Kahvehane muhabbetlerinin vazge-çilmezlerindendir.
Önemli insanlardan bahsederken, "çok şahsiyetli bir insan..filan konuda dik durdu, direndi" denilir. Yahut eğildi, büküldü denilir. Dik durmak ne demek, çok aklıma yatmaz. Belli kaidelerden sonra hayatı hep denklem, satranç tahtası, matematik problemi gibi görürüm. Dik durmak satranç tahtasında avantaj sağlamaz insanlara. Yahut ortada bir problem var ve çözülmesi gerekiyorsa işini kolaylaştırmaz. Mahalle karakolundaki başkomiserin dik durmasını anlayabilirim. Bölük komutanını da anlayabilirim. Biraz daha yukarı çıkınca artık dengeler vardır yerine göre eğilmeniz, yerine göre dikelmeniz, bazen de sipere yatmanız gerekir. Mesela, "şahsiyetli dış politika" masalı vardır. Hep söylenir de somutlaştırılmaz. Yine mesela biz Güneydoğu''da 30 yıl terörle boğuştuk. Bu bir denklemdi. Masabaşında çözülebilecek bir denklemdi. Bunu eğile büküle masabaşında çözmek mi daha kârlı olurdu, dik durup tavizsiz mücadele etmek mi daha kârlı oldu..Yahut daha az zararlı oldu. Kuzey Irak konusunda dik durmakla olacakları önceden hesap edebilmek arasındaki farkın adı nasıl şahsiyetli tavır olur. Kusura bakmazsanız kestirmeden gideceğim. Genelde aşağılık kompleksi olan insanlar son sözü söyleyen tavırlardan hoşlanır. Yumruğunu masaya vurdu, bir gürledi ki, masa sallandı, toplantı bitmiştir dedi, kalktı.. Vurdu, titretti, kalktı da ne oldu..Mesele halloldu mu? Hayır. Sultan Hamid 33 sene yumruğunu masaya vurmadan işleri idare etti, onu indirip gelenler astı, kesti, vurdu, kırdı..kırdı da ne oldu. Geçen gün tarihçi olduğunu söyleyen biri, "haklarını yemeyelim..İttihatçıların bir iyiliği oldu, millete benlik kazandırdı" diyor. Dik durdular demenin değişik bir şekli..Milleti motive etmişlermiş. Melih Gökçek sanata tükürmüştü..Ben de böyle motivasyona tüküreyim. Allahü alem siz, Ermenistan''la aramızdaki sınır kapısının açılmamasını da dik duruş filan zannediyorsunuzdur. Ben öyle zannetmiyorum. Havuçlu bulmaca gibi görüyorum..Açarsanız varacağımız yer şurasıdır, açmazsanız burası..Nereye gitmek istediğinizi biliyorsanız mesele yok..Bilmiyorsanız Kuzey Irak''ta olduğu gibi, Güneydoğu''da olduğu gibi dönüp dolaşıp gelirsiniz..Geliriz..Adı da mücadele olur. Özeti: Dik duran adam takıntısından vazgeçin. Satrancı yan yatarak da oynayabilirsiniz.. Örneği beğendiyseniz: Orkestrada enstrüman çalan adamların dik durması marifet değildir..Bir gözü şefte, öbür gözü önündeki notalarda olacak..Dik durma takıntısı varsa, orkestradan ayrılsın dağ başında istediği gibi saz çalsın..

