Her şey kayıt altına alındığı zaman manevra alanı daralır, hesap sorulur hale gelir. İnsanlar hesap sorar, hesap verir. Şimdi herkesin boynu bükük..Duruma göre hesap soruluyor, duruma göre hesap veriliyor, duruma göre affediliyor, duruma göre himmet ediliyor. Herkes "mış gibi" yapıyor. Bu da siyasi iktidarın değil, örtülü iktidarın işini kolaylaştırıyor. Daha akla yatkın bir cevabı olan varsa buyursun.

