En çok neye hayıflanırım biliyor musunuz? İhtilal sonrasında, emir fermanla herkesin tek sıra halinde dizildiği dönemleri yeterince değerlendiremediğimize. Normal dönemde, toplumsal uzlaşmayla, mütabakatla, görüşerek, konuşarak, tartışarak, onun bunun sakalını tarayarak 6 ayda, 6 senede yapılabilecek bir iş; o dönemlerde iki dudak arasındaydı. Yapılsın, denilmesine bağlıydı. Kapatılsın. Açılsın. Durdurulsun. Okullar belediyelere bağlansın. İşçiler memur olsun. Bankamatik memurlarına iş bulunsun.
Memurların işvereni valiler olsun.
Bakanlıkların taşra teşkilatları kapatılsın. Masallardaki krallar gibi, iki satırlık emir yayınlamak yetiyordu. Biz bu gücü, vatanı uçurumun kenarından içerilere çekmek için kullandık. Sonra bir daha uçurum kenarına gitmesin diye teferruatlııı bir anayasa yazdık. Teferruatlııı kanunlar hazırladık.
Sonra değiştirdik, sonra bir daha değiştirdik.. Ama yine gelip bir yere takıldık, tıkandık yani. Malum, bizde devlet vatanla, hükümetler de vatandaşla ilgilenir. Yani benim keşke bu işlere de el atsalar dediğim konuları pek dert etmez devlet. Devlet Kıbrıs der, ama 30 senedir der. Devlet Kuzey Irak der. Devlet Kürt demez, Kürt kökenli Türk der. Devlet şimdi İran diyecek mi demeyecek mi bilinmez. Ve devlet ara sıra orası kırmızı çizgimiz, burası kırmızı halkamız, şurası hassas noktamız der.
Gerisine karışmaz..
> Ekoloji Ortalık kene haberlerinden geçilmiyor. Toplantılar yapılıyor, uzmanlar yol gösteriyor, tek tük ölüm haberlerine rastlanıyor. Kenelerin en büyük düşmanı tavuklarmış. Kuş gribi yaygaralarının koparıldığı günlerde taşrada, İstanbul''un kenar semtlerinde ne kadar tavuk varsa topladık. Denge bozuldu. Şimdi kenelere çare arıyoruz. Onların da kökünü kurutacak bir yol bulabilirsek, önümüzdeki sene neyle uğraşacağız, kimbilir..

