Anladım, seviyoruz biz bu işi.
Hangi işi seviyoruz? Sıradan bir ticari firma ile bir ülkenin ihtilafı görüşülürken müzakere aralarında dışarı çıkıp başkalarının ağzından, "Eee nihayet dize geldiler" demek nasıl bir ruh hâlini yansıtıyor olabilir.
Bu hamaset tutkusu mu, hoşa gideceğini düşündüğümüz retorik mi?
Yoksa alt şuurda azıcık eziklik var da onu bastırmak için mi böyle söylüyoruz.
Değilse o zaman kitlelere ara gazın hangi frekanstan verileceğini biliyoruz.
Son ihtimal yanlışlığına rağmen beni mutlu eder. Düşünürüm ki, aslında bizimkiler (yüce devlet erkanı) neyin ne olduğunu biliyor ama dönemin hassasiyetinden istifade etmek için işi azıcık çarpıtıyor.
Peki twitter'ın sıradan bir ticari firma olduğunu kabul ediyor muyuz? Beş on gün önce sormuştum: Twitter'ı hedef tahtasına oturtmak aslında kimi oturtmak anlamına geliyor ve ne bekliyoruz?
Bir zamanlar sosyal medyaya dahi kutsiyet izafe edenler vardı. Tahrir Meydanı'nda yoğun şekilde kullanıldığı zaman ne diyorduk: Efem, devir eski devir değil. Artık herkes her şeyden haberdar. Konvansiyonel medya asılıp kasılmasın. Hüsnü Mübarek'in tahtından indirilmesinde Facebook ve Twitter'ın payı büyük. Mısırlı kardeşlerimiz bu sayede şeyetti...
Sonra ne oldu? Sosyal medya Gezi Parkı'na gelince o kadar da iyi bir şey olmadığını fark ettik. Etmedik mi yoksa?
Ben şöyle anlıyorum: Twitter'la ihtilaf aslında Batı ile özellikle Amerika ile ihtilaf anlamına geliyor.
Yukarıda söylediğimi tekrarlayacağım: Bunu da bilerek yapıyorsak yanlıştır ama bir tercihtir. Tercihlerin bir bedeli vardır, bedel deyince kârlı da çıkılabilir, bilemiyorum.
Hesabı kitabı iyi yapmışsınızdır. Dünyanın dört bir tarafından haberdarsınızdır. İhtilaf hâlinde olduğunuz ülkelerin pes edeceği, size (bize) boyun eğeceği yeri, sınırı, günü öngörmüşsünüzdür sabırla ve nefes almadan o anı bekliyorsunuzdur. Eyvallah, saygı duyarım.
Amaaaa (burada 'ma'yı uzatmak haz veriyor) ayaklarımız yerden kesik halde stratejik derinlik hesaplarına dalmış hâlde bu işi yapıyor isek sonu iyi gelmez.
Yapayalnız kalırız.
...
Bu ihtilaftan kurtuluş harbi menkıbesi çıkmaz. Hani babaanne barutlar ıslanmasın diye torununun battaniyesini alıp kağnı arabasının üstüne sermişti ya...
Hani düşmanları denize dökmüştük. Hani silah ve mühimmat yoktu, soba borularını tepeye sıralayıp düşman top namlusu zannetsin hesabı yapmıştık.. İlkokullardaki okuma parçalarının yalancısıyım. Okuma parçalarında olmayan bölümler de var: Sonra nasıl olmuşsa İstanbul'daki işgal kuvvetleri tek mermi atmadan çekip gitmişti. "Neden İstanbul'u terk ettiler" sorusunun cevabı var mı?
İlk fırsatta Ahmet Davutoğlu'na soracağım.
Komşularla "sıfır sorun"un yolu müttefiklerle sıfır sorundan geçiyor, hamasetten değil.

