Bazen canım sıkılınca devlet memurlarının maaş çizelgelerine bakıyorum. Harcırah mevzuatlarına, tazminatlarına, kıdem farklarına.. Artışlarına.. O kadar çetrefil hesaplar ki.. En önemli adamla en önemsiz memur arasındaki fark.. Okuyanı, okumayanı, uzmanı arasındaki farklar.. İşe başladığı tarihle kıdemli sayıldığı tarih arasındaki fark.. Yargıyla askeriye, askeriye ile polis, polis ile akademik dünya (ne demekse) arasındaki fark.. Öğretmenler, teknik adamlar, belediye kadroları.. Hep göstermelik farklar.. Nedir bu? Hercümerc hâli. İçinden çıkılacak gibi değil. Birini oynatsan hepsinin yeri kayıyor. Trigonometri cetveli gibi. Bu böyle olmak zorunda mı? Bunun bir amacının olduğunu da zannetmiyorum. 80 sene öncesinin şablonu.. Çaresizlik herkesi buraya kadar getirmiş. Kamu, iş yapılan bir yer değil, sığınak gibi. Her üç beş yılda bir ıslahat teşebbüsleri olur, taslakların hiçbirinde sadeleştirme olmaz. Birçok işi piyasanın akışına bırakırlar kamuda istihdam işini bırakmazlar. Eşit işe eşit ücret ne demek onu da anlayabilmiş değilim. Amele pazarı mı burası?
Her kurum kendi bütçe imkânlarına göre, piyasasına göre, talebe göre bu işi niye yapmıyor? Kardeşim şöyle bir kadrom var, maaşı 3000 lira.. İşine gelen müracaat etsin.
Hem memurun veya işçinin veya özel sektör çalışanının net maaşı brüt maaşı ne demek? Verirsin adamın eline maaşını, vergisiyle, sigorta kesintisiyle kendisi muhatap olur. Vergi dairesi o adamla muhatap olur. İşvereni ya da kamu kurumu vereceği maaştan vergiyi, sigortayı, harcı hurcu kesip götürüp yatırmakla mükellefse vergi dairesi neyle mükellef.. O anlı şanlı teşkilat kimin ne işine yarıyor. Seyyar satıcı kovalayan zabıta gibi esnaf mı kovalıyor. Binlerce muhasebeci, noterler, evraklar, müfettişler, yeminli müşavirler.. Ordu gibi. Topladıkları vergi harcamalarına yetmez.
Yahu kardeşim bakkal hesabı ile 100 liralık gelirin 70'i doğrudan vergi değil mi? Kimse defter tutmasın, vergi dairelerini de kapattım, canı isteyen versin desen azami kaybın 30 lira..
Devlet öyle bir yer ki, hem yamuk yumuk hem garip kutsalları var. Bunlardan biri müktesep hak. Aman efendim ne kutsal.. Gören de zanneder ki bizim devlet hak ihlalini önlemek için kılı kırk yarıyor. İkincisi kâğıt üzerindeki eşitlik.
Bugüne kadar ne olduysa oldu, bundan sonra net maaş brüt maaş yok, işe aldığıma şu kadar veririm, eskiler eski mevzuata tabi olarak emekli olur deseniz herkes ayaklanır.
Hadi sizi de yeni düzene geçireyim, deseniz müktesep hak derler. Buraların topunu kapatıyorum deseniz yine ayaklanırlar.. Hadi hep beraber batalım deseniz itiraz eden olmaz. Uyanıklar aradan sıyrılacağını zanneder. Eşitlik, müktesep hak unutulur.
Herkes fert fert vergi mükellefi olup vergisini, sigorta primini, harcını kendisi yatırmadıkça bu düzen değişmez. Çürümeye ve kokuşmaya devam eder. Yenilerini kurup eskiden kalan yerleri kapattıktan sonra yanmamış kireçle dezenfekte etmezlerse aynı hastalık yenilerine de bulaşır.
Sahte bir dünya.. Mış gibi işler.. Farkıyla, maaşıyla, kıdemiyle, itibarıyla, adaletiyle...

