Önceki gün Büyük Millet Meclisi''nde Derviş''in şortu tartışıldı.Gündem dışı söz alan bir milletvekili, "Hazine Bakanı sabahları kısa donla tenis oynayacağına köylülerin dertlerini dinlesin" dedi. Bir başkası müdahale etti: "Bakanın şortuna don diyemezsiniz." Başkandan bu milletvekilini ikaz etmesini istedi. Başkan müdahale etmedi. Milletvekili, şortun yabancı kelime olduğunu, mecliste özbeöz Türkçe konuşulması gerektiğini, "don"un da Türkçe olduğunu söyledi. Aslında güzel bir konu.. Bir program açıklanıyor. Meclisimizin büyük üyeleri programın ne getirip ne götürdüğüyle ilgili değil. Kafayı programı hazırlayanın donuna takmış. Yani birisi programı nasıl buldunuz diye sorsa, "İyi de don ne olacak?" diyebilir Bu tiplere yaranmak da zordur. Meclis kafayı dona takınca, dikkat ettim, Derviş şortu bıraktı, eşofman giymeye başladı. ..... Bırakın donu, daha bugüne kadar programın muhtevasını tartışan bir parti sözcüsü bile çıkmadı. En akıllıları Derviş''i tartışıyor? Niye geldi, Kim gönderdi, Ne yapacak, Sanki bir gece yarısı paraşütle Ankara''ya indirdiler. Çağıran kendileri.. Görev teklif eden kendileri.. Seni destekleyeceğiz diyen de kendileri.. Şimdi ne istiyorlar?
Açıktan söyleyemiyorlar ama dedikleri şu: "Bizim kırk yıllık dümenimize çomak sokma, bırak bildiğimizi okuyalım.. Şu işin şanını, şerefini, şatafatını biraz daha yaşayalım" .... Ben Ankara''da sağlıklı düşünülebileceğine inanmıyorum. Oranın büyülü bir havası var.. İşin vahametini anlamak için Ankara dışına çıkıp mübarek ve büyük başlarını iki ellerinin arasına alıp bir kere daha düşünsünler. Hem denizin bittiğini hem de yolun sonuna geldiklerini büyük ihtimalle göreceklerdir. İşler donla geçiştirilecek kadar basit değil.

