Boğaz Köprüsü''nün girişinde, bir otomobil emniyet şeridinden giderken ilk şeritteki otomobilin önüne geçmek ister.. İlk şeritteki yol vermez. Bunun üzerine emniyet şeridindekiler el kol hareketi yapar.. "Sana gösteririz ulan" gibi bir şeyler söylerler.
Yol vermeyen de
torpidodan silahını çıkarır, yol isteyenlere gösterir, sonra koltuğun üzerine bırakır.
Köprü geçildikten sonra
emniyet şeridinden gidenler yol vermeyen vatandaşın önünü keser, "aşağı in biz polisiz" derler.
Gerisi alışıldık muhabbet:
Görevli memurlara engel olmak..
Silah çekmek.
Tehdit etmek..
Polis merkezine gidilir.
Orada iki gece kalınır.
Oradan savcılığa, savcılıkttan mahkemeye sevkedilir.
Mahkeme de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakır.
Yıl 998''dir.
Üç ay sonra mahkeme başlar..
Hakim davacı memurların dinlenmesine karar verir.. Davacı memurların adresine tebligat yapılır, mahkeme üç ay sonrasına ertelenir.
Üç ay sonra
davacı memurların görev yerinden gelen yazı şöyledir:
Adı geçenler filan tarihte falan ilimize tayin edildi.
Hakim falan ilimize yazı yazılmasına karar verip mahkemeyi erteler.
Üç ay sonra oradan da aynı cevap gelir:
Adı geçenler filan ilimize tayin edilmiştir.
Filan ilimize yazı yazılır, mahkeme tehir edilir.
Oradan gelen yazıda da davacı memurların görev yerinin değiştiği bildirilmektedir.
Çal aşağı, vur yukarı üç sene geçer.. Ama bir türlü davacı olanlar bulunup mahkemeye çağrılamaz. Onlar diyeceğini yazılı olarak deyip çekip gitmişler.
Gerisi hakimin işi:
Ya, "Biz ne diyorsak odur" deyip gidenlere göre kararını verecek veya davalının itirazını dikkate alacak.
Davalıya sorar:
Olay bu ifadede yazıldığı gibi mi oldu.
Davalı anlatır:
Bana birşey soran olmadı, onlar yazdılar ben imzaladım.
-Niye imzaladın?
-Bizi uğraştırma, birbirimizi üzmeyelim dediler.
-Ne demek üzmeyelim?
Bu yaşta dayak yemeyi göze alamadım. Ben dayak yersem onlar üzülürmüş.
.........
"İlgili kurumdan sorulmasına..."yla
başlayan mahkeme celseleri bir türlü karara bağlanamıyor.
Bir yıl, iki yıl, üç yıl, bazı hallerde on yıl.. Bu işin adından başka nesi adalet olur?
Bu olayda aranan davalı değil, davacı..
Hakim , "Bulun getirin şunları.. İki gün içinde gelmezlerse dava düşer" diyebilse ya gelirler ya da düşerse düşsün derler.
Adaleti nezarethanelerden, dipçik korkusundan, ekran linçlerinden,
"posta yoluyla sorulmasına" laçkalığından kurtarmak kimin işi?
Ara sıra da anket yaptırmak lazım:
Bu ülkede adalete inanan kaç kişi var?

